**Mutluluğu Beklemek**
Derdiler ki, mutluluğu beklemek, mutluluğun kendisinden daha güzeldir. Çünkü beklerken umut eder, hayal eder, kendine yakıştırırsın; işte o an zaten mutlusundur. Ama mutluluğa eriştiğin o an ise kısacıktır. Tadını çıkaramadan, sevincini yaşayamadan, sıradanlaşıverir. Ve sen yine beklemeye başlarsın…
Mehmet’in her şeyi vardı: İstanbul’un göbeğinde bir daire, son model bir Audi, iyi maaşlı bir iş ve üstelik bir de güzel bir eş. Lise yıllarından beri birlikteydiler. İlk aşkları, tüm engellere rağmen bir yuva kurmuştu.
Bir de dört yaşında bir kızı vardı, Elif. Eşi çalışmıyor, evde Elif’le ilgileniyordu. Mehmet, küçük kızını delicesine seviyordu; onun göz bebeğiydi, neşesiydi.
Daha ne olsundu ki? Yaşa mutluluğunun tadını çıkar. Ama insanoğlu böyledir, her şeyi olduğunda daha fazlasını ister.
Eşiyle yıllar içinde birbirlerine alışmışlardı, tek bir bakışla anlaşırlardı. Aşkın ateşi sönmüş, yerini sakin bir bağlılık almıştı.
Sabahları duştan çıktığında masada demli bir Türk kahvesi beklerdi. Ütülü, tertemiz gömleğini giyer, eşinin yanağına bir öpücük kondurup işe giderdi. Akşamları lezzetli bir akşam yemeği onu karşılardı. Hafta sonları ailecek pikniğe gider, kışın kızak kayarlardı. Hayatından şikayetçi değildi Mehmet. Kimsenin hayatı onunki kadar çabuk düzelmemişti.
Ve yine de…
Bir gün ofise yeni bir çalışan geldi. Genç, taze, siyah gözleri biraz çekik ve bir ceylanınki kadar ürkek. Adı Aylin’di. Aylin Yıldız. Sanki bir şarkı gibiydi adı. Gözleri mi, adının ahengindeki melodi mi yoksa yeni bir şeylerin özlemi miydi, bilinmez; ama Mehmet ona bakarken içini bir heyecan kapladı. Kalbi onu tanımış gibi çarptı. Onun, beklediği mutluluk olduğunu düşündü.
Sık sık koridorda, kahve makinesi başında, öğle aralarında karşılaşıyorlardı. Tesadüf değildi bu, Aylin de onu arıyordu. Sonunda bir sabah arabasıyla ofise geldiğinde, Aylin’i bekledi. Onu gördüğünde indi, kapıda “rastgele” karşılaştılar. Torpido gözünde duran liraları sayıyormuş gibi yaparak kapıyı ona açtı.
Asansörde göz ucuyla onu süzüyor, bazen Aylin’in kendisine baktığını hissediyordu. Ama konuşamıyorlardı; ofis kalabalıktı.
Ta ki bir gün yalnız kaldıkları ana kadar. Mehmet işini sevip sevmediğini sordu, hava durumundan, hafta sonu planlarından bahsetti. Aylin gülerek, biraz da alaycı bakışlarla cevap verdi.
Böylece sonbahar geçti, kış geldi. Yılbaşı öncesi bir şirket partisi düzenlenecekti. Mehmet büyük umutlar bağlamıştı bu geceye. Evde geç saatte gelmenin bahanesi olduğu için kimse bir şey demezdi.
Bütün gece Aylin’i takip etMehmet o gece partiden ayrılırken aklında tek bir düşünce vardı: “Mutluluğun peşinde koşarken asıl sahip olduğun mutluluğu kaybedebilirsin.”




