Kurnaz Çocuk

**Kurnaz Köpek Timuş**

Ayla ile annesi günlerdir kavga ediyordu. Yorgun düşüp köşelerine çekiliyor, bir süre sessizlik içinde birbirlerine küskün duruyorlardı. Ama biri sakinleşip konuşmaya dönse, hemen tartışma yeniden alevleniyordu.

“Seninle konuşmak imkansız! Kimseyi dinlemiyorsun. Senin için sadece kendi fikirlerin var, başkasının değil. Babamı da dinlemedin. İşte bu yüzden terk etti seni,” diye bağırdı Ayla.
Babası hakkında böyle konuşmaması gerektiğini biliyordu, bu bir nevi düşük hareket sayılırdı, ama öfkesine engel olamıyordu.

“Ben yine de gideceğim, çünkü Can’sız yaşayamam. Onu seviyorum. İyi ayrılmak istedim, ama görünen o ki olmayacak. Ben yetişkin bir kadınım, yirmi yaşındayım. Eskiden bu yaşta kızlar kız kurusu diye anılırdı. Sen hep bu kadar mükemmeldin. Kendinden bıkmıyor muyum sanki? Ben senin gibi olmak istemiyorum…” Ayla birden sustu.

“Hayır, ben karşı değilim. Seni gayet iyi duyuyorum. Öyleyse neden evlenmiyorsunuz, eğer birbirinizi seviyorsanız?” diye sordu annesi neredeyse sakin bir sesle, kızının bu şiddetli tepkisinden ürkmüştü.

“Yine aynı şey,” diye inledi Ayla. “Evlenmek mi? Biz öğrenciyiz. Senin boynuna mı yük olalım? Yoksa onun ailesinin boynuna mı? Zaten ona bir daire aldılar.”

“Peki geçiminizi nasıl sağlayacaksınız?”

“Ben sana söylemiştim, Can çalışıyor! Bilgisayarda web siteleri, küçük programlar yapıyor. Bunun için para alıyor. Evet, anne. Online çalışma diye bir şey duymadın mı hiç? Yemeğe yetecek kadar para kazanıyoruz, bir yıl sonra okulu bitirip evleneceğiz zaten.”

“O halde bir yıl bekleyin. Ne bu acele? Yoksa hamile misin, söylemiyorsun bana?” Annesi kuşkulu bakışlarla Ayla’nın vücudunu süzdü.

“Hayır, anne, hamile değilim. Bıktım artık. Seninle konuşmanın bir faydası yok.” Ayla odasına gidip dolaptan eşyalarını çıkarmaya, çantasına tıkıştırmaya başladı. Eşyalar sığmıyordu, kanepenin yanında durup ne yapacağını düşündü.

Annesi odaya girdi. “Şimdi yine bağırmaya başlayacak,” diye geçirdi içinden Ayla. Fakat annesi sessizce durdu ve çıktı. Ayla şaşırmıştı. Birkaç dakika sonra geri döndü, Ayla’nın eşyalarının yanındaki koltuğa bir bavul koydu. Bu bavulla babasıyla birlikte tatile giderlerdi eskiden.

“Teşekkür ederim!” Ayla annesine sarıldı. “Dünyanın öbür ucuna gitmiyorum, seni ziyaret edeceğim. Her gün arayacağım. Bir şeye ihtiyacın olursa söyle, Can’la gelir hallederiz.”

Annesi birden çöktü, koltuğa oturup ellerini yüzüne kapattı.

“Herkes beni terk ediyor. Tabii, kaçın, gidin, sanki bir canavarmışım gibi. Genç ve sağlıklıyken işe yarıyordum, şimdi size engel oluyorum. Baban kendine genç birini buldu, yaşlı kadın artık ona göre değilmiş. Ülser olduğunda, beli tutulduğunda ben lazımdı ona. Bakımını yaptım, masaj yaptım, buharda yemekler pişirdim. Patates ve lahana suyu sıktım. İşte o zaman beni istedi. Şimdi iyileşti, gücü yerine geldi, gitti genç ve sağlıklı olanın yanına. Önemli değil, bir gün yine beli tutulacak, bana gelecek, ama ben affetmeyeceğim.”

“Şimdi sen de gidiyorsun. Neyin eksikti ki? Kendin yemek yapacaksın, alışverişe çıkacaksın, çamaşır yıkayacaksın. Bir de derslerine çalışacaksın. Kadın olmak zor iş. Ya hamile kalırsan? Neden bu kadar acele ediyorsun?”

Ayla annesinin yanına çöktü, omzuna sarıldı. Onun ne kadar gergin ve kırgın olduğunu hissediyordu. Bir an için pes edip kalmayı düşündü.

“Eskisi gibi görüşseydiniz ya? Neden evden ayrılıyorsun ki?” Annesi hâlâ sakinleşememişti.

“İnsanlar neden birlikte yaşar ki? Çünkü birbirleri olmadan yaşayamazlar. Onu seviyorum. Zaten geleceğim sana. Söz veriyorum. Her gün arayacağım. İstersen, biz senin yanına taşınalım?”

Annesi ellerini yüzünden çekip birden doğruldu.

“Bir de onu yapmayın!”

Ayla içten içe gülümsedi.

Annesi geç evlenmişti. Anneannesi çok sert bir kadındı, kızını yanından hiç ayırmamıştı. Ancak o vefat edince annesi evlenebilmişti. Son vagona atlamıştı, denir ya hani.

Ayla yirmi yaşındaydı, annesi ise çoktan emekli olmuştu. Çalıştığı fabrika iflas edip kapanmış, yaşı geçen herkesi emekli etmişlerdi. Bir de babası işi bozmuştu. Ayla bunların hepsini anlıyordu. Ama annesi ile Can arasında nasıl bölünecekti? Üçü bir arada yaşayabilir miydi ki? Ayla annesinin karakterini iyi biliyordu. Hem Can’ın kendi evi varken neden denesinler ki? Böylesi herkes için daha iyiydi. Annesi sadece yalnız kalmaktan korkuyordu.

“Beni affet anne. Seni çok seviyorum. Ama Can’ı da seviyorum.” Ayla ayağa kalkıp eşyalarını toplamaya başladı.

Annesi odadan çıkınca, cebindeki telefonu çıkardı.

“Bekliyor musun?” diye sordu telefona. “Birazdan geliyorum.”

Telefonu cebine koydu, sırtına çantasını attı, bavulu yere indirip odadan çıkardı.

Annesi mutfakta, pencereye dönük oturuyordu.

“Anne, küsme. Yarın seni ararım,” diye mahcup bir sesle söyledi Ayla.

Annesi kıpırdamadı bile. ÖAnnesi pencereye bakarken gözleri doldu, ama Ayla’nın gitmesine ses çıkarmadı, çünkü derinlerde onun mutluluğunu istediğini biliyordu.

Rate article
Lifequest
Kurnaz Çocuk