Kaç ya da Kaybol!

Kaç, vakit varken…

Bütün kızlar büyük ve saf bir aşk hayal eder. Başının dönmesini, yüreğinin nazik kucaklamalarla çarpmasını ister. Erkeğin en beklenmedik anda güzel ve sıra dışı bir evlenme teklifi yapmasını, herkesin görüp kıskanmasını arzular. Düğünü göz alıcı olsun, damat şık bir takım elbise giysin, yanında narin, bembeyaz gelinliğiyle mutluluktan ışıldayan bir peri gibi dursun. Her küçük kız neredeyse beşikten başlayarak böyle bir düğün hayal eder. Elif de farklı değildi.

Okul yılının ortasında dokuzuncu “A” sınıfına yeni bir öğrenci geldi: Demir Çakır. Teneffüste hemen etrafını sardılar, nereden geldiğini, neden okul yarılanmışken taşındığını sordular.

“Babam asker, yeni görev yeri çıktı, buraya taşındık,” diye açıkladı Demir.

“Silah kullanmayı biliyor musun?”
“Bilmem mi?”

“Hangi tabancayla?”
“Resmi olanla…” Sorular birbirini kovalıyordu.

Demir, uzakta duran, kendisiyle hiç ilgilenmiyormuş gibi görünen Elif’i fark etti. Okul çıkışında onu eve kadar götürdü. Tesadüfen aynı tarafa gidiyorlardı. Elif ona okulu ve sınıfı anlatırken, Demir babasının görev yaptığı şehirlerden ve garnizonlardan bahsetti.

Elif’in doğum gününde Demir, sınıfa bir gül getirdi ve herkesin önünde ona verdi. Başka biri olsa erkekler dalga geçer, kaba şakalar yapardı ama Demir’in bu hareketi onlarda saygı uyandırdı, kızlarda ise kıskançlık.

Elif gülü sanki her gün kendisine veriliyormuş gibi aldı. Bakışları şöyle diyordu: “Bakın, yeni gelen peşimde. Kıskanıyor musunuz? Daha neler olacak.” Yeni geleni umursamaz görünüyordu, oysa Demir hoşuna gidiyordu.

Mezuniyet sınavlarından hemen önce Elif, yetişkin bir erkekle tanıştı: bir sporcu. Sakarya Nehri’nin kenarında kürek yarışları vardı. Kız arkadaşıyla birlikte seyretmek için durdular.

“Kızlar, buraya gelin. Buradan daha iyi görünüyor,” dedi yakışıklı bir erkek.

“Sen de mi yarışıyorsun?” diye sordu Elif, kalabalığı yararak ona doğru ilerlerken.

“Hayır, ben güreşçiyim. Yarışan arkadaşım. İşte, ikinci sırada.” Suyu gösterirken gözünü Elif’in üzerinden ayırmıyor, onu arkadaşlarından açıkça ayırıyordu.

Yeni tanıştığı bu erkek—adı Zafer’di—Elif’i eve bıraktı.

“Zafer isminin anlamını biliyor musun?”

Elif biliyordu, ama şimdi tüm bildikleri aklından uçup gitmişti.

“Galip. Hayatta hep kazanan benim.”

Ondan hoşlanmıştı. Yeni hislerine kulak veriyor, onların kendisini çekmesinden hem heyecanlanıyor hem de biraz korkuyordu. Aklı karışmıştı. Demir’i bir anda unutmuştu. Zafer Karahan’ın yanında Demir neydi ki? Yolda, onu öpüp öpmeyeceğini ve öperse nasıl tepki vereceğini düşündü durdu. Evin önünde ona iyi geceler dileyip gitti. Elif hayal kırıklığına uğradı.

Ertesi gün okuldan çıktığında, kaldırım kenarında park etmiş lüks bir arabanın içinden Zafer çıktı ve önünden yolcu koltuğunun kapısını açtı. Arabaya binmeden önce Elif etrafına bakındı, acaba arkadaşları görüyor muydu? Okulun önündeki kızlar ağızları açık kalmış, Demir ise uzakta kaşlarını çatmış duruyordu. Elif zafer kazanmış gibi arabaya bindi. Ama okuldan uzaklaşınca korkuya kapıldı. Onu nereye götürüyordu?

Zafer onu şehirde gezdirip yarışmalar için gittiği ülkeleri anlattı. Yetişkin bir erkeğin ilgisi Elif’in kibrini okşuyordu. Kendini tutuyor, fazla ileri gitmiyordu. Seyahatlerinden ona parfümler, güzel takılar getiriyordu. Mütevazı bir gül artık geride kalmıştı. Arkadaşları bu hediyeleri nefeslerini tutarak inceliyor, kıskançlıktan çıldırıyordu. Demir’e gelince… Elif artık onu görmüyordu bile.

Okulu bitirdikten sonra üniversiteye kaydoldu. Zafer, neredeyse her gün onu okulun önünde arabasıyla karşılıyordu.

“Romeo’n nereye kayboldu?” diye soruyorlardı kızlar, Elif’i yürürken görünce.

“Kamptaydı,” diye gülümseyerek cevaplıyordu Elif.

Evlenme teklifini beklenmedik bir anda, meydanın ortasında, bir dizinin üstüne çöküp içinde küçük bir elmas bulunan kadifeli bir kutu uzatarak yaptı. Tıpkı filmlerdeki gibi.

Yakınlarda bir devriye arabası durmuş, neredeyse düzeni bozdukları için karakola götürüleceklerdi.

Elif’in tek pişmanlığı, hiçbir arkadaşının bunu görmemiş olmasıydı. Keşke her şeyi bir video kaset gibi geri sarabilseydi.

Nüfus dairesinde dantel bulutlar içinde, göz kamaştırıcı derecede güzel ve çılgınca mutlu duruyordu. Yanında ise sporcu, yakışıklı, galip Zafer vardı. Ceketi kaslarından patlayacak gibiydi. Daha ne istenirdi ki?

Düğünden sonra yeni evli kocası, genç eşini kendi kEvlerine döndüklerinde Zafer’in ilk işi, Elif’in telefonunu elinden alıp “Artık kimseye ihtiyacın yok, sadece bana aitsin,” demesi oldu.

Rate article
Lifequest
Kaç ya da Kaybol!