**Seven Sevgi**
Emre, pencerenin önünde durmuş, güneşle aydınlanan avluya bakıyordu. Yandaki binada bir market vardı, insanlar kestirme yol olarak avludan geçerek oraya gidiyorlardı. Ama Emre’nin ilgilendiği insanlar değildi. O, sadece Ayşe’yi bekliyordu.
Bu evde yaşadığı sürece, ona aşıktı. Ayşe, iki yaş büyüktü ve iki kat aşağıda oturuyordu. Öyle özel biri değildi, herhangi bir kızdı, milyonlarcası gibi. Ama Emre için o çok özeldi. Çünkü kalp işte, emir dinlemiyordu. Sevmişti, gerisi boştu.
Ayşe, mezuniyet sınavlarına hazırlanıyor ve sağlık meslek lisesine gitmeyi planlıyordu. Artık okul yolunda onun arkasından yürüyemeyecek, teneffüslerde onu göremeyecekti. Tek yapabildiği, pencerede nöbet tutup onu görmeyi beklemekti.
Ayşe, ona hiç ilgi göstermiyordu. Onun gözünde Emre sadece bir çocuktu, bir komşu. Bu yüzden hislerini hep sakladı. Ayşe’nin kendisini reddedeceğinden korkuyordu. Reşit olmayı, liseyi bitirmeyi bekledi, sevgisini söyleyebilmek için. Ve tam da diplomayı alıp üniversiteye hazırlanırken, Ayşe bir anda evlendi. Hem de gerçek bir “atlamayla”.
Pencereden, kurdelelerle süslenmiş gümüş renkli bir arabanın kapıya yanaştığını gördü. Koyu mavi takım elbiseli, uzun boylu bir adam arabadan indi ve sabırsızca beklerken sürekli ikinci katın pencerelerine bakıyordu. Sonra Ayşe, beyaz bir dantel bulutu içinde kapıdan fırladı. Merdivenlerden inerken ayağı takıldı ve tam düşecekken damat onu son anda yakaladı. Onu arabaya oturttu, ayakkabısını çıkardı ve şoförle bir şeyler konuşmaya başladı. Emre anlamıştı, topuk kırılmıştı.
Ayşe’nin annesi beyaz bir spor ayakkabı getirdi. İşte böyle evlendi. Yeni ayakkabı alacak vakti yoktu.
Bu olay, tüm apartmanın dilindeydi, hatta sadece apartman değil, tüm mahalle! Herkes aynı fikirdeydi: Bu kötü bir alametti, evlilik uzun sürmeyecek ve mutluluk getirmeyecekti.
Ayşe’nin düğününden sonra Emre, iki gün boyunca odasında koltuğa uzanıp duvara dönük yattı. Annesi doktor çağırmayı düşündü, oğlunun hasta olduğunu sandı. Üçüncü gün Emre ayağa kalktı ve yine pencereye yerleşti. Ama Ayşe ortadan kaybolmuştu. Annesi, düğünden sonraki gün çiftin güneye tatile gittiğini söyledi. Emre, Ayşe’nin kocasının evine taşınacağından ve onu bir daha göremeyeceğinden korkuyordu. Ama iki hafta sonra Ayşe, bronzlaşmış ve daha da güzelleşmiş bir hâlde avluda belirdi. Geri dönmüştü! Emre’nin kalbi sevinçten göğsünden fırlayacak gibiydi.
Ayşe’nin annesi, yeni doğum yapan büyük oğlunun yanına gitmişti. Genç çiftin aile hayatını kurmalarına engel olmak istememişti. Zaman geçti, ama Ayşe ve kocası kehanetlere rağmen mutlu bir şekilde yaşadılar.
Hayat normale dönmüştü, Emre yine her gün hayran olduğu kişiyi görebiliyordu. Tabii ki artık Ayşe’nin yanında sık sık kocasını da görmek zorunda kalıyordu. Ama altı ay sonra nihayet boşandıklarını duyduğunda içi rahatladı.
Bu haberi annesi akşam yemeğinde anlattı. Kehanet gerçek olmuştu. Evlilik uzun sürmemişti. Nasıl öğrendikleri belli değildi, ama dedikodulara göre kocasının ilk eşi Ayşe’ye gelmişti. Küçük bir oğulları vardı. Kocasıyla kavga etmişler, boşanmışlardı. Sonra Ayşe’yle tanışıp evlenmiş, ama oğlunu görmeye devam etmiş, eski eşiyle de araları düzelmişti. İkinci evliliğe acele ettiğini anlamıştı, ama genç karısına bunu söylemeye cesareti yoktu. İşte eski eşi devreye girmiş ve her şeyi Ayşe’ye anlatmıştı.
“Sen karar ver. Oğlunu seviyor, ona bağlı. Ben de onu çoktan affettim. Kabullen ve bırak. Sen de mutluluğunu bulacaksın.”
Ayşe elbette bıraktı. Emre, onun ağladığını duyuyormuş gibiydi, aslında duyamazdı tabii. Üç gün pencerede bekledi, ama Ayşe görünmedi. Ya kendine bir şey yaptıysa? Bu düşünce içini ürpertti ve hemen ona koştu. Dört merdiveni birkaç sıçrayışla indi ve kapısını çaldı.
Ayşe, ağlamaktan şişmiş gözlerle kapıyı açtı. Emre’yi görünce içeri çekildi, kanepeye yüzüstü kapaklandı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Emre çekinerek içeri girdi. Ağlayan kızın hâli yüreğini parçalıyordu. Çömelerek yanına oturdu ve usulca sırtını okşadı.
Ayşe yavaş yavaş sakinleşti, şişmiş gözlerini ona çevirdi. O an Emre onu daha da çok sevdi, dağınık, ağlamaklı ve korunmasız hâliyle. Aslında daha fazla sevmek mümkün müydü ki?
“Ağlama. Biraz bekle, üniversiteyi bitirince seninle evleneceğim.”
Emre üniversiteye girdi. Ara sıra Ayşe’yle sokakta karşılaşıyordu. Marketten ya da işten dönerken, başı öne eğik yavaş adımlarla yürüyordu. Yüreği hem acıma hem de aşkla sıkışıyordu. Onun market poşetini alıyor, şakalar yapıyor, komik hikâyeler anlatıyordu. Kapıya gelince poşeti geri alıyor ve vedalaşıyordu. Ayşe onu hiç içeri davet etmiyordu.
Tabii ki annesi her şeyi biliyordu. Ama oğlunun büyüyüp gözlerininEmre ve Ayşe’nin mutluluğu her geçen gün büyüdü, çünkü gerçek sevgi sabırla bekleyen ve hiç vazgeçmeyen bir yürekte filizlenir.




