Son Mektup

Son Mektup

Elif, babasını hiç tanımamıştı. Büyüyüp annesine onu sorduğunda, annesi yalnızca şöyle dedi:

“Benimle kötü müsün sen?”

Ayşe, kızını severdi ama şımartmazdı da. Zaten büyük, masum gözlü bu çocuğu sevmemek mümkün müydü? Elif, hiç yaramazlık yapmaz, derslerinden kaçmaz, uslu uslu oturur, annesinin sözünden çıkmazdı.

Oynak gözlü, sıcak bir gülümsemesi vardı ama kimse ona “Ne güzel kız!” demezdi. “Annesine çekilmiş!” derlerdi çokça.

Ayşe, parfü yapınmaz, ruj sürmez, topuklu giymezdi. “Ne topuğu be! Fabrikada bir gün boyu boynumuzun kadar işin altındayız, akşam olunca ayaklarımız patlarcasına ağrır,” derdi. Dokuma fabrikasında çalışıyordu. Makinelerin gürültüsünden, hep yüksek sesle konuşmaya alışmıştı, neredeyse bağırıyordu.

Lise birinci sınıftan sonra, Ayşe, Elif’i köye, arkadaşıyla kalmaya gönderdi. Galiba kendine bir hayat kuracak gibiydi. Kızının yanında rahat değildi, hem de Elif bunları anlayacak yaşta değildi.

“Anneste nasıl tanıştınız siz, Teyze Fatma?” diye sordu Elif. “O şehirli, siz köydesiniz.”

“O da bizim köylümüz! Beşik kertesi arkadaşıyız. Sonra şehre gitti, fabrikada iş buldu. Hiç anlatmadı mı? Kökeninden hep utanırdı.” Teyze Fatma iç çekti. “Ben kaldım burada, lütfen biter bitmez yıkandım. Çocuk olmadı, kocam iş için gitti, bir daha da dönmedi. Böyle tek yaşayıp gidiyoruz işte. Bari kendi kızı olsun… Bizimkilerin çokları içiyor, adamların yüzüne bakılmaz.”

“Peki ya babası?”

“Ne babası? Fabrikada hep kadınlar çalışır ki! Vakti yoktur kimseyle lütfen yüz göz olmaya. Annesine bir de ev verdiler, çalışkandır. Herkese nasip olmaz. Aradan yıllar geçti…”

Bir gün fabrikaya bir makine tamircisi geldi. Yakışıklı değildi, ama erkeğin güzelliği nerede? Kadınlar topluluğunda, elinde tespihle geziler bile kıymetlidir. İşte bir şekilde, Ayşe ondan hamile kaldı. Şöyle bir, son anda topladı kendini, neredeyse geç kalacaktı.

Ayşe güzeller güzeli değildi, peşinde erkekler kuyruk olmazdı. Kızı olacağını öğrenince daha çok sevindi. Kızı tek başına büyütürdü, kendine bir evlat çıkartırdı. Buna “kendine doğurmak” derler.

Teyze Fatma’yla konuşmak kolaydı, annesi gibi değildi. Bir de köy işlerine el attırdı. Başka ne yapılır ki köye? Çocuklar gelmişti ama hepsi Elif’ten küçüktü.

Temmuz sonunda, komşuya bir delikanlı geldi. Elif onu görünce, içi kıpır kıpır oldu. O tarlada dedesine yardım etti, kuyudan su taşıdı, Elif de onu pencereden izledi.

Bir gün, suya gittiğini görünce, Elif havlu kaptığı gibi peşinden gitti. Yolda mayosunu unuttuğunu fark etti, ama geri dönmedi. Kıyıya oturdu, onun suda yüzüp, çocuklar gibi sıçrayışını seydi. O da onu fark etti.

“Ne oturuyorsun orada? Su sıcacak!” diye bağırdı.

Elif, mahcup oldu, gitmek üzereydi. O da su çıkıp, ona kokulu bir nilüfer uzattı.

Elif de onun eline havlusunu verdi. Konuşmaya başladılar. Emre’yi, anne babası boşandığı için köye göndermişlerdi.

“Yarın ne yapıyorsun?” diye sordu.

“Hiç, Teyze Fatma’ya ev işlerinde yardım edeceğim. Neden?” Elif’in kalbi yerinde durmuyordu, hiçbir erkekle böyle konuşmamıştı.

“Benimle ormana geleceksin, mantarlar çıkmıştır. Dedenin ayağı ağrıyor da.”

“Geleceğim,” dedi Elif, yüzü kızararak.

“Yalnız kuşluk vakti gideriz, çiğe basarak. Senin için ıslık çalarım,” dedi Emre.

Eve birlikte döndüler. Emre yoldan bir dal koparıp, çitlerin dibine ekilmiş ısırganları eziyor, Elif de havlusunu omzunda taşıyor, omuzlarından tutup sarılıyormuş gibi hissediyordu.

Elif çok erken uyandı, şafak sıkmadan. Saate bakmayadı. Ama ibreler geç gitmek bilmiyordu.

“Niye dırdır ediyorsun?” diye sordu teyzesi, eskiyerek. “Uyu, daha erken.”

“Emre’yle mantara gideceğiz, uyuyakalırlama korkuyorum,” diye itiraf etti.

Teyze Fatma, homurdana homurdana kalktı, kilerden lastik çizmeleri ve bir sepet kıyafet çıkardı.

“Bunu giymek istemiyorum! Korkuluk gibi olacağım!” diye diretle.

“Giy, ahmak mısın sen! Ormada yılan, kene, her türlü şey var. Bir de saçını toplamazsan, başına bela alırsın!”

Elif, ise iste pantolonlara ve bol gömleğe büründü. Aynaya bakıp, kendinden utandı. Tam bir korkuluktu. Tam o sırada, pencerede ıslık duyuldu. Vakit yoktu. Sepeti kapıp dışarı fırladı. Emre ona dikkatlice baktı, memnun oldu. Kendisi de aynı kıyafetleri giyinmişti.

Ormanda, Emre mantar topluyor, Elif ise bir tane bile göremiyordu.

“Hiç mantar topladığın var mı?”

Elif mahçup bir şekilde başını salladı.

“Anladım,” dedi Emre, ona hangi mantarların yenip, hangilerinin zehirli olduğunu gösterdi.

Bir mantar gösterdi, anlattı, sonra devam etti. Kısacık bir süre sonra, Elif de kendi gözüyle hazır mantarları seçmeye başladı.

“Aferin!” dedi Teyze Fatma, mantar dolu sepeti görünce. “Evlerine dönerken Elif, Emre’nin elini tuttu ve gözlerindeki mutlulukla, “Artık hiç ayrılmayalım,” dedi.

Rate article
Lifequest
Son Mektup