Yavuz uykusunda bir elin hafifçe koluna dokunduğunu hissetti. “Ne?” Gözlerini açtı. “Başladı mı?”
Karısı Elif gizemli bir şekilde gülümsedi ve yanındaki yatağa baktı. Yavuz başını çevirdiğinde küçük bir kundak gördü. Elini uzattı, ama battaniye boştu…
“Yavuz!” Elif’in endişeli sesi uzaktan geldi.
Gözlerini açtığında onun gergin yüzünü gördü. Kulağına bir şeyler mi geldi? Başını sallayarak uykunun son izlerini atmaya çalıştı.
“Ne oldu? Daha iki hafta vardı ya…”
“Bilmiyorum, karnım ağrıyor,” dedi Elif.
Yavuz dirseklerinin üzerine doğruldu. “Ambulans çağırmalıyız.” Başını çevirip yatağa baktı. Kundak varmış gibi bir his vardı, ama boş geldi. Rahatladı, kabusu unutmaya çalıştı.
“Bekleyelim. Emin değilim, belki sancı değildir.” Elif umutla kocasına baktı. “Bize sancılar on dakikada önce gelmeden hastaneye gitmeyin demişlerdi.”
“Ambulans gelene kadar sen doğurursun. Telefonum nerede?” Yavuz sandalyenin arkasındaki kot pantolonuna uzandı. Telefon yumuşak halıya düştü.
Tamamen uyandı, telefonu aldı ve kotunu giydi. Arkasından Elif’in inlediğini duydu, elleri karnında.
“Sancı mı?” Yavuz hızla yatağın diğer tarafına geçti, sırtını ovmaya başladı, doğum hazırlık kursunda öğrendiği gibi.
“Derin nefes al,” dedi, kendisi de burundan hava çekip ağzından vererek örnek oldu. Elif onu örnek aldı.
“Geçti,” dedi, zoraki gülümseyerek.
“Ambulans çağırıyorum.” Yavuz yataktan fırıYavuz arabayı çalıştırdı, gözlerindeki yaşları silerken, yeni bir hayatın başlangıcına doğru ilerlerken yüreğinde taşıdığı sevinci ve o sabah geçirdiği tüm korkuları geride bıraktı.




