**Üçüncü Deneme**
Beyaz önlüğünü giyip masasına oturan Aylin, gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalıştı. Kapıya gelen vuruşlar içini daralttı. “Kim o şimdi? Biraz soluk alacak vakit bırakmıyorlar,” diye düşündü. Cevap vermeden kapı hafifçe aralandı, ardından bir adamın yüzü belirdi.
“Girebilir miyim?”
Aylin Hanım sert bir ifadeyle baktı. “Muayene saat iki’de başlar,” diyerek sözlerini vurguladı, sonra elindeki belgeye dalıyormuş gibi yaptı. Bir süre sonra kapıya göz attı. Adam hâlâ oradaydı.
“Size açıkça söyledim ya—” diye başladı sinirle, ama adam yerinden kıpırdamadı.
“Saat zaten iki oldu,” dedi, duvardaki saati işaret ederek.
Aylin Hanım saate baktı. Haklıydı. Zaman başlamıştı, ruh hâli iyice kararmıştı.
“Girin o zaman,” diye iç çekti.
Adam içeri girdi. Onu mesleki bir gözle süzdü. Hasta gibi durmuyordu; bakımlı, düzgün giyimli, sağlıklı görünüyordu.
“Soyadınız?” diye sordu, masanın kenarındaki dosyalara uzanırken.
“Demirci Mehmet Bey.”
Sandalyeye yayılarak oturan adam, Aylin’i iyice rahatsız etti. “Sanki kendi evinde,” diye düşündü.
İncecik dosyasını açtı, sadece iki göz muayenesi kaydı vardı.
“Şikayetiniz nedir?” diye sıkıntıyla sordu.
“Doktor Hanım, uyuyamıyorum. Gündüz işte esniyorum, gece ise gözüme uyku girmiyor. Ya uyuyamıyorum ya da uyandıktan sonra sabaha kadar dönüp duruyorum.”
“Ne zamandır böyle?”
“İkinci aydır. Karım döndü. Başka birine gitmişti, ben alışmıştım, sonra geri geldi. Atamam da, çocuğumuz var.”
“Bunlara gerek yok. İşte tahlil ve röntgen için formlar. Bunları yaptırın, tekrar gelin.”
“Şimdi olmaz mı?” diye şaşırdı Mehmet Bey.
“Yıllık kontrolünüzü yaptırmamışsınız. Bu arada tamamlayın. Stresten uzak durun. Karınız mı uykunuzu kaçırıyor? O yokken uyuyordunuz, değil mi?”
“Keşke gidebilsem, ama nereye? Küçük evimiz var, bölünmez. Karımla çocuğu bırakamam. Kiracılık da bu yaştan sonra zor. Bari bir uyku hapı yazın.”
Aylin Hanım isteksizce reçete yazmaya başladı.
“Siz de mi yalnızsınız? Yüzünüzden belli,” diye sordu birden Mehmet.
“Size ne?” diye çıkıştı.
“Belli ki sıkıntılısınız, merak ettim. Kocanız mı terk etti?”
Kalemi elinde dondu. On yıl önce kocası genç biriyle kaçmış, üç çocuğuyla yalnız kalmıştı. Büyük oğlu Almanya’ya yerleşmiş, kızı İstanbul’a gitmiş, en küçüğü de sonunda onu bırakıp gitmişti. Artık ellisine gelmiş, emeklilik ve yalnızlık kapıdaydı.
Kendini toparladı.
“İşte reçeteniz. Tahlilleri unutmayın,” dedi, kağıdı uzattı.
Teşekkür eden Mehmet Bey yerinden kalkmadı.
“Başka bir şey yoksa, bekleyenler var,” diye kapıyı işaret etti.
Sonunda ayrıldı, ama çıkarken bir kez daha dönüp baktı. Aylin bakışlarını kaçıramamıştı.
Akşam poliklinikten çıkarken biri seslendi: “Aylin Hanım!”
Arkasına döndü, Mehmet Bey’di.
“Gözlerinizdeki hüzün belli. Siz de mutsuz musunuz?”
“Ne alaka?” diye tersledi.
“Boşuna direnme. Biraz kahve içelim mi? Sohbet ederiz.”
Aylin duraksadı. Sonunda kabul etti.
Kahveden sonra şarap açıldı. Mehmet’in anlattığı fıkralara güldü, yıllar sonra ilk kez içti. Eve dönerken ona yaslandı.
Ertesi gün poliklinik önünde elinde kocaman bir çiçekle bekliyordu.
“Bana mı?” diye şaşırdı, etrafa bakındı. “Hayır, bırak beni.”
Günler geçti, Mehmet ortadan kaybolmuştu. Beşinci gün karşısına çıktı.
“Daha genç birini bul,” dedi Aylin.
“Seni istiyorum,” diye yanıt verdi.
O gece Mehmet onu öptü. Aylin direnmedi.
Altı ay birlikte yaşadılar. Bir akşam Mehmet masaya bir yüzük koydu.
“Evleniyor muyuz?” diye sordu Aylin.
“Artık boşandım. Bunu tanıştığımız ikinci gün aldım.”
Aylin yüzüğü denedi, tam oldu.
“Ellisinde aşk olmaz dediler,” dedi Mehmet, “ama yanıldılar.”
Nikâh gününe kadar içmeyeceğine söz verdiler. Ama gece yarısından sonra uyuyakaldılar.
Ertesi gün poliklinikte herkes “Tebrikler!” diyordu. Aylin olanları anlattı.
“İkinci denemede de düğmelerim sıkıştı, yine geç kaldık,” dedi gülerek.
Üçüncü denemede Mehmet onu sabah erkenden ZAGS’a götürdü.
“Bu sefer her şey yolunda,” dedi.
Ve öyle oldu. Kayıt defterine imzalarını attılar.
Şimdi mutlular. Mehmet artık uyuyor, Aylin kapı çalındığında gülümseyerek “Girin!” diyor. Belki bir gün çocukları da gelir…
**Hayat, ellisinde bile güzeldir. Yeter ki inanmayı bırakma.**




