Sürüş Dersleri
Elif, arabasını ofisin önüne park edip binaya doğru hızla yürüdü. Önünde iki genç kız yavaş adımlarla yürüyor, sohbet ediyordu. Tam kapının önünde aniden durdular ve yolunu kestiler. Elif, aralarına dalarak onları itti ve kapıyı kendine doğru sertçe çekti.
“Hey, nereye gidiyorsun?” diye bağırdılar peşinden, hakaretler savururlarken.
Normalde hemen cevap verirdi ama o gün umutsuzca geç kalmıştı, bu yüzden tartışmaya girmeden koşarak asansöre yöneldi. İnsanlar asansöre binmek üzereydi. Son anda içeri dalarken bir adama çarptı ve onu geri itti.
“Özür dilerim,” diye mırıldandı ve dönüp kapılara baktı. Kapıların arasından, kendisini takip eden kızların sinirli yüzleri göründü. Kapılar kapandı, asansör yukarı çıkmaya başladı. “Keşke dil çıkarsaydım,” diye geçirdi içinden.
Koşmaktan yüzü kıpkırmızı olmuş, saçları dağılmıştı. Asansörün arka duvarında ayna vardı ama içerisi kalabalıktı, ulaşamadı. Saçlarını eliyle düzeltmeye çalıştı.
Arkasından biri hafifçe güldü. Elif, çarptığı adamın bu sesi çıkardığından emindi. Kontrol etmek için döndü. Adam arkada duruyor, hafifçe çenesini kaldırarak ona bakıyordu. Belki de boy farkından öyle görünüyordu. Hafif bir parfüm kokusu hissetti. Bir an göz göze geldiler. Elif sertçe başını çevirdi, saçlarını savurarak.
Asansör yavaşça durdu, kapılar açıldı ve Elif çıktı, adamın bakışlarını sırtında hissederek.
“Beğendin mi onu?” diye sordu Mehmet, arkadaşı Kerem’e, asansör tekrar hareket ederken. “Seni beğendiğini gözlerinden anladım. Sana laf atacak gibiydi.”
“Boş ver. Güzel gözler ve zarif bacaklarla beni etkileyemezler. Görmedim şey değilim. Şimdi böyle havalarda geziyor ama evlenince gerçek yüzünü gösterir. ‘Sevgiliim, Ece ve kocası Maldivler’de tatil yaptı, biz yine Antalya’ya mı gideceğiz? Sıkıldım artık. Selma’nın üç kürkü var, benim bir tane. Kendimi fakir gibi hissediyorum…'” diye taklit etti Kerem, karısının ses tonunu komik bir şekilde yansıtarak.
Etraftakiler kıkırdadı.
“Yanlış kadınla evlenmişsin,” dedi Mehmet. Tam o sırada asansör durdu ve ikili dışarı çıktı.
“Sağa döneceğiz,” diye yönlendirdi Mehmet.
“Katılıyorum. Ondan sonra kadınlara bakasım gelmiyor. Konuyu kapatalım,” dedi Kerem. “Buraya mı?” Cam kapının önünde durdu.
Bu arada Elif, patronunun azarını dinliyordu.
“Seni bu saatte nerede gezdiriyorlar? Müşteri telefonu kapatmış, anlaşmayı mahvettin!” diye bağırıyor, öfkeden tükürük saçıyordu.
“Faruk Bey, yemin ederim bu son! Trafiğe takıldım…”
“Ayrıntı istemiyorum. Erken yatıp erken çıkacaksın işe. Bir daha geç kalırsan, hasta annen olmasına bakmam, kovulursun! Şimdi gözümün önünden kaybol. Örnekleri al ve müşteriye git.”
Elif geri geri çekilerek kapıya yöneldi.
“Teşekkürler, Faruk Bey. Bir ayağım burda, diğeri orda. Söz veriyorum, yemin ederim, bir daha olmayacak…” Kapıyı sırtıyla iterek koridora çıktı, rahatlamış bir şekilde nefes verdi.
“Seni Öztürk aradı. Deliye dönmüş,” diye karşıladı iş arkadaşı, Elif ofise girince.
“Buldu beni zaten,” dedi Elif, masasındaki dosyayı kapıp çıktı.
Asansörü beklemedi, merdivenlerden koşarak aşağı indi, binadan çıkıp park yeriKerem, Elif’in gözlerindeki gururu görünce içten bir gülümsemeyle, “Haklısın, belki de bu sefer işler farklı olacak,” dedi ve ikisi birlikte yeni bir başlangıca adım attılar.




