Dört yıl önce, kız arkadaşım Deniz ile birlikte İzmit’te üniversite okuyorduk. Bir akşam, saatler gece yüzü gösterdiğinde, arkadaşımız Elif’e yemeğe gitmek üzere yola çıktık. Elif’in evi, Deniz’in apartmanına sadece bir sokak mesafedeydi, bu yüzden yürümeye karar verdik. Her şey normaldi, sohbet ederek sakince ilerliyorduk. Köşeyi dönünce hemen oradaydı.
Tam o sırada, Deniz aniden elimi sıktı ve alçak bir sesle, “Şu uzaktan gelen şeyi görüyor musun?” diye fısıldadı. Göz ucuyla baktığımda, yaklaşık iki sokak ötede bize doğru ilerleyen karanlık bir siluet gördüm. Uzun boyluydu, iri yarıydı ve yan yan yürüyordu, sanki sırtında görünmez bir yük vardı. Sokak loş olsa da, hızla yaklaştığını seçebiliyorduk, adeta peşimizden koşuyordu.
Tuhaf bulduk ama belki de semtin sakinlerinden biriydi, kim bilir, belki bir evsiz. Yolumuzu sürdürdük ve köşeyi döndük. Sadece birkaç ev kalmıştı ki Deniz’in parmakları kolumu kavradı. “Arkamızdakini gördün mü?” dediği an donup kaldım. Döndüğümde, az önce geçtiğimiz köşede aynı şekil duruyordu.
Bu kadar hızlı yaklaşması imkansızdı. Saniyeler önce çok daha uzaktaydı. Korku kanımıza işledi, özellikle de tekrar yürümeye başladığını görünce… Sanki zorlanıyordu ama her adımda daha da yaklaşıyordu.
Düşünmeden koştuk ve Elif’in evine vardık. Kapıyı çılgınca yumrukladık, hemen açtı. İçeri daldık, nefes nefese, konuşamıyorduk. Yüzümüzün rengi uçmuştu. Elif’in köpeği Tekir, durmadan dışarıya doğru havlamaya başladı, sanki orada biri… ya da bir şey vardı.
Bizi bu halde görünce Elif, soyulduğumuzu sandı. Nefesimizi toplayınca yaşadıklarımızı anlattık. O ve ailesi dışarı çıkıp baktılar ama kimseyi göremediler. Sokak bomboştu.
O gece eve dönmeye cesaret edemedik. Elif’te kaldık, yüreklerimiz hâlâ hızla çarpıyordu. Bugün bile peşimizde ne olduğunu bilmiyoruz. Ama ikimiz de hemfikiriz: O şey, insana benzemiyordu.




