**Günlük**
Bugün pencerenin önünde durup boşalmış avluya baktım. Çiğnenmiş karların üzeri patlamış havai fişeklerin parıltılarıyla kaplıydı, çıplak ağaç dallarına yılbaşı süslerinden kalmış parçalar takılıydı. Sanki şehir ölmüştü. Herkes yorucu ve uzun geçen yılbaşı gecesinin ardından uyuyordu. İçimde de aynı boşluk vardı.
Nasıl bu kadar yanılmıştım? Neden sahteliğini hissedemedim? Şimdi her şey ortaya çıkmıştı, ama o zamanlar… Emir akıllı, sevgi dolu ve biraz da babasına kırgın görünüyordu. İşte tam da *görünüyordu*. Ben ise onun beni sevdiğine inanmıştım.
Kapının kilidi tıkırdadı, irkildim. Hazırladığım o uzun ve sert konuşma bir anda aklımdan uçup gitmişti. Arkamda sessiz adımlar durdu. Nefesimi tutarak bekledim. Emir’in sıcak nefesi boynuma değdi, tüylerim diken diken oldu.
*”Aslı,”* dedi, başını omzuma yaslayarak.
Ondan uzaklaştım. *”Bana hâlâ kızgın mısın?”* diye yumuşak bir sesle sordu. *”Ne olduğunu anlamadım. Sana öyle bakıyordu ki… Kıskançlık beni boğdu.”* Sustu, cevabımı bekledi, ama ben konuşmadım.
*”Sen de suçlusun. Ona gülümsüyor, yaklaşıyordun. Gözlerini ondan alamıyordun. Buna dayanamadım.”*
*”Uydurma,”* diye kısaca cevap verdim. *”Sadece dans ediyorduk.”*
*”Tamam, özür dilerim. Kıskandım işte. Seven insan böyle yapar.”* Omuzlarımdan tutup beni çevirmeye çalıştı, ama silkelenerek ellerini attım.
*”Aslı, gerçekten komiksin. Özür dilemişim,”* diyerek barışmaya çalıştı.
*”Özür bana değil, ona borçlusun,”* dedim ve sonunda ona baktım, ardından tekrar pencereye döndüm.
*”Hastaneye gittim zaten, denizci çocuğundan özür diledim,”* diye ekledi, gözlerinde öfke kıvılcımları parladı. Ben görmemiştim, çünkü hâlâ dışarı bakıyordum. *”Şikâyetçi olmadı, bıraktılar. Hadi unutalım bunları. Taburcu olunca gelsin, bir şeyler içeriz, barışırız.”*
Aniden ona döndüm.
*”Biz mi? Unutalım mı? İçelim mi? Hiçbir ‘biz’ yok. Ve olmayacak. Anahtarı bırak ve çık.”*
*”Öyle mi? Onu buraya mı getireceksin?”* Yumuşak ses tonu gitmiş, yerini sert ve soğuk bir öfke almıştı.
*”Çık. Seni görmek istemiyorum. Beni kandırdın.”* Kendimi tutmaya çalışsam da öfke ve kırgınlık patladı.
*”Seni de bir güzel hizaya getirmeliydim, sadece onu değil. Bana hangi lafları ettiğini hatırlıyor musun?”* Kolumdan sertçe kavradı, kendine çekti. Yüzüme yaklaştı, gözlerindeki nefreti gördüm.
*”Bırak, canımı acıtıyorsun,”* diye mırıldandım.
*”Sana bu kadar zaman harcadım. Hayır, canım, hiçbir yere gitmiyorum. Benimle evleneceksin!”* Diğer eliyle cebinden bir yüzük çıkardı. *”Sana verememiştim.”* Elimden tutup parmağıma geçirmeye çalıştı. Kendimi çekmeye çalıştım, ama daha sert sıktı.
*”Bırak! Seninle evlenmeyeceğim!”* Gözlerimden yaşlar boşandı.
*”Evlenirsin… Eğer denizci çocuğunun sağ salim kalmasını istiyorsan.”*
*”Hiçbir şey yapamazsın, cesaret edemezsin.”*
*”Oh, ederim…”*
***
*”Yarın gidiyorum,”* demişti Deniz.
Aslı onu seviyordu. Çok. Ama gideceğini söylemeye korkuyordu. Daha yeni başlamışlardı.
*”Nereye?”*
*”İzmir’e. Akademiye girdim. Üzgünüm, söyleyemedim. Kazanıp kazanmayacağımı bilmiyordum.”*
*”Arayacak mısın hiç?”* diye küskün bir sesle sordum, başımı öne eğerek.
