Kilit Noktası

**Traf**

Arabalar sıkışık sıralar halinde ölü gibi duruyordu. Ne ileri ne geri, son yarım saattir hiçbir hareket yoktu. Camlar kapalıydı çünkü herkes klima kullanıyordu. Dışarıda tahammül edilemez bir sıcak vardı, radyoda öğlen saati için 35 derece denmişti.

Güneşin ve lastiklerin ısıttığı asfalttan yükselen hava titriyor, adeta dalgalanıyordu. Volvo’nun içi serindi. Ama hareketsiz oturup, durağan bir film karesi gibi kalmış manzaraya bakmaktan sıkılmıştı artık.

Elif plastik şişenin kapağını açtı ve birkaç yudum su içti. Kemal, şişede kalan suyun üçte birden az olduğunu fark etti. Elif sürekli içiyor, ona hiç su teklif etmiyordu. Hayır, olsa bile reddederdi, son yudumu mutlaka ona verirdi. Ama Elif tek başına içiyor, sanki arabada Kemal yokmuş gibi davranıyordu.

“Bu daha ne kadar sürecek?” diye sinirli bir sesle sordu Elif.

Daha yazlıktan ayrılalı çok olmuştu ve bu, Elif’in ilk cümlesiydi. Onun sessizliği, çığlıktan daha kötüydü. Keşke bağırsaydı. Kavga etmiyorlardı, ama olur da bir şey olsa, Elif saatlerce, hatta günlerce susar, tüm tavırlarıyla Kemal’in suçlu olduğunu hissettirirdi. O da kabullenir, özür diler, tekdüze azarları dinler ve barışırlardı.

“Niye öyle oturuyorsun? Bir şey yapsana,” diye Kemal’in üstüne yürüdü Elif, sanki TEM’deki trafiğin sorumlusu oymuş gibi.

Şimdi sessiz kalan Kemal’di. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyordu.

“Zaten neden o saçma yazlığa gittik ki? Tamam sen, ben niye geldim? Sen kızınla şekerlemeler yaparken ben çitin öteki tarafında mı oturayım? Keşke alışverişe çıksaydım. Ya da Aslı’yla bir kafeye oturup dondurma yeseydim.” Elif burnunu çekti.

“İşte, burnum tıkandı. Bir de bu klimadan hasta olayım yetermiş gibi,” diye yine şikayet etti.

Kemal klimayı kapattı.

“Yok artık, dalga mı geçiyorsun? Böyle güneşte araba bir dakikada ısınır. Bizi burada haşlamak mı istiyorsun?” diye çıkıştı Elif.

Kemal, onun bu kadar çok konuştuğunu hiç hatırlamıyordu. Bu hem şaşırtmış hem de telaşlandırmıştı. Ama bir şey demedi ve klimayı yeniden açtı. Önde, araçların arasından bir adam yürüyordu, Kemal’in Volvo’suna gelmeden önce yandaki sıradaki bir araca bindi.

“Gördün mü? Oradan geliyor. Belki trafiğin sebebini öğrenmiştir?” diye tahmin etti Elif.

“Belki,” diye onayladı Kemal.

“Öyleyse niye oturuyorsun? Git sor öğren,” diye Kemal’e bakmadan konuştu Elif.

“Ne sorayım? Trafik kilometrelerce olabilir. Yarım saatte gidip gelmiş midir sanıyorsun? Hiç sanmıyorum.” Kemal Elif’e baktı ve yine suçlu hissetti.

“Yani, sonsuza kadar burada beklemeyeceğiz. Er ya da geç açılacak. Herkes sakin, bekliyor. Burası TEM, öyle sıradan bir yol değil. İstanbul’un yarısı burada duruyor.” Kemal sustu. Elif de öyle, gözlerini dikmiş önüne bakıyordu.

“Tamam.” Kemal arabadan çıktı.

Arkaya, tıpkı öndeki gibi sıkışık araç sıralarına baktı. Adam galiba kırmızı arabaya binmişti. Kemal yan camı tıklattı, cam yarıya indi.

“Affedersiniz, öne doğru yürüyen siz miydiniz? Durmamızın sebebini biliyor musunuz?” diye sordu direksiyondaki adama.

“Tüm TEM durmuş gibi. Kimse bilmiyor. Belki kaza ya da terör saldırısı.”

Kemal yeni bir şey öğrenememişti. Zaten kendisi de öyle düşünüyordu. Dışarıda sauna gibi bir sıcak vardı. Cam eğilip beklerken gömleği sırılsıklam olmuş, sırtına yapışmıştı. Volvo’ya döndüğünde radyoda haberler veriliyordu. Trafiğin sebebinden ya da TEM’deki durumdan tek kelime bahsedilmemişti.

“Eee, bir şey öğrendin mi?” diye sabırsızlıkla sordu Elif.

“Yok, her şey ileride durmuş, belki tüm TEM öyle. Biri terör saldırısı dedi.”

“Ben de öyle düşünmüştüm. Neden seninle geldim ki?” diye yakındı Elif.

Kemal ona hak verdi. Onu ikna etmemeliydi. Trafiğe hiç takılmaz, kızıyla yazlıkta kalırdı, onun istediği gibi. Akşam serinliğinde yola çıkardı. O zaman trafik açılmış olurdu.

Oysa her şey ne güzel başlamıştı…

***

Kemal’i telefonun sesi uyandırdı. Uykulu gözlerle ekrana bakmadan açtı.

“Baba, gelecek misin?” diye sordu Defne’nin sesi.

“Merhaba. Kızının bugün doğum günü olduğunu unuttun mu?” Bu kez konuşan eski karısıydı. “Eminim hediye bile almadın,” dedi, sesinde suçlama vardı.

“Hayır, unutmadım, tam yola çıkıyorum,” diye aceleyle cevap verdi Kemal ve gözlerini açtı.

Güneş çoktan yükselmişti. Kemal telefonu kulağından çekip ekrana baktı, saat 9:30’du.

Defne’nin doğum gününü dün akşama kadar hatırlıyordu. Ama dün Elif ve arkadaşlarıyla kulüpte güzel bir akşam geçirmişti ve her şeyi unutmuştu.

“Baba, hediye istemiyorum, sadece gel, seni özledim!” diye arka planda bağırdı kızı ve telefon koptu. Eşi kapatmıştı.

Neredeyse on üç yıl önce evlenmişlerdi. Ve on yıl boyunca kedi köpek gibi yaşamış, birbirlerine eziyet etmişlerdi. Kemal aşık değildi. Sadece üniversitede bir partiden sonra, adını bile hatırlamadığı bir kızın yatağında uyanmıştı.

Bir ayBir yıl sonra, Kemal ve İraida’nın düğünlerinde Defne’nin mutlu gülümsemesi, her şeyin yolunda gideceğinin ilk işareti oldu.

Rate article
Lifequest
Kilit Noktası