Yüzükle Dolu Kutucuğun Sırrı

**Günlük Girişi: Yüzük Kutusu**

Defne ile Emir, aynı sokakta, aynı apartmanda büyüdüler. İlkokuldan beri yan yana sıraları paylaşıyorlardı. İlk iki yıl Emir’in babaannesi onları okuldan alırdı. Defne’nin annesi vardiyalı çalışıyor, babası ise sık sık iş seyahatlerine çıkıyordu.

“Defnecik, gel bizim eve, karnını doyururum,” derdi Emir’in babaannesi her seferinde.

Evlerine yaklaştıkça Defne içinde bir heyecan duyardı. Acaba babaannesi onu yemeğe çağıracak mıydı? Severek yerdi o lezzetli mercimek çorbasını, köfteyi veya makarnayı.

“İyi ki babaannen var, yoksa aç kalacaktın!” diye söylenirdi annesi akşamları buzdolabını açtığında.

Defne tek başına yemek yemekten sıkıldığını, babaannesinin ısrarına dayanamadığını söylerdi. Ama üçüncü sınıfta öğlenci oldular. Babaanne artık onları beklemiyordu çünkü Defne’nin annesi evde oluyordu. Bir süre sonra Emir bile babaannesinin gelmesini istemedi.

“Küçük çocuk muyum ben? Herkes kendi başına gidiyor, bana ayıp oluyor,” diye açıkladı Emir sorduğunda.

Defne fark etti ki, Emir artık onu beklemiyordu. Ya hemen koşup gidiyor ya da başka çocuklarla yürüyor, arkasından yavaşça yürüyen Defne’ye aldırmıyordu.

Okulda da uzak duruyordu. Çünkü sınıftaki diğer erkekler onlara “gelin damat” diye takılıyorlardı. Defne, Emir’e küstü. Ödevlerini istediğinde reddetti, burnunu havaya dikerek.

Lisede birçok arkadaş kız arkadaş bulmuştu. Emir de çekinmeyi bıraktı. Yine birlikte yürümeye başladılar. Sık sık Defne’ye ödevlerini yazdırmak için gelirdi.

Bir gün Defne okuldan dönünce annesini ağlarken buldu.

“Babam bir şey mi oldu?” diye telaşlandı.

“Oldu. Bizi bıraktı. Başkasına gitti. Allah kahretsin!”

O günden sonra annesi içine kapandı. Ya ağlıyor ya da boşluğa bakıyordu. Evin havası dayanılmazdı. Defne eve gitmek istemiyordu. Bir de Emir’in babaannesi hastalandı. Sürekli unutuyordu, yemek bile yemiyordu. Emir, ailesi işten dönene kadar ona bakmak zorundaydı. Artık sadece okulda görüşebiliyorlardı.

Üniversite sınavları yaklaştıkça herkesin tek konusu hangi şehre gideceğiydi. Defne, annesiyle geçim sıkıntısı çektikleri için, devlet üniversitesine giremeyeceğini biliyordu. Hemen bir meslek yüksekokuluna yazıldı. Emir ise üniversiteyi kazandı.

Artık nadiren görüşüyorlardı, belki sokakta karşılaşırlarsa. Önce bir iki kelime ediyorlardı. Sonra sadece selamlaştılar. Bazen Defne, Emir’i bir kızla görürdü. O da onu fark etmemiş gibi yapardı.

Defne kıskanıyor, sinirleniyor, inciniyordu. Emir onun hoşuna gidiyordu. Aşk mıydı, yoksa sadece arkadaşlık mı, düşünmemişti bile. Ama Emir’i başkasıyla görmek acı veriyordu.

Son sınıfta okula yeni bir öğretmen geldi, daha yeni mezun olmuştu. Utangaçtı, kızlara pek bakmazdı. Kalın siyah çerçeveli gözlükler takardı.

Bir gün bahar yağmuru bastırdı. Defne şemsiye almayı unutmuştu. Okulun sundurmasında yağmurun dinmesini bekliyordu.

Volkan Bey çıkageldi, çantasından şemsiyesini çıkardı.

“Defne, evin uzak mı?” diye sordu.

“Otobüsle dört durak,” diye cevapladı.

“Arabayla bırakabilirim,” dedi.

“Aman hocam, yağmur geçer,” dedi utangaçça.

“Şüpheli. Hadi gel.” Şemsiyeyi tuttu, gümüş renkli bir Renault’un yanına yürüdüler.

Volkan Bey direksiyona geçti, gözlüklerini çıkardı.

“Gözlüksüz mü araba kullanıyorsunuz?” diye şaşırdı Defne.

Öğretmen gülümsedi.

“Camları düz. Sadece ciddi görünmek için takıyorum,” dedi fısıldar gibi. “Aramızda kalsın, tamam mı?”

Defne gülümsedi. “Tamam.”
“Gözlüksüz daha yakışıklı aslında,” diye geçirdi içinden.

“Okul nasıl gidiyor? Üniversite deneyecek misin?” diye sordu Volkan Bey, gözlük yokken birden “sen” diye hitap etmeye başlamıştı.

Defne de birkaç kez “sen” dedi. Ne var ki? Arada yaş farkı yoktu.

Evine bırakırken yağmur dinmişti ama Volkan Bey yine şemsiyeyle kapıya kadar eşlik etti.

Sonra birkaç kez daha onu arabayla bıraktı. Defne anladı ki, okul çıkışında bilerek bekliyordu. Sinemaya gittiler, kafede dondurma yediler. Ama Defne hep “hocam” diye hitap etti. Takım elbise ve gözlükler onu yaşlı gösteriyordu. Öğretmeninin peşinden koşması gurur okşuyordu. Arkadaşları kıskanıyordu.

Bir pazar günü annesiyle evlerine geldi, çiçekler ve çikolata kutusuyla. Çay içerken annesi onu sorguya çekti: Hangi okulu bitirmişti, neden öğretmen olmuştu? Defne sessizce başını öne eğdi.

“Defne işe başlayacak,” dedi annesi sohbete dahil etmek için.

“Ben de bu yüzden geldim zaten,” dedi Volkan Bey. “Yeni dönemde okulda boş kadro var. Defne’nin başvurmasını istedim. Notları iyi, şansı yüksek.”

“Duydun mu Defne?” diye sevindi annesi.

“Öğretmenlik istemiyorum. Bana göre değil,” dedi Defne, gözlerini kaldırarak.

Volkan Bey şaşırdı. Alışkanlıkla gözlüklerini düzeltmek istedi, yoktu.

“Aslında…” diye boğazını temizledi. “Seval Hanım, ben DefneDefne’nin gözleri doldu ve Emir’e sarılarak “Evet,” diye fısıldadı, yüzünde bir ömür beklediği mutluluğun ışıltısıyla.

Rate article
Lifequest
Yüzükle Dolu Kutucuğun Sırrı