Umut Evi
Elif gözlerini açık tutuyor, tavanda ilerleyen arabaların far ışıklarını izliyordu. Yağmur damlaları pencere pervazında tıkırdıyordu. Kanepede Ahmet bir an horladı, sonra yeniden sessizliğe döndü. Ne zamandır aynı yatakta uyumamışlardı…
On dört yıl önce tanışmışlardı. Elif, arkadaşının doğum gününe yetişmek için çok koşmuş ama yine de geç kalmıştı. Geldiğinde misafirler sofraya oturmuştu bile.
“Hadi gel!” diye çekiştirdi arkadaşı Elif’i, üstünü çıkarmasına bile izin vermeden.
Elif etrafa selam verdi, sofradakilerin bakışlarından utandı. Gözlerini kaldıramadan hediye paketini Sibel’e uzattı.
“Sibel, niye oturtmuyorsun Elif’i sofraya? Ahmet, mutfaktan bir tabure getiriver,” diye yardımcı oldu Sibel’in annesi.
Yakışıklı, uzun boylu genç Elif’e gülümsedi ve yerini ona verdi. Onun Sibel’in ağabeyi olduğunu zor tanımıştı. Askerden yeni dönmüştü, olgunlaşmıştı. Biraz sonra tabureyi getirdi ve Elif’in yanına sıkıştırdı.
Biri yeni bir kadeh kaldırdı, herkes tokuşturdu. Ahmet, Elif’e kırmızı şarap dolu bir bardak uzattı.
“İçmem,” diye başını salladı Elif.
“Bu şerbet,” diye fısıldadı kulağına, bardakları hafifçe çınladı.
Tabağına çeşit çeşit mezeler koydu. Sınıf arkadaşları Ahmet’e ilgiyle bakıyor, fısıldaşıyorlardı.
Sonra Sibel’in ailesi kibarca mutfağa çekildi, gençler müziği açıp masayı kenara iterek dans etmeye başladı. Ahmet, Elif’e kaçmayı teklif etti. Bütün gece şehirde dolandılar, konuştular. O günden sonra ayrılmadılar.
“Artık evlenebiliriz. Kabul ediyor musun?” diye sordu Ahmet, mezuniyet balosundan sonra.
Kabul mü? Soruyor bile! Aşkından deliye dönmüştü. Ama annesi ne diyecekti?
“Ne evlenmesi? Aklınızı mı yitirdiniz? Tamam, o askerden meslek öğrenmiş, ama senin okuman lazım. Niye bu kadar acele ediyorsunuz? En azından birkaç yıl bekleyin, ayaklarınızın üstünde durun…” diye yalvardı annesi, gözyaşlarını tutamadan.
“Üzgünüz, bu kadar bekleyemeyiz,” dedi Ahmet, yükü omuzlarına aldı.
Annesi her şeyi anladı, ağlamaya başladı.
Böylece Elif, üniversite yerine yedi ay sonra bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Ahmet tamirhanede çalışıyor, Elif ise çocukla ilgileniyordu. İyi bir anne, özenli bir eş olmuştu.
Gençler, Elif’in annesiyle yaşıyordu. Oğulları okul çağına gelince Elif de işe başladı. Ahmet’in müşterilerinden biri onu sekreter olarak yanına aldı. Sonunda bir ev kredisi çekebildiler.
Büyüyen oğul, sevdiği kocası, sağlam bir aile… Elif böyle sürüp gidecek sanıyordu. Ta ki bir yıl önce yan daireye genç ve güzel bir kadın taşınana kadar. Bir akşam, pasta ve şarapla tanışmaya geldi. Elif sofrayı kurdu, içtiler.
Yeni komşuları Derya, birçok fıkra biliyor ve ustalıkla anlatıyordu. Ahmet’le birlikte karnı ağrıyana kadar gülüyorlardı. Sonra Derya, Ahmet’e mobilya monte edip edemeyeceğini sordu. Yeni bir gardırop almıştı ve yardıma ihtiyacı vardı.
“O her şeyi yapar, Ahmet’in altın gibi elleri var, tabii ki yardım eder,” diye cevapladı Elif rahatça.
Ertesi gün Ahmet, Derya’nın evine gardırop kurmaya gitti. Sonra Derya ondan bazı kutuları taşımasını, bir avize asmasını, bir şeyler çakmasını istedi… Akşamları Ahmet sık sık Derya’nın evinde kayboluyordu. Bazen Derya, Elif’le sohbet etmeye gelirdi.
“Ne güzel bir aileniz var. Kocanla çok şanslısın,” diye iç çekerdi Derya. “Benim ne kocam var ne çocuk.”
“Üzülme. Daha gençsin. Her şey olacak. Güzel, neşeli bir kadınsın. Sen de aşkını bulacaksın,” diye teselli ederdi Elif.
“Zaten buldum,” dedi bir iç dökme anında Derya.
Elif kibarca sormadı, içtenlikle sevindi. Derya’nın gözlerini kaçırmasını, elindeki fincanın titremesini, itirafının getirdiği mahcubiyete yordu.
Bir gün mahalleden biri Elif’i durdurdu.
“Merhaba Elif, işten mi geliyorsun?”
“Evet, kusura bakmayın, eve gideceğim…”
“Bekle. Benim haddime değil ama bilmen gerekiyor. Benim evim Derya’nınkine bakıyor. Gözetlemiyorum ama gece kapı önünde biri dolaşınca duyuyorum. Kısacası, kocanı kurtarman lazım.”
“Ne diyorsun? Kimden kurtarmam lazım?” diye anlamadı Elif.
“İşte ondan. Bir gece mutfağa gidiyordum. Uyuyamadığımda sıcak süt içerim. Dene, iyi gelir. Tam o sırada kapı sesi duydum, usulca. Gözetleme deliğinden baktım…”
Elif’in sırtına soğuk bir ter yayıldı. Kaçmak istedi. Ama kadın elini tuttu, sanki düşüncesini biliyordu.
“Baktım, Derya’nın evinden biri çıktı, sizin eve girdi…” dedi fısıldayarak.
Elif elini çekti, geriledi.
“Ahmet iyi bir adam, her kadının hayalindeki gibi. Derya gibi kadınlar hep peşinde olacak. Dur, düşün ne yapacaksın. Acele etme. Erkekler böyledir, pek azı hayır diyebilir, hele kadın atılgan olursa…”
Elif, donakalmış bir halde, çekiElif, Ahmet’in elini sımsıkı tutarak eve doğru yürürken, artık geçmişin yüklerini geride bırakıp yeni bir başlangıca adım attıklarını hissetti.




