Benim Kurallarım
Her şey nasıl başladığına inanamazdı Elif. Babasını hiç tanımamıştı; annesiyle terk etmişti onları, daha o doğar doğmaz. Küçük bir kasabada, müstakil bir evde yaşıyorlardı. Annesi onu şımartmazdı. Çocukluğundan beri sobayı yakmayı, bahçeyi sulamayı, bakkala gitmeyi bilirdi.
Okulda hep takdir alırdı, dersleri severdi, büyük şehirde yaşayıp ünlü bir oyuncu olmak hayali kurardı. Liseyi bitirir bitirmez doğduğu kasabadan ayrılıp il merkezine taşındı, ilk gördüğü iş ilanına başvurdu ve üniversitenin açıköğretim bölümüne yazıldı.
“Hayaller hayaldir, önce karnını doyuracak bir meslek lazım,” derdi annesi. “Sanatçıların işi inişli çıkışlı olur.”
Üniversiteyi bitirip daha çok kazanmaya başladığında, Elif kendine kredili bir araba aldı. Tabii ki Mercedes değil, mütevazı bir Hyundai Getz, ikinci el ama güvenilir bir şey. Gururla arabayla annesinin yanına gitti.
Şimdi başka bir arabası vardı ama ilkini unutmamıştı. Geçenlerde şehirde bir park yerinde gördü, hâlâ çalışıyor olmasına inanamadı. Keşke hâlâ onu kullansaydı. Ama… Her şey nasıl başladıysa, aşık oldu. İlk aşk, ilk tecrübe. Neredeyse hemen birlikte yaşamayı teklif etti. Küçük bir ev kiraladılar. Kısa süre sonra, adam Elif’i arabasını satmaya ikna etti.
“Çok eski, her an bozulabilir. Satıp yenisini alalım, uzun yıllar bize hizmet eder,” diye ısrar etti. “Şimdi satalım, hâlâ kullanılabilir durumda.”
Elif kabul etti. Ne yapabilirdi ki? Erkekler böyle şeyleri genç bir kızdan daha iyi bilir. Satış işini ona bıraktı. Yeni bir araba almak için kredi çekmesi gerekti. Adam birkaç taksit ödeyeceğine söz verdi. Elif yeni KIA’sına çok sevindi.
Bir şekilde, arabayı hep o kullanmaya başladı. Elif’i işe bırakır, sonra kendi işlerine giderdi. Birkaç taksit ödedi, sonra parası olmadığını söyledi.
Elif onu sevdiği için her şeyi sineye çekiyordu ama bir gün komşu kadın onu durdurdu ve, “Kızım, senin adamın başka kızları eve getirdiğini biliyor musun?” diye sordu.
“Kendi gözlerimle gördüm, arabayla geldiler, kolları birbirine girmiş merdivenlerden çıktılar, üç saat sonra çıktılar.”
“Evet, biliyorum. Bu…” Elif’i bir öfke kapladı, ne diyeceğini bilemedi. “Özür dilerim, acelem var,” diyerek hızla merdivenlere yöneldi.
“Kov onu kızım, iş işten geçmeden!” diye bağırdı komşu kadın arkasından.
Eve gelince Elif öfkesini ve gözyaşlarını serbest bıraktı. Adam gelince arabayı geri aldı ve kapı dışarı etti.
Elif tek başına kaldı, araba ve kredisiyle. İş çıkışı ofiste ekstra temizlik yapmaya başladı, kimse bilmesin diye. Öğrenciler bulup İngilizce dersleri vermeye başladı. Eve bitkin düşüyordu ama krediyi hızla ödedi. Sonra mortgage ile bir ev almaya karar verdi.
Bir ara annesini ziyarete gitti. Büyük şehirden sonra, kasabası ona çok küçük ve eskimiş göründü.
“Yalnız mısın hâlâ? Gençlik sonsuza dek sürmez. Hiç mi beğendiğin yok? Tatlı bir kızsın, araban da var,” dedi annesi saygıyla.
Elif kendine acıyarak başına gelenleri anlattı.
“Fazla safsın. Büyük şehirde herkesin bir art niyeti var. Kitaplardaki aşklar gerçek değil. Artık şövalye kalmadı. Herkes prenseslerin sırtından geçinmek istiyor. Neyse, ikinci yarını bulursun.” Annesi odadan çıktı, sonra küçük bir gazete paketiyle geri döndü.
“Al, sana biriktirmiştim. Düğün için. Hep kirada mı yaşayacaksın? Çok değil ama evin peşinatına yetAnnesinin verdiği parayla eve döndüğünde, Elif artık hayatının kontrolünü eline aldığını hissetti ve yeni bir başlangıç için gülümsedi.




