Çiy henüz çimlerden silinmemişti, sis nehrin karşı kıyısına doğru ağır ağır çekiliyordu. Güneş ise ormanın dişli kenarından yuvarlanarak yükseliyordu.
Fatih, verandanın üzerinde durmuş, sabahın bu güzel anlarını seyrediyor, derin derin temiz havayı ciğerlerine çekiyordu. Arkasından çıplak ayak sesleri duydu. Geceliği ve omuzlarına attığı şalıyla genç bir kadın yanına gelip durdu.
“Ne güzel değil mi?” diye iç çekti Fatih. “İçeri girsene, üşütürsün,” diye ekledi yumuşak bir sesle ve kadının yuvarlak, beyaz omzundan kaymış şalını düzeltti.
Kadın hemen ona yapıştı, kolunu sıkıca kavradı.
“Senden ayrılmak istemiyorum,” dedi Fatih, sesi duygusallıktan kısılmış.
“Öyleyse kal,” dedi kadın, sesi Sirenlerin şarkısı gibi çağırıyor, büyülüyordu. “Kalırsam ne olacak?” Bu düşünce Fatih’i kendine getirdi.
Eğer her şey bu kadar kolay olsaydı, çoktan kalırdı. Ama yirmi üç yıllık evliliği ve çocuklarını silip atamazdı. Selma neredeyse evden kopmuştu, nişanlısının yanında evinden daha çok kalıyordu, yakında evlenecekti. Tolga ise henüz on dört yaşındaydı, en zor çağlarındaydı.
Şoför olarak her yerde iş bulabilirdi ama burada İstanbul’daki kadar kazanamazdı. Şimdilik bol keseden harcıyor, Ayşe’ye pahalı hediyeler alıyordu. Peki, iki hatta üç kat daha az kazandığında, Ayşe onu yine bu kadar sever miydi? Büyük bir soru işaretiydi.
“Başlama Ayşe,” dedi Fatih elini savurarak.
“Neden? Çocuklar büyüdü, artık kendini düşünme zamanı. Kendin söylemiştin, karınla alışkanlıktan yaşıyorsun.” Ayşe küskün bir tavırla ondan uzaklaştı.
“Keşke seni daha önce tanısaydım…” Fatih derin bir iç çekti. “Küsme. Gitmem lazım, zaten fazla kaldım.” Kadını öpmek istedi ama o yüzünü çevirdi. “Ayşe, akşama kadar evde olmak istiyorsan yola çıkmam gerekiyor. Yüküm var, anlaşma yapacağım.”
“Hep vaat ediyorsun. Geliyorsun, ruhumu karıştırıyor, sonra karına koşuyorsun. Yalnız kalmaktan bıktım artık. Beklemekten yoruldum. Murat uzun zamandır benimle evlenmek istiyor.”
“Git o zaman,” dedi Fatih omuz silkeleyerek.
Bir şey daha söylemek istedi ama vazgeçti. Yavaşça verandan indi, evin köşesini döndü ve arka taraftan geçen çevre yoluna doğru yürüdü. Kamyonu orada, yolun kenarında bekliyordu. Kasabayı sabahın erken saatlerinde gürültüyle uyandırmamak için bilerek oraya park etmişti.
Kabine tırmandı. Genelde Ayşe onu kamyonuna kadar geçirir, vedalaşırken öperdi. Ama bugün peşinden gelmemişti, gerçekten kırılmış olmalıydı. Fatih rahatça yerleşti, kapıyı çarptı. Motoru çalıştırmadan önce karısını aradı. Ayşe’nin yanında aramaya çekiniyordu. Telefonun diğer ucundaki kayıtsız ses, telefonun kapalı olduğunu söyledi… Cevapsız arama da yoktu.
Telefonu cebine koydu ve motoru çalıştırdı, güçlü homurtusunu dinledi. Bir sonraki anda kamyon silkindi, üzerindeki uyku hâlini atıyordu, yavaşça hareket etmeye başladı. Fatih kısa bir korna çaldı ve gaza bastı.
Verandaki kadın titredi, motorun uzaklaşan sesini dinledi ve içeri girdi.
Radyodan Tarkan’ın yumuşak sesi yankılanıyordu: “Gel bu gece, dön bu gece…” Fatih içinden mırıldanıyor, geride bıraktığı kadını düşünüyordu. Ama kısa sürede aklı eve kaydı: “Orada ne oluyor? İkinci gündür ulaşamıyorum. Eve varınca hallederim…”
O sırada Fatih’in karısı Perihan, hastane odasında narkozun etkisinden çıktı ve her şeyi hatırladı…
***
Fatih’le yirmi yıldan fazla evliydiler, yirmi dört yıl olmuştu tam olarak. Kocası uzun yol şoförüydü, iyi para kazanıyordu, aile sağlamdı, büyük bir evleri vardı, iki çocukları. Selma tamamen büyümüştü, yakında evlenecek ve ayrı yaşayacaktı, kuaförlük okulunu bitirmiş, çalışıyordu. Tolga on dört yaşındaydı, denizci olmak istiyordu.
Ve birden bu telefon. İlk başta Perihan şaka zannetti ya da yanlış numara.
“Merhaba Perihan. Kocanı bekliyor musun? Ama gecikecek galiba…” Ses yapışkan, bal gibiydi.
“Ona bir şey mi oldu?” diye sabırsızca kesti Perihan, hemen bir kaza düşündü. Yol uzundu, her an bir şey olabilirdi. Üstelik pahalı bir yük taşıyordu.
“Oldu tabii. Sevgilisiyle birlikte,” diye mırıldandı ses.
“Kimsin sen?” diye bağırdı Perihan telefona.
“Sen bekle, bekle…” Telefondan bir kadın kahkahası yankılandı.
Perihan telefonu kulağından çekti ve bağlantıyı kesti. Ama kahkaha kulaklarında çınlıyordu. Panik kaplamıştı onu. Düşünceler birbirine karıştı, bir yandan kaza görüntüleri, bir yandan kocasının başka bir kadının kollarında olduğu sahne. Başka kim onun numarasını bilebilirdi, Fatih’in yolda olduğunu? Sadece sevgilisi. Nasıl olur da ona telefon açıp bu şekilde alay edebilirdi?
Perihan kocasını aradı, ama hemen kapattı. Ya o anda direksiyon başındaysa? Ne diyecekti ona? Dikkatini dağıtmamalıydı. Döndüğünde konuşurlardı. Kendini oyalamaya, ev işleriyle meşgul olmaya çalıştı ama hiçbir şey tutmuyordu ellerinde. Kulaklarında o mırıltılı ses ve alaycı kahkaha çPerihan kapıyı açtığında İvan’ın gözlerindeki samimiyeti görünce, hayatının belki de yeni bir sayfa açıldığını hissetti.




