Korkunç Bir Hata

**Korkunç Bir Yanlış**

Ayşegül acıyla uyandı. Uyanmadan önce bir şeyler görmüştü rüyasında, önemli bir şeydi ama acı onu öyle dağıtmıştı ki unutuverdi. Hiç böyle bir karın ağrısı çekmemişti, beline kadar vuruyordu.

Yavaşça yatakta doğruldu, ayağa kalkmaya çalıştığı anda keskin bir sancı daha hissetti. Çığlık atarak yere yığıldı. Dizleri üzerinde sürünerek komodinin yanına gitti, şarjda olan telefonunu aldı.

“112’yi aramalıyım,” diye düşündü, eli titreyerek tuşlara bastı. “Sakin ol, ambulans gelecek,” diye kendini telkin etti. “Ama kapıyı nasıl açacağım?” Dizleri üzerinde koridora süründü, sancı göbeğinde alev alev yanıyordu.

Kapı koluna uzandı, doğrulmaya çalıştığı anda bir bıçak saplanır gibi oldu. Gözleri doldu. İşte yalnızlığın en korkunç yanı buydu: Bir bardak su verecek kimsen olmaması değil, kurtarılman için kapıyı açacak birinin yokluğu. Dudaklarını ısırarak son bir hamle daha yaptı, kapıyı araladı ve bayıldı.

Bulanık bilincinde bazı sesler duyuyordu, ona bir şeyler soruyorlardı. Yanıt verdi mi, yoksa hayal mi gördü, emin değildi.

Gözlerini hastane odasında açtı. Pencereden gelen sonbahar güneşi gözlerini kamaştırıyordu. Başını çevirirken göğsünün altında bir ağrı hissetti. Karnı şiş gibiydi ama ağrı geçmişti.

Daha dün akşam, yine Mehmet’ten ayrılmaya çalışırken, “Böyle yaşamaktansa ölsem daha iyi,” diye düşünmüştü. Ne kocası kalmıştı ne çocuğu. Kimsesi yoktu. Hayatın anlamı neydi ki? Ama gece ölüm korkusu ona yapışmış, hayata tutunmak istemişti. Anladı ki, böyle ansızın, yapayalnız ölmek korkunç bir şeydi.

“Uyandın mı? Hemşireyi çağırayım.”

Sesi duyup başını çevirdi, yatak komşusu tombul, belirsiz yaşlarda bir kadındı; mavi zemin üzerine sarı çiçekli bir pikeyle örtünmüştü.

Kısa süre sonra hemşire içeri girdi.

“Nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu. Gençti, pembe tulumu yüzünden mi bilinmez, yanakları al al görünüyordu.

“İyiyim,” dedi Ayşegül. “Peki bana ne oldu?”

“Doktor gelince size detaylı bilgi verecek,” dedi hemşire ve çıktı.

Omuzlarına dökülen kalın, sarı bir örgüsü vardı. Hâlâ örgü yapan kızlar var mıydı gerçekten?

“Sen jinekoloji servisindesin. İki saat önce getirdiler seni. Uyuyakalmışsın kızım,” dedi yatak komşusu.

“Kızım.” Son zamanlarda markette, otobüste ona hep “hanımefendi” ya da “teyze” diyorlardı. Kendini yaşlı hissediyordu. Kırk iki yaşındaydı sadece. Belki de bu yüzden, birileri ona yeni biriyle tanıştırmak istediğinde, “Benim zamanım geçti,” deyip elinin tersiyle itiyordu. Mehmet’ten de bu yüzden ayrılmaya çalışıyor, o ise hep geri dönüyordu.

“Nasılsınız?” diye sordu içeri giren ellili yaşlardaki doktor.

“Doktor bey, bana ne oldu? Ameliyat mı oldum? Karnım balon gibi şiş.”

“Hanımefendi, sargı odasında sizi bekliyorlar,” dedi doktor yatak komşusuna.

Kadın ayağa kalktı, pikesini düzeltti ve odadan çıktı.

Ayşegül, doktorun yorgun gözlerine minnettarlıkla baktı.

“Laparotomi yapıldı size. Dış gebelik geçirmişsiniz, tüpünüz patlamış.”

“Nasıl yani?” diye bağırdı Ayşegül, yerinden fırlamak ister gibi oldu. Karın kasları acıyla karşılık verdi.

“Niye bu kadar şaşırdınız?” diye sordu doktor.

“Bana… kısır olduğum söylenmişti.”

“Bu, dış gebeliği engellemez. Hayatta her şey olabilir, inanın bana. Birkaç gün daha yatacaksınız.”

“Ayağa kalkabilir miyim?”

“Kalkmalısınız da, aşırıya kaçmayın,” dedi doktor ve çıktı.

Ayşegül duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Ona çocuk sahibi olamayacağı söylenmişti. Kocası da bu yüzden terk etmişti onu. Aslında bu, onun aldattığının bahanesiydi. “Yani hamile kalabilir miyim? Ne diyorum ben, kırk iki yaşındayım, çocuk için geç,” diye düşündü. “Keşke doktora sorsaydım.”

Yavaşça yataktan kalktı. Yerde terlikleri, yatağın kenarındMehmet’in gözlerine baktı ve “Belki de hiçbir şey için geç değildir,” dedi içinden, bu yeni hayata sarılırken.

Rate article
Lifequest
Korkunç Bir Hata