**Pembe Atkı**
Valide, kocasını iki yıl önce toprağa vermişti. Kendisinden on yedi yaş büyüktü. Tanıştıklarında Valide yirmi dokuz yaşındaydı.
Genç kızlığından beri erkeklerin ilgisini pek çekmemişti. Sessiz, evine bağlı, kulüplerden ve kalabalıktan uzak duran bir yapısı vardı. Okul yıllarında arkadaş gibi görülür, erkekler ondan ödevlerini çoğaltmasını ister, kaçırdıkları dersleri sorardı. Sonra gidip güzel, neşeli, ahlak kurallarına takılmayan kızlarla çıkarlardı.
Cemal’le bir sokakta karşılaştılar. Mayıs ayının ılık güneşi altında, ağaçlar çiçek açmış, genç yapraklar göz alıyordu. Valide eve yürüyerek gitmeye karar verdi. Güneşin altında gözlerini kısarak yürürken, sebepsiz yere herkese gülümsüyordu.
O sırada karşı yönden gelen uzun boylu, yakışıklı bir adam dikkatini çekti. Siyah paltosunu iliklememiş, hafifçe savurarak yürüyordu. Valide’nin yanından geçerken gülümsedi:
“Ne güzel hava, neredeyse yaz geldi. Ben hâlâ paltoyla geziyorum.” Sesindeki sıcaklık Valide’yi etkiledi.
“Çıkarın o zaman,” diye gülümsedi Valide.
Adam hemen paltosunu çıkarıp koluna attı. Valide nedense orada öylece kalakaldı, büyülenmiş gibi ona baktı.
“Hakikaten daha iyi oldu. Dondurma ister misiniz?” diye sordu adam, beklemeden dondurmacıya yöneldi. Valide gitmeyi düşündü ama ayıp olur diye vazgeçti.
Döndüğünde elinde kremalı dondurmayla geldi.
“Vay, en sevdiğim,” dedi Valide şaşkınlıkla. “Nasıl anladınız?”
“Benim de favorim,” diye gülümsedi adam.
Birlikte yürüdüler, dondurmalarını yediler, sohbet ettiler. Valide eve her zamankinden geç döndü. Akşam yemeğini bile reddetti, dondurmadan doymuştu.
“Niye gözlerin böyle parlıyor?” diye sordu annesi, şüpheyle baka baka.
“Hiçbir şey,” dedi Valide, nedense yüzü kızararak.
Ertesi gün Cemal arayıp onu yürüyüşe davet etti.
“Hava yağmurlu, farkında mısınız? Şemsiyemi almadım,” dedi hayal kırıklığıyla.
“Önemli değil, o zaman sinemaya gidelim. Nerede çalışıyorsunuz? Gelip sizi alayım.”
Sinema yolunda Valide, onun da bir yıl önce eşini kaybettiğini öğrendi. Kalp rahatsızlığı olan eşine doktorlar çocuk doğurmasını yasaklamıştı.
“Onu çok sevmiştim. Çocuk olmaması beni rahatsız etmedi. Üstüne titrerdim. Öldüğünde kendimi zor toparladım. Tek başına ömrümü geçireceğimi sanıyordum. Sonra sizi gördüm… Anlıyor musunuz Valide?”
Cemal sözlerini bitirdiğinde Valide’nin içi burkulmuştu.
Ertesi gün işten döndüğünde Cemal’i mutfakta annesiyle çay içerken buldu. Masada bir demet gül duruyordu.
“Kızım, Cemal Bey’le çay içiyoruz,” dedi annesi tatlı bir sesle, göz ucuyla “Aptallık etme” mesajı vererek.
Cemal hoş bir adamdı. Şık giyimli, saçlarındaki aklar ona ayrı bir hava katıyordu. Annesinin de gözüne girmişti. Asil duruşuna bir de iyi bir iş, ev ve araba eklenince, annesinin beğenisi daha da arttı. Üstelik çocuğu da yoktu. Artık birilerinin çocuklarını memnun etmeye çalışmayacaktı. Kendi torunlarını beklerdi.
“Anne, daha bir hafta oldu tanışalı, sen şimdiden gelecek planları yapıyorsun,” dedi Valide sinirle. “Evet, hoş bir adam ama onu sevmiyorum.”
“Sevgi olmazsa, hayal kırıklığı da olmaz. Mantık evlilikleri en sağlam olanlardır. Onun yanında rahat edersin. Artık aşk hayalleri kuracak yaşta değilsin. Güvenilir, sağlam bir adam.”
Cemal ayrılırken Valide’yi arabasına kadar geçirmesini rica etti.
“Yarın sizi ve annenizi evime davet ediyorum. Nasıl yaşadığımı görün. Valide, açık konuşalım. Eğer çocuk istiyorsan, anlarım. Ama artık baba olmak için geç. Bu yaşta geceleri uykusuz kalıp bebek bekçiliği yapamam.”
Dürüstçe söylemişti. Valide bir daha çocuk konusunu açmadı.
Onun yanında güvende hissediyordu. İş arkadaşları kıskanıyordu. Genç kocalar eğlence peşinde koşarken, Valide’nin kocası onu işe bırakıp alıyordu. Annesi, kızının altın bilezik bulduğunu düşünüyordu. Torun isterdi elbet, ama olsundu. Mutluluk zaten tam olmazdı.
Valide sakin bir hayat sürüyor, Cemal’le evlendiğine hiç pişman olmuyordu. Aralarındaki saygı, güven ve huzur, evliliğin temeliydi.
Bir gün kocası işten döndü, yemeğini yedi ve biraz dinlenmek için uzandı. Valide onu uyandırmamak için sessiz kalmaya çalıştı. Sonra bir tuhaflık sezdiğinde iş işten geçmişti. Cemal ölmüştü.
Üç yıl evli kalmışlardı. Valide gerçekten yasta idi.
Kocasının ölümünden sonra hayatı aynı tempoda sürdü. Annesinin “Artık bir şeyler yapmalısın” lafları sinirine dokunuyordu. Kendi başına çocuk mu yapsaydı? Kimden, Allah aşkına?
Cemal, onun renkli giyinmesini, makyaj yapmasını sevmezdi.
“Ne gerek var? Evlisin. Makyaj yapanlar, erkeklerin dikkatini çekmek isteyenlerdir.”
Valide eski kıyafetlerini dolabın en arkasına iteledi. Sade ve sıkıcı giyiniyor, saçlarını sıkı bir topuz yapıyordu. Kendinden yaşlı gösterBir gün dolabının arkasından pembe atkısını tekrar çıkardı, hafifçe gülümseyerek boynuna doladı ve hayatının yeni bir sayfasını açmaya hazır olduğunu hissetti.




