İyi Haber
Aslı aceleyle eve gidiyordu. Kocasına müjdeleyeceği harika bir haber vardı. Bu kutlanmalıydı! Yolda bir markete uğrayıp şarap aldı. Şimdi akşam yemeğini hazırlayacak, beraber içeceklerdi… İçi içine sığmıyordu.
“Emre, ben geldim!” diye bağırdı, küçük apartman dairesine girerken. Bağırmaya gerek yoktu aslında, kapıyı açtığı an her yerden duyuluyordu zaten. Ama sevincini bastıramamıştı.
Emre isteksizce karşıladı onu.
“Öyle bir haberim var ki! Hemen yemeği hazırlayayım, oturup kutlarız. Bak, şarap bile aldım!” Aslı, poşetten şişeyi çıkarıp gösterirken, kocasının gergin bakışlarını fark etmedi bile. “Mutfak götürür müsün? Ben üstümü değiştireyim.” Dolaba yöneldi, kapıyı aralayıp bir perde gibi arkasında soyundu. Kocasının sevdiği kısa sabahlığı giydi, saçlarını düzeltti.
Emre, sesi kapalı televizyonun karşısında, boşluğa bakıyordu. Aslı yanına oturdu.
“Ne oldu? Annene bir şey mi oldu?” diye ürkekçe sordu.
Kocası cevap vermedi. Aslı elini onunkinin üstüne koydu.
“Ne olursa olsun, üstesinden geliriz. Bugün…” Sözünü bitiremedi, Emre elini çekip hızla ayağa kalktı. “Tamam, sonra anlatırsın. Ben yemeği hazırlayayım.”
Aslı patates kızartırken içi içini yiyordu. Soru sormanın faydasız olduğunu biliyordu. Neşesi kaçmıştı. Şarap fikri kötü olmuştu. Ama bilemezdi ki…
Emre’yle bir buçuk yıl önce evlenmişlerdi. O büyük bir inşaat firmasında çalışıyor, Aslı ise tezini yazıyordu. Emre’nin maaşıyla geçindikleri için küçük bir daire kiralamışlardı, idare ediyorlardı.
Emre, maaşının bir kısmını başka şehirde yaşayan ve sık hastalanan annesine gönderiyordu, ilaçlara çok para gidiyordu. Aslı mezun olup işe girince birikim bile yapmaya başlamışlardı, ama bu tempoyla ömür boyu ev alamazlardı.
Geceleri hayal kuruyorlardı: Bir gün kendi firmalarını açacaklardı. Emre evler, yazlıklar tasarlayacak; Aslı da iç tasarımını yapacaktı. Ama önce tecrübe kazanmaları gerekiyordu. Kimse tanınmayan bir firmaya gitmezdi. Referans lazımdı. İşte o zaman büyük bir evleri, çocukları olacaktı…
Ama şimdilik Aslı’ya sadece önemsiz, sıkıcı projeler veriliyordu. Yeteneğini gösteremiyordu. Yine de hevesle çalışıyor, hızlı ve düzgün iş çıkarıyordu. Bir gün fark edileceğine inanıyordu. İşte bugün patronu onu çağırıp önemli bir proje verdiğini söylemişti: Zengin bir kadın, oğluna düğün hediyesi olarak bir daireyi yenilemek istiyordu. Düğüne bir ay vardı. Aslı diğer tüm işlerden muaf tutulmuş, sadece buna odaklanacaktı. Hız bonusu da vardı.
Aslı kendine güveniyordu. Kafasında bir sürü fikir vardı, sanki kendi eviymiş gibi özen gösterecekti. Daireyi görmeye gitmiş, şık giyimli, pahalı parfüm kokan bir kadın karşılamıştı onu. Müşteri, “Tasarruf etmeyin,” demişti.
Aslı birkaç fikir çizmiş, kadın beğenmişti. “Ustaları ben bulurum, siz tasarımı tamamlayın,” demişti İclal Hanım (müşterinin adı buydu). Eğer proje onaylanırsa hemen başlayacaklardı.
İşte Aslı da bu müjdeyi kocasıyla paylaşmak için koşturuyordu. Ama şarap açılmadı. Aslı onu buzdolabına koydu. Sessiz geçen akşam yemeğinden sonra bilgisayarın başına geçti. İşe dalmıştı ki Emre yanına oturdu.
“Dinle. Sana söylemem gereken bir şey var…”
“Konuş.”
“İşten atıldım,” diye zorlukla çıkardı Emre, gözlerini kaçırarak.
“Nasıl? Neden?”
“Şirket yeni bir proje aldı, herkes stres altında. Patron sürekli üstüme geliyordu, ‘Yetişmezse mahvoluruz!’ diye. Ben de hesaplarda hata yaptım. İnşaat başladıktan sonra fark ettim. Düzeltmeye çalıştım ama…”
“Üzülme, hallederiz. Ben de sana…”
“Bu kadar değil,” diye ayağa fırladı Emre, odada volta atmaya başladı. “Parayı geri ödemem gerekiyor. Sözleşmede…”
“Ne kadar?” diye fısıldadı Aslı.
“Çok. Ödeyemeyeceğimiz bir miktar. Kredi çekeceğim. Ama anneme artık yardım edemeyeceğim.”
“Kredi mi? Faizi batırır bizi! Arkadaşlardan borç alalım…”
“Hangi arkadaş?” diye güldü acı acı Emre. “Para istemeye gör, dost sandığın herkes buharlaşır. Ben denedim bile.”
Aslı birkaç arkadaşını aradı. En umut vadeden, zengin bir iş adamıyla evli olan lise arkadaşıydı. Telefon açtı, hatırlatmak için eski soyadını bile söyledi.
“Yardım edemem,” dedi arkadaşı üzgünce. “Paralar kocamda, o da hep yatırımda tutuyor. Hatta geçen annemi sanatoryuma göndermek istedim, ‘Senin aileni besleyemem!’ diye çıkıştı.”
Başka bir arkadaşı da ev almıştı, borç veremezdi.
Ertesi gün Aslı projeyi bitirdi, müşteriyi aradı. İclal Hanım, ustalarla daireyi gezerken onu da çağırdı.
“Çok beğendim,” dedi tasarımlara bakarken. “Hemen başlayalım.” Tam çıkarken Aslı cesaretini toplayıp durdurdu onu.
“Bir şey rica edebilir miyim?” diye kekeledi.
Kısaca durumu anlattı. “Peşin ödeme yapabilir misiniz? Söz veriyorum, her şey kusursuz olacak.”
İclal Hanım düşündü. “Tamam. Bu parayı vereceğim.Aslı o gece şarabı tek başına içerken, bir karar verdi – artık sadece kendine güvenecek ve her şeye yeniden başlayacaktı.




