Merhaba, Yeni Bir Başlangıç

**Merhaba, Elif**

Elif yorgun bir şekilde evin kapısından içeri girdi. Tam eşyalarını bırakmıştı ki telefonu çaldı. Arayan en yakın arkadaşı Aylin’di.

“Elif, merhaba! Ne yapıyorsun?”

“Yeni işten geldim. Çok yorgunum, deli gibi bir gündü,” diye cevapladı Elif.

“Yarın benim doğum günümü unutmadın değil mi? Saat yedide ‘Lale’ restoranında bekliyorum. Hayır cevabını kabul etmiyorum. Görüşürüz!” Aylin, Elif’in bir şey söylemesine fırsat vermeden telefonu kapattı.

“Kimdi arayan?” Elif’in annesi, kapının eşiğinde durmuş, konuşmayı dinliyordu.

“Sen zaten duydun,” dedi Elif. Annesi dudaklarını büktü. “Aylin doğum gününe çağırdı,” diyerek yumuşattı sözlerini.

“O mavi elbiseyi almadığına pişman olmuşsundur şimdi. Tam zamanıydı,” dedi annesi, sesinde sitem vardı.

“Anne, aklımdan bile çıkmıştı. Hediye bile almadım. Zaten hiçbir yere gitmek istemiyorum. Sonra tebrik ederim bir şekilde.”

“Bir şekilde mi? Aylin senin tek arkadaşın, onu kırmak istemezsin. Hem biraz eğlenirsin, hep iş hep iş… Yakında otuzuna basacaksın, ne aile kurdun ne çocuğun var. Hadi çocuk dedin, ciddi bir ilişkin bile olmadı.”

“Neyle alakası var? Otuz değil, daha yirmi yedi yaşındayım!”

“Daha değil, artık! Aylin’in bir sürü hayranı var. Belki seni de biriyle tanıştırır,” diye mırıldandı annesi.

“Sanki benden kurtulmak istiyorsun gibi geliyor. Nineden duyduğum gibi, ‘elden çıkarmak’ diye bir tabir vardı.”

“Bunda kötü ne var? Eski sınıf arkadaşlarının çocukları neredeyse liseyi bitiriyor…”

“Aylin’in de bir sürü hayranı var ama o da evlenmedi,” diye alaycı bir gülümsemeyle ekledi Elif.

“O evlenir, merak etme. Ama sen…”

“Yine başladın.” Elif gözlerini devirdi. Annesi eski, can sıkıcı ve bitmeyen konusuna dönmüştü.

“Ölmeye hazırlanıyorum da seni evlendiremedim diyecek kadar ileri gidiyorsun,” diye sinirlendi Elif.

“Ölmeye hazır değilim tabii, ama zaman geçiyor. Torunlarımla vakit geçirmek isterim,” diye ısrar etti annesi.

“Tanrım, anne, daha elli üç yaşındasın!”

“İşte bu yüzden! Yakında emekli olacağım, torun yok. Bu yüzden yarın doğum gününe gidiyorsun. Ay, köfteler yanıyor!” Annesi mutfağa koştu.

Ertesi gün, Elif hediye paketiyle restorana girdi. Üzerinde annesinin ısrarla önerdiği mavi elbise vardı. Saçlarını da annesinin tavsiyesiyle dalgalandırmıştı. Kendini tuhaf hissediyordu, sanki bir anda büyümüş bir Alice gibi. Annesiyle tartıştığı için gecikmişti.

Restoran doluydu. Sessizce masalar arasında siyah önlüklü garsonlar dolanıyordu. Kalabalığın sesi Elif’in üzerine bir deniz dalgası gibi çarptı.

“Rezervasyonunuz var mıydı yoksa birini mi bekliyorsunuz?” Yanında beliren güler yüzlü bir hostes sordu.

“Evet, arkadaşımın doğum günü var…” diye mahcup bir şekilde cevapladı Elif. Restoranlara pek alışkın değildi.

“Buyrun.” Hostes onu masaya götürdü. Elif, Aylin’i gördü. Yanında iki genç oturuyordu. Biri, bankacı oğlu Mehmet’ti; Aylin bir ara onu tanıştırmıştı. Diğeri ise daha sade görünümlü ve biraz ürkek biriydi. Belli ki Aylin onu Elif için çağırmıştı.

“Hoş geldin, Elif! Siparişi biz verdik, umarım beğenirsin,” diye fısıldadı Aylin. “Harika görünüyorsun!”

Elif yok olmak istedi. Geç kaldığı için özür diledi, Aylin’i tebrik etti ve hediye paketini uzattı. Aylin teşekkür edip paketi ayağının dibine koydu, içine bakmadan.

Masada şampanya servis edildi.

“Biraz alayım, gece nöbetim var,” dedi Elif bardağına uzanan şişeye.

“Elif bizim hemşiremiz,” diye gururla açıkladı Aylin.

Mehmet kısa bir kadeh kaldırdı, herkes şerefe dedi. Elif bir yudum aldı ve bardağını masaya bıraktı.

“Tanış, bu Serkan. Balıkçı gemisinde çalışıyor, inanabiliyor musun?” dedi Aylin, bıçağını ve çatalını alırken.

“İyi para kazanıyor musun?” diye sordu Mehmet.

“Şikâyetçi değilim.”

“Gemide altı ay kalmak zor olmalı. Ne içki ne kızlar… Delirmeden nasıl dayanıyorsunuz?”

“Vardiyadan sonra o kadar yorgun oluyorum ki kızlar aklıma bile gelmiyor.”

Serkan iştahla yemek yiyor ama Elif’e hiç bakmıyor, sadece Aylin’i süzüyordu. Şaşılacak ne var? Aylin güzel, herkes ona vurulur. Elif kendini yine yersiz hissetti.

Müzik başlayınca Aylin Mehmet’i dansa kaldırdı. Elif nöbet öncesi evine uğramak için izin isteyip kalktı.

“Serkan, Elif’i eve bırak,” diye emretti Aylin.

“Lüzum yok!” diye itiraz etti Elif ve hızla çıktı.

Dışarıda Serkan ona yetişti. “Ben seni bırakacağım,” diye ısrar etti.

“İstemiyorum!” diye tersledi Elif.

Ama Serkan peşini bırakmadı. Sessizce evine kadar yürüdüler.

“Geldik. Hoşça kal.” Elif durdu.

Serkan aniden, “İki gün sonra Trabzon’a gidiyorum. Gemiye bineceğim,” dedi. “Pencerelerin nerede?”

“İyi yolculuklar,” diyerek kapıyı açtı Elif. Arkasına baktığında Serkan gitmişti.

“Seni kim bıraktı?” diye sordu annesi Elif içeri girer girmez.

“GördünElif gülümseyerek pencereye baktı ve Serkan’ın hâlâ bahçede beklediğini görünce kalbi sıcak bir umutla doldu.

Rate article
Lifequest
Merhaba, Yeni Bir Başlangıç