Arkadaşlık Bağları

Aslı dosyayı kontrol edip iş mailine gönderdi. Pazartesi ofiste açıp bastıracak, mühür basıp raporu teslim edecekti. İşte! Özgürlük!

Küçük bir İstanbul şirketinde muhasebeci olarak çalışıyordu. İş yoğunluğu fazlaydı ama maaşı iyiydi, ofis de evine iki adımlık mesafedeydi. İnsanların içine girmeye gerek yoktu. İşe yürüyerek gidip hava alıyordu.

Muhasebe bölümü kadınlardan oluşuyordu. Kimseyle yakın değildi. Çoğunun ailesi, çocukları varken Aslı yalnızdı. İş paylaşımı yapıldığında kimse hayır demezdi. Akşamları ve hafta sonları da çalışırdı, tıpkı şimdi olduğu gibi.

Cumartesi sabah erkenden kalktı, bilgisayarının başına geçip dosyayı son kez kontrol etti ve maile yolladı. Şimdi üstünü başını düzeltip kahvaltı yapabilir, sonra da… Telefon sesi düşüncelerini böldü.

“Aslı, merhaba!” diyen neşeli bir kadın sesiydi.

“Merhaba,” diye temkinli cevap verdi Aslı. “Kimsiniz?”

“Yok artık. Benim, Merve!”

“Merve?” diye tekrarladı şaşkınlıkla. “İstanbul’da mısın?”

“Hayır, daha geliyorum,” diye güldü sesin sahibi.

Aslı ne diyeceğini bilemedi. En son beklediği kişiydi bu. Liseden arkadaşıydı ama on beş yıl önce ihanetinden sonra görüşmemişlerdi. Keşke telefon numarasını değiştirseymiş diye düşündü.

“Aslı, İstanbul’da senden başka tanıdığım yok,” diyerek sustu Merve. “Beni karşılayabilir misin? Lütfen. Efe’den boşanalı çok oldu. Yeni bir hayat kurmaya geldim.” Merve’nin sesi boğuk ve suçlu gibiydi.

Eski arkadaşını görmek istemiyordu. Ama bunca zaman geçmişti, her şey unutulmuştu. Hem memleketten haber almak da güzel olurdu. Tamam. Karşılayacak, yolcu edecek, gideceği yere kadar eşlik edip kurtulacaktı.

“Tren saat kaçta geliyor?” diye sordu isteksizce.

“Yirmi dakikaya. Gelebilir misin?” sesi sevinçle dolmuştu.

“Otobüsle yirmi dakika, sonra metro. En az bir saat sürer. Bekleyebilir misin? Öyleyse merkez salonun ortasında dur, ben seni bulurum.” Aslı kendi sesine inanamıyordu. Gerçekten de gidip eski arkadaşını karşılayacak mıydı?

“Seni bekliyorum olur mu?” dedi Merve.

Aslı soğuyan çaydanlığa baktı, üzüldü. Yüzünü yıkadı, hızlıca makyaj yapıp giyindi ve evden çıktı. İstanbul’un bir mahallesinde küçük bir stüdyo daire kiralıyordu. Tek başına yetiyordu, üstelik ucuzdu.

Garın merkez salonuna girince şaşırdı. Bu kalabalıkta Merve’yi nasıl bulacaktı? On beş yıldır görmemişti, bilse tanır mıydı? Ortada durdu, her taraftan görünebilmek için.

“Aslı!” diye neşeyle bir ses duydu.

Büfedeki tanıdık ama değişmiş Merve ona doğru koşuyordu. Kilo almış, saçlarını açmış, ağır makyajı yüzünü yaşlı gösterse de Aslı hemen tanıdı onu.

Merve sarıldı ona.

“Sonunda! Yoksa ayakta duramıyordum.” Koluna girdi, büfenin yanındaki valizi ve büyük çantasını işaret etti.

“Eşyalarını böyle bırakma, çalarlar,” dedi Aslı, bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu.

“Çalmadılar ya. Hem içinde önemli bir şey yok, para ve belgeler üzerimde.” Merve dolgun göğsüne baktı.

Aslı başını sallayıp etrafa göz attı. Kimse onlara bakmıyordu.

Merve çantanın üstüne valizi koydu, Aslı’ya baktı.

“Nereye gideceksin?” diye iç çekti Aslı.

“Bana hâlâ kızgınsın, değil mi? Bir şey soracaktım… Birkaç gün kalabilir miyim yanında? Kiralık ev bulana kadar?” Merve dudağını ısırdı.

“Ne cüret. Efe’yi elimden aldın, şimdi de bana mı dadandın? Keşke gelmeseydim, aramayı cevaplamasaydım…” diye geçirdi içinden Aslı.

“Haydi gidelim,” dedi ve çıkışa yürüdü.

Merve bir şeyler anlatıyor, sorular soruyordu ama Aslı cevap vermedi, çantalarına çarpmamak için dikkatli yürüdüğünü ima etti. Merve de sustu, peşinden nefes nefese geliyordu.

“Merkezde yaşıyorsun sanıyordum. İstanbul’a hiç benzemiyor,” dedi hayal kırıklığıyla küçük daireye girince. “Merak etme, hemen ev bulup çıkarım. Tek başına mı yaşıyorsun? Girişte erkek terliği var.”

“Not etmiş. Keşke kaldırsaydım,” diye düşündü Aslı, sonra yüksek sesle, “Yalnızım, misafirler için onlar,” dedi.

Merve koltuğa uzandı, bacaklarını uzattı.

“İstanbul’dayım! İnanamıyorum.”

Aslı çayı demledi, buzdolabından ekmek ve sucuk çıkarıp sandviç yaptı.

“Şarap var mı? Karşılaşmaya içelim,” dedi Merve.

Aslı buzdolabından yarısı bitmiş bir şarap çıkardı, iki kadeh koydu.

Merve içti, Aslı’nın sadece yudumladığını görmezden geldi, anlatmaya başladı. Efe’yle evlendikten hemen sonra boşanmışlardı. Dışarıdan yakışıklıydı ama huysuzdu. İkinci kocası çok daha yaşlıydı, Merve onu sevmemişti, parası için evlenmişti. Şoförüyle aldatınca kocası onu evden kovmuştu. Boşanmak yorucuydu ama şimdi parası vardı. İstanbul’a yeni bir hayat kurmaya gelmişti.

“Sen iyi yapmışsın, okul bitince buraya gelmişsin. Memlekette yapılacak bir şey yok. Sıkıcı…”

Aslı’nın muhasebe okumak için İstanbul’a gelmesi gerekmiyordu. Efe’yle dokuzuncu sO günden sonra Aslı, hayatına zehir gibi sızan insanlardan uzak durmayı öğrendi ve İstanbul’un kalabalığında gerçek mutluluğu kendisiyle barışarak buldu.

Rate article
Lifequest
Arkadaşlık Bağları