*”Somurtma. Ne yapalım? Buranın denizi yok. Aslı, beni beklemek zorunda hissetme. Eğitim uzun sürecek, sonra denizlere açılacağım, aylarca dönmeyeceğim. Beklemenin ne kadar zor olduğunu bilmiyorsun.”*
*”Benim adıma karar verme,”* diye başımı kaldırdım.
*”Aslı, sen de üniversiteye gideceksin. Orada bir sürü erkek olacak…”*
*”O zaman git!”* diye bağırdım, arkasını dönüp uzaklaştım.
*”Aslı!”* Arkamdan gelmek istedi, ama vazgeçti. Biraz durdu ve yavaş adımlarla evine yürüdü.
Yılbaşı tatilinde geldiğinde ne kadar sevinmiştim. Sinemaya gittik, gezdik. Deniz, İzmir’i, denizi, arkadaşlarını anlattı, ben de dinledim ve onun beni öpeceğini hayal ettim.
Ama o sadece soğuktan morarmış yanağıma bir öpücük kondurup gitti. Ertesi gün akademisine döndü.
Evet, üniversitede bir sürü erkek vardı. İlgileniyorlardı, kur yapıyorlardı. Ama hiçbiri Deniz değildi. Deniz nadiren arardı, dostça derslerimi sorardı. Ama ona özlediğimi söylediğim anda hemen konuyu değiştirirdi.
Bahar geldiğinde babamın teyzesi vefat etti. Kocası beş yıl önce gitmişti. Siyasi bir adamdı, hep üst düzey pozisyonlardaydı. Çocukları yoktu. Teyzem hayattayken akrabalarla pek görüşmezdi. Belki de para ya da torpil için yanaşacaklarını düşünüyordu.
Bu yüzden babam için tam bir sürpriz oldu: Teyzem, şehrin merkezindeki geniş dairesini bana miras bırakmıştı. Onu hayatında belki üç kez görmüştüm. Babam önce inanamadı, sonra sevindi.
**Günlük**
Bugün pencerenin önünde durup boşalmış avluya baktım. Çiğnenmiş karların üzeri patlamış havai fişeklerin parıltılarıyla kaplıydı, çıplak ağaç dallarına yılbaşı süslerinden kalmış parçalar takılıydı. Sanki şehir ölmüştü. Herkes yorucu ve uzun geçen yılbaşı gecesinin ardından uyuyordu. İçimde de aynı boşluk vardı.
Nasıl bu kadar yanılmıştım? Neden sahteliğini hissedemedim? Şimdi her şey ortaya çıkmıştı, ama o zamanlar… Emir akıllı, sevgi dolu ve biraz da babasına kırgın görünüyordu. İşte tam da *görünüyordu*. Ben ise onun beni sevdiğine inanmıştım.
Kapının kilidi tıkırdadı, irkildim. Hazırladığım o uzun ve sert konuşma bir anda aklımdan uçup gitmişti. Arkamda sessiz adımlar durdu. Nefesimi tutarak bekledim. Emir’in sıcak nefesi boynuma değdi, tüylerim diken diken oldu.
*”Aslı,”* dedi, başını omzuma yaslayarak.
Ondan uzaklaştım. *”Bana hâlâ kızgın mısın?”* diye yumuşak bir sesle sordu. *”Ne olduğunu anlamadım. Sana öyle bakıyordu ki… Kıskançlık beni boğdu.”* Sustu, cevabımı bekledi, ama ben konuşmadım.
*”Sen de suçlusun. Ona gülümsüyor, yaklaşıyordun. Gözlerini ondan alamıyordun. Buna dayanamadım.”*
*”Uydurma,”* diye kısaca cevap verdim. *”Sadece dans ediyorduk.”*
*”Tamam, özür dilerim. Kıskandım işte. Seven insan böyle yapar.”* Omuzlarımdan tutup beni çevirmeye çalıştı, ama silkelenerek ellerini attım.
*”Aslı, gerçekten komiksin. Özür dilemişim,”* diyerek barışmaya çalıştı.
*”Özür bana değil, ona borçlusun,”* dedim ve sonunda ona baktım, ardından tekrar pencereye döndüm.
*”Hastaneye gittim zaten, denizci çocuğundan özür diledim,”* diye ekledi, gözlerinde öfke kıvılcımları parladı. Ben görmemiştim, çünkü hâlâ dışarı bakıyordum. *”Şikâyetçi olmadı, bıraktılar. Hadi unutalım bunları. Taburcu olunca gelsin, bir şeyler içeriz, barışırız.”*
Aniden ona döndüm.
*”Biz mi? Unutalım mı? İçelim mi? Hiçbir ‘biz’ yok. Ve olmayacak. Anahtarı bırak ve çık.”*
*”Öyle mi? Onu buraya mı getireceksin?”* Yumuşak ses tonu gitmiş, yerini sert ve soğuk bir öfke almıştı.
*”Çık. Seni görmek istemiyorum. Beni kandırdın.”* Kendimi tutmaya çalışsam da öfke ve kırgınlık patladı.
*”Seni de bir güzel hizaya getirmeliydim, sadece onu değil. Bana hangi lafları ettiğini hatırlıyor musun?”* Kolumdan sertçe kavradı, kendine çekti. Yüzüme yaklaştı, gözlerindeki nefreti gördüm.
*”Bırak, canımı acıtıyorsun,”* diye mırıldandım.
*”Sana bu kadar zaman harcadım. Hayır, canım, hiçbir yere gitmiyorum. Benimle evleneceksin!”* Diğer eliyle cebinden bir yüzük çıkardı. *”Sana verememiştim.”* Elimden tutup parmağıma geçirmeye çalıştı. Kendimi çekmeye çalıştım, ama daha sert sıktı.
*”Bırak! Seninle evlenmeyeceğim!”* Gözlerimden yaşlar boşandı.
*”Evlenirsin… Eğer denizci çocuğunun sağ salim kalmasını istiyorsan.”*
*”Hiçbir şey yapamazsın, cesaret edemezsin.”*
*”Oh, ederim…”*
***
*”Yarın gidiyorum,”* demişti Deniz.
Aslı onu seviyordu. Çok. Ama gideceğini söylemeye korkuyordu. Daha yeni başlamışlardı.
*”Nereye?”*
*”İzmir’e. Akademiye girdim. Üzgünüm, söyleyemedim. Kazanıp kazanmayacağımı bilmiyordum.”*
*”Arayacak mısın hiç?”* diye küskün bir sesle sordum, başımı öne eğerek.
*”Somurtma. Ne yapalım? Buranın denizi yok. Aslı, beni beklemek zorunda hissetme. Eğitim uzun sürecek, sonra denizlere açılacağım, aylarca dönmeyeceğim. Beklemenin ne kadar zor olduğunu bilmiyorsun.”*
*”Benim adıma karar verme,”* diye başımı kaldırdım.
*”Aslı, sen de üniversiteye gideceksin. Orada bir sürü erkek olacak…”*
*”O zaman git!”* diye bağırdım, arkasını dönüp uzaklaştım.
*”Aslı!”* Arkamdan gelmek istedi, ama vazgeçti. Biraz durdu ve yavaş adımlarla evine yürüdü.
Yılbaşı tatilinde geldiğinde ne kadar sevinmiştim. Sinemaya gittik, gezdik. Deniz, İzmir’i, denizi, arkadaşlarını anlattı, ben de dinledim ve onun beni öpeceğini hayal ettim.
Ama o sadece soğuktan morarmış yanağıma bir öpücük kondurup gitti. Ertesi gün akademisine döndü.
Evet, üniversitede bir sürü erkek vardı. İlgileniyorlardı, kur yapıyorlardı. Ama hiçbiri Deniz değildi. Deniz nadiren arardı, dostça derslerimi sorardı. Ama ona özlediğimi söylediğim anda hemen konuyu değiştirirdi.
Bahar geldiğinde babamın teyzesi vefat etti. Kocası beş yıl önce gitmişti. Siyasi bir adamdı, hep üst düzey pozisyonlardaydı. Çocukları yoktu. Teyzem hayattayken akrabalarla pek görüşmezdi. Belki de para ya da torpil için yanaşacaklarını düşünüyordu.
Bu yüzden babam için tam bir sürpriz oldu: Teyzem, şehrin merkezindeki geniş dairesini bana miras bırakmıştı. Onu hayatında belki üç kez görmüştüm. Babam önce inanamadı, sonra sevindi.
Yıllar sonra İzmir’de deniz kenarında bir evimiz oldu, Deniz’in kollarında eski yaralarımızın iyileştiğini hissettim ve o boş avluya bakarken içimi kaplayan o boşluğun yerini artık huzur dolduruyordu.




