“Anne, karışırsan giderim. Sonsuza kadar.”
Doğum gününde Elif erken kalktı, salatalık için sebzeleri doğradı, eti marine etti, patatesleri soydu ve kuaföre gitti. Eve döner dönmez mutfağa girdi.
“Mutlu yıllar, anneciğim! Çok güzelsin. Pasaportundaki yaşın yanlış, en az on yaş genç görünüyorsun.” – Henüz uyanmış olan Ahmet, şortuyla Elif’in yanına geldi ve yanağından öptü.
“Kendine çeki düzen ver de bana yardım et. Tek başıma yetişemeyeceğimden korkuyorum,” dedi Elif.
“Tamam, hemen geliyorum.” – Ahmet banyoya giderken durdu. – “Belki de Ayşe’yi çağırsak? O daha iyi becerir.”
“İyi fikir. Ara gelsin, yardım etsin,” diye kabul etti Elif.
Ahmet, üzerine kolonya sıkmış, traş olmuş ve giyinmiş bir şekilde mutfağa girdiğinde, Ayşe sebzeleri doğruyor, Elif ise bardakları kuruluyordu.
“Ne kadar uyumlu çalışıyorsunuz,” dedi Ahmet, Ayşe’den bir dilim salatalık çalarken.
Kız dudaklarını uzattı ama Ahmet öpmek yerine geri çekildi. Elif bunu fark etti. “Benden utanıyor,” diye düşündü.
“Ahmet, masayı kurar mısın? Üst raftaki örtüyü ser,” diyerek ortamın gerilimini dağıtmaya çalıştı.
“Emredersiniz!” – Ahmet asker selamı verdi. Islak saçları alnına düştü, başını sallayarak geri attı.
“Kocaman adam oldun, hâlâ çocuk gibi davranıyorsun,” diye gülümsedi Elif.
“Anne, kaç kişi gelecek?” diye seslendi Ahmet odadan.
“Bizi sayarsan dokuz,” diye düşünerek cevapladı Elif.
Oğlunu tek başına büyütmüştü, ama yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Elif hep büyük, sıcak bir aile hayal etmişti. Babası erken gitmişti. Kocası da oğlu doğduktan üç yıl sonra terk etmişti. Kendi hayatını bir türlü toparlayamamıştı. Belki Ahmet evlenirse, ailesi büyürdü. Niye bu kadar bekliyordu? Yirmi altı yaşındaydı, tam zamanıydı. Ayşe de iyi bir aileden, terbiyeli bir kızdı. Belki evlenirler, torunlar gelirdi… Elif bu düşüncelerle gülümsedi.
Fırındaki et neredeyse hazırdı. Patatesleri kaynatma vakti gelmişti.
“Ayşe, ekmeği de doğra—” Kapı zili sözünü kesti.
Elif bir göz gezdirip saçının düzgün olup olmadığını kontrol etti, önlüğünü çıkardı ve kapıyı açtı.
Misafirler yavaş yavaş geliyordu. Köşedeki sehpada birkaç gül buketi duruyor, etrafa hafif bir koku yayıyordu. Yanlarında kurdeleli hediye paketleri vardı.
Ahmet herkesi tanıyordu: annesinin çocukluk arkadaşı ve kocası, muhasebe şefi, iş arkadaşları… Konuklar masanın etrafında toplanmış, sohbet ederek yemek için davet bekliyorlardı.
Ama Elif hâlâ bekliyordu. Ahmet fark etti, belli ki birini daha bekliyordu. Kimdi acaba?
“Çok acıktım, öleceğim,” diye söylendi Ayşe.
“Bekle, annem birini bekliyor.” – Ahmet kızın elini sıktı.
Sonunda zil çaldı, Elif rahatlamış bir şekilde kapıya koştu. Biraz sonra, beline sarılmış zarif bir kadınla içeri girdi.
“Tanışın, bu Deniz, eski komşum. Lisedeyken o daha küçüktü. Annesi ona göz kulak olmamı istemişti. Öyle güzel olmuş ki tanıyamadım!”
“Ben seni hemen tanıdım, hiç değişmemişsin.” – Deniz’in sesi berrak ve melodikti. Ahmet, “Güzel şarkı söylüyordur,” diye geçirdi içinden.
Sade gri elbisesi ince bedenine oturmuştu. Açık renk saçları dalga dalga dökülüyordu. Yüzü gülümsemeye hazırdı.
“Buyurun, sofraya geçelim,” dedi Elif.
Herkes hemen yerleşti, nereden başlayacaklarını düşünerek.
Ahmet masada annesinin yanında oturdu, bir yanda Ayşe, diğer yanda Deniz vardı. Kadından hafif, pahalı bir parfüm kokusu geliyordu. Erkekler merakla, kadınlar ise tedirgin bakıyorlardı.
Ahmet şarap şişesini aldı, Deniz’e bakarak izin istedi. Yüzleri o kadar yakındı ki, gözlerindeki altın benekleri görebildi.
“Kaç yaşında acaba? Benden biraz büyük gibi…” Ahmet hesaplamaya çalışırken Ayşe sözünü kesti. Birisi kadeh kaldırdı, ama Ahmet dinlemiyordu. Deniz’in kokusu aklını başından almıştı.
“Benimle de içmeyecek misin?” diye buruk bir sesle sordu Ayşe.
Ahmet istemeyerek döndü. Kız gözlerinin içine bakmaya çalışıyordu. “Ne alayım? Rus salatası mı, şu mu?”
“Fark etmez,” diyerek kadehi bir dikişte bitirdi.
“Bu kadar büyük bir oğlun olacağını tahmin etmezdim. Okuyor musun, çalışıyor musun?” diye fısıldadı Deniz.
“Üniversiteyi bitireli üç yıl oldu, şimdi çalışıyorum.”
“Vay, tabii ki böyle bir annenin oğlu olunca.”
Konuşurken neredeyse birbirlerine değiyorlardı. Her temas, Ahmet’in vücudunda sıcak bir dalga yaratıyordu. Ama Deniz biraz uzaklaştı.
Ayşe bir şey sordu, Ahmet sinirle döndü. Birkaç kadeh sonra kafası hafifledi.
“Ahmet, müzik açsana, dans edelim,” dedi Elif.
Ahmet bilgisayara gidip bir şarkı açtı. Kadınlar koltuğa geçti, erkekler sigaraya çıktı. Ayşe, Elif’e yardım etmeye başladı. Ahmet bunu içten içe sinirle izliyordu.
Deniz ayağa kalktı, ne yapacağını bilemiyordu. Ahmet yaklaştı.
“Dans eder miyiz?”
Şaşırmıştı, ama sonra ellerini Ahmet’in omuzlarına koyduElif, zamanla torununun sevgisini kazanırken, Deniz’le olan dostluğunun da hayatına nasıl bir huzur getirdiğini fark etti ve artık geçmişin pişmanlıkları yerine mutlu bir geleceğe bakabildi.




