Annem, tam olarak Mavi Tepe köyünden, Erzurumlu. Dedeme, yani annemin babasına hep çok düşkündüm. Küçüklüğümden beri beni her yere götürürdü, hatta işine bile. Onun anlattığı hikayeleri, başından geçenleri dinlemeye bayılmışımdır.
Bir gün ona cin görüp görmediğini sordum. “Cin görmedim ama cadılar gördüm, hatta ‘obur’ bile gördüm,” dedi. Oburun ne olduğunu bilmiyordum, anlatmasını istedim. Bana dedi ki, “Şekil değiştirebilen, hayvan suretine girebilen ve hatta uçabilen büyücülerdir bunlar.”
Askerlikten sonra, Mavi Tepe’deki mısır tarlalarında bekçilik yapmış dedem. Görevi, tarlaları hırsızlardan korumaktı. Bir gece nöbetindeyken, tarlaya akşam dokuz gibi gitmiş. Daha ilk adımda bir tuhaflık hissetmiş. Hava ağır, rüzgar buz gibi, dolunay da her yeri garip bir şekilde aydınlatıyormuş.
Her zamanki gibi tarlayı dolaşmaya başlamış. Gece yarısından sonra bir sandalyeye oturmuş, ama yorgunluk onu yendiği için uyku bastırmış. Tam o anda, kötü bir şey olacağını hissetmiş. Ürpermiş, sanki görünmez biri yaklaşıyormuş gibi.
Birden yanı başında mısırların arasından ayak sesleri gelmiş. Birinin tarlada gezindiğini duyunca tüfeğini çekmiş. Asker olduğu için silah kullanmayı biliyormuş, o zamanlar güvenlik pek yokmuş zaten, herkes kendini korurmuş. Tüfeğiyle tarlanın içine doğru seslenmiş: “Kim var orada?” Karşılık olarak sadece kahkahalar duymuş. Gülüşler, bir sağa bir sola, gittikçe yaklaşarak hareket ediyormuş.
Cesaretini toplamış, tüfeğiyle tarlanın içine doğru yürümüş. Derken bir kara domuz mısırların arasından fırlamış. Normal bir domuz sanıp peşinde koşmuş. Tam kuyruğundan yakalayacakken, domuz iki ayağı üzerine kalkıp koşmaya devam etmiş! Dedem donup kalmış, gördüğüne inanamamış.
Tüfeğini doğrultup ateş etmeye hazır olduğu anda, hayvanın sırtından iki kanat çıkmış ve çığlık çığlığa göğe doğru uçmaya başlamış! O kadar korkmuş ki tüfek elinden düşmüş, kendi ayağına çarpılmış. Acıyla kendine gelmiş. Hemen “hasbünallah” deyip tüfeği alıp koşarak eve dönmüş, hâlâ şoktaymış.
O güne kadar oburlar hakkında sadece dedikodular duymuş, ama böyle biriyle yüz yüze geleceğini hiç düşünmemiş. Şimdi bile bana anlatırken tüyleri diken diken yapıyor. Ben de gördüğüne inanıyorum, çünkü söylerken gözleri uzaklara dalıyor, sanki o geceyi tekrar yaşıyor gibi.




