**Son Mektup**
Nazlı, babasını hiç tanımamıştı. Büyüdüğünde, bir gün annesine sorduğunda, annesi sert bir şekilde karşılık verdi:
“Benimle kötü mü geçiniyorsun?”
Hayriye, kızını seviyordu ama pek şımartmazdı. Sessiz, iri gözlü bu kız nasıl sevilmezdi ki? Nazlı, annesine hiç sorun çıkarmamış, okuldan kaçmamış, derslerinde başarılıydı.
Olağan, sıcacık bir kızdı. Herkes güzeller güzeli olamazdı ya! Hiçbir yetişkin onun tatlı ya da sevimli olduğunu söylememişti. “Annesinin aynısı!” diyorlardı sadece.
Hayriye, güzel kokular sürmez, ruj sürmez, topuklu giymezdi. “Topuklu mu? Makinelerin başında koşturup duruyoruz, ayaklarım çınlıyor!” derdi. Bir tekstil fabrikasında çalışıyordu. Atölyelerdeki gürültüden dolayı alışmıştı yüksek sesle konuşmaya, neredeyse bağırarak.
Lise birinci sınıftan sonra Hayriye, Nazlı’yı yaz tatili için köydeki dostu Ayşe Teyze’ye gönderdi. Galiba kendine bir hayat kuruyordu. Kızı araya girmesin diye, ama bunu Nazlı’nın bilmesine gerek yoktu.
“Ayşe Teyze, annemle nasıl tanıştınız?” diye sordu Nazlı. “O şehirli, siz köydesiniz.”
“Kızım, senin annen de köylüydü. Beşik kertmesi dostuz onunla. Sonra şehre gitti, fabrikaya girdi. Hiç anlatmadı mı? Köy kökenlerinden hep utanırdı.” Ayşe Teyze derin bir iç çekti. “Ben kaldım, okuldan sonra hemen evlendim. Çocuk nasip olmadı, koca da gurbete gidip bir daha dönmedi. Böyle tek başıma yaşıyorum işte. Annem hiç değilse seni doğurdu, burada adam gibi adam mı var ki? Hepsi içiyor.”
“Ya babam? Onun hakkında bir şey biliyor musunuz?”
“Bilmez miyim? Fabrikada hep kadınlar çalışır. Vardiya bitince aşka fırsat mı kalır? Annene örnek işçi diye bir ev verdiler. Herkese nasip olmaz öyle şey. Ama yıllar geçiyor…”
Sonra bir makine tamircisi geldi fabrikaya. Yakışıklı sayılmazdı, ama erkeğin güzelliği mi gerek? Kadınların arasında her erkek kıymetlidir. Nasıl olduysa ondan hamile kaldı. Son vapura yetişmiş gibiydi, neredeyse vakit geçiyordu.”
“Hayriye güzellikle övünmezdi. Peşinde aşıklar dolaşmazdı. Kız olacağını öğrenince daha da sevindi. Kız çocuğunu babasız büyütmek daha kolaydı. Kendi için doğurdu, denir ya işte.” Ayşe Teyze tekrar içini çekti.
Ayşe Teyze’yle konuşmak kolaydı, annesi gibi değildi. Nazlı’ya köyde bir sürü şey öğretmişti. Köyde başka ne yapılır ki? Etrafta çocuklar vardı ama hepsi küçüktü, Nazlı’nın yaşıtı yoktu.
Sonra temmuz sonunda bir genç geldi, komşunun torunuydu. Nazlı onu görür görmez kalbi yerinden oynadı. Bahçede dedesine yardım ediyor, nehirden su taşıyordu. Nazlı ise pencereden onu izliyordu.
Bir gün nehre gittiğini görünce, Nazlı bir havlu kapıp peşine takıldı. Yolda mayosunu giymediğini hatırladı ama geri dönmek istemedi. Kıyıya oturup onun suya dalıp çıkışını izledi. O da fark etmişti onu.
“Ne bekliyorsun? Su ılık!” diye seslendi.
Nazlı utandı, kaçmak istedi. Ama o çıktı, elinde bir nilüfer tutuyordu, nehir kokan, taze bir nilüfer.
Nazlı ona havlusunu uzattı. Konuşmaya başladılar. Barış, ailesi boşanırken, mal paylaşımı yaparlarken, dedesinin yanına gönderilmişti.
“Yarın ne yapacaksın?” diye sordu.
“Hiç, Ayşe Teyze’ye ev işlerinde yardım edeceğim.” Kalbi hızla çarpıyordu. Daha önce hiçbir erkekle böyle konuşmamıştı.
“Benimle ormana gider misin? Mantarlar çıkmış, dedemin ayağı ağrıyor.”
“Giderim,” dedi Nazlı, yüzü kırmızıya döndü.
“Ama erken, çiğe basarak gideriz. Seni ıslıkla çağırırım.”
Birlikte eve döndüler. Barış, çitin kenarındaki ısırganları bir çubukla eziyordu. Nazlı ise ıslak havlusunu omzunda taşıyordu, sanki onu omuzlarından kucaklıyormuş gibi hissediyordu.
Sabah erkenden uyandı Nazlı, hava yeni aydınlanıyordu. Sürekli saate bakıyordu, ama akrep ile yelkovan yerinde sayıyor gibiydi.
“Niye kıvranıp duruyorsun?” dedi Ayşe Teyze, esneyerek. “Daha erken, uyu biraz.”
“Barış’la ormana gideceğim, uyuyakalırım diye korkuyorum,” diye itiraf etti.
Ayşe Teyze inleyerek kalktı, kilerden lastik çizmeler ve geniş giysiler çıkardı.
“Bunları giymem, korkuluk gibi olurum,” diye diretti Nazlı.
“Giysene, ahmak! Ormanda yılanlar, keneler var. Saçlarını da iyice başörtüsünün altına topla.”
İsteksizce giydi, aynaya baktı ve dehşete düştü. Tam bir korkuluktu. Tam o sırada pencerenin altından bir ıslık sesi geldi. Değişecek vakti yoktu. Sepeti kapıp bah…Ve sonunda, Nazlı’nın hayatı uzun zaman önce nehrin kıyısında başlayan bu aşkla yeniden can buldu, yılların öfkesi yerini huzura bıraktı ve iki yalnız kalp artık birbirine kenetlenmişti.




