Çiçeklerden Oluşan Bahar

**Günlük**

Gözlerini hafifçe kapamış, yorgunlukla yatağına uzanmıştım. Karşıdaki yatakta, duvara yaslanmış, bacak bacak üstüne atmış Nazlı, ders kitabını sesli okuyordu. Tam o sırada telefonum çaldı, popüler bir melodiyle. Nazlı kitabı kapattı ve bana kaşlarını çatarak baktı.

İsteksizce telefonu açtım. Bir anda yatakta doğruldum. Sonra telefonu kenara attım, fırladım ve daracık odada dolabımdan eşyaları çıkarıp spor çantama tıkıştırmaya başladım.

“Nereye gidiyorsun? Ne oldu?” diye sordu endişeyle Nazlı.

“Komşu aradı, annemi hastaneye kaldırmışlar, kalp krizi geçirmiş.” Çantanın fermuarını çektim ve kapıya yöneldim. Orada, askıda ceketlerimiz ve ayakkabılar duruyordu.

“Yarın sınav var. Hastanede doktorlar var, onunla ilgilenirler. Sınavı ver, sonra gidersin,” dedi Nazlı, yataktan kalkıp beni çizmelerimi giyerken izledi.

“Bak Nazlı, dekanlığa durumu anlatırsın. Ben dönerim, hallederim. Sınavı dönem sonrasına alırım. Otobüsüm kırk dakikaya kalkıyor,” dedim, ceketimin fermuarını çekerken.

“Annene bir şey olduğunda haber ver,” diye seslendi Nazlı, ama ben çoktan odadan fırlamıştım. İnce kapının ardından uzaklaşan topuk sesleri duyuldu.

Nazlı omuzlarını silkti ve odaya döndü. Yatağımda telefon şarj aletini görünce kapıp yalınayak peşimden koştu.

“Defne! Defne, bekle!” diye bağırdı, merdivenlerden aşağı inerken.

Giriş kapısı şiddetle çarpıldı. Nazlı üç basamak birden atladı, kapıyı itti ve neredeyse dışarı fırladı.

“Defne!”

Ardıma baktım, Nazlı’nın elinde şarj kablosunu görünce geri döndüm.

“Sağ ol.” Tekrar yola koyuldum.

“Soylu, burada ne yapıyorsunuz? Biri az kalsın kapıyı kırıyordu, diğeri çıplak ayakla dışarı fırladı. Kendinizden geçmişsiniz!” diye bağırdı nöbetçi Zehra Hanım masasından kalkarak.

“Özür dilerim, Zehra Hanım, hiçbir şey kullanmıyoruz,” dedi Nazlı, ayaklarını yerden kurtarmaya çalışırken. Çıplak ayaklarına sokulan kum taneleri ve küçük taşlar canını yakıyordu.

“Defne’nin annesi hastaneye kaldırıldı. Üşüdüm, gidebilir miyim?” dedi ve cevap beklemeden merdivenlere yöneldi.

“Aman Allah’ım!” Zehra Hanım ağırca koltuğuna çöktü ve haç çıkardı. “Allah korusun!”

Nazlı odaya döndü, ayaklarındaki kumu silkeledi, dağılmış eşyaları topladı, terliklerini giyip çaydanlıkla mutfağa gitti. Yarın sınav vardı, sıcak çayla ısınıp tekrar kitaplarına dönecekti.

Hava kararmıştı ki kapı usulca tıkırdadı.

“Kim o?” diye seslendi Nazlı, ama cevap gelmedi. İç çekti, yataktan kalkıp kapıyı açtı.

“Selam!” Kapıda, önünde küçük bir çiçek demetiyle Tolga duruyordu.

“Gel.” Nazlı, Tolga’nın içeri girmesini bekledi, sonra Defne’nin eve gittiğini söyledi.

“Ama yarın sınavı var,” dedi Tolga şaşkınlıkla.

“Dekanlığa gider, durumu anlatırım. Sınavını dönem sonunda alır,” dedi Nazlı, çiçeklere bakmaktan kendini alamayarak.

“Bunlar sana,” dedi Tolga, çiçekleri uzatarak.

“Teşekkür ederim. Çay ister misin?” Nazlı çiçekleri alıp pencerenin yanındaki vazoya koydu.

“Ben suyu alayım, sen üzerini değiştir,” dedi gülümseyerek ve odadan çıktı.

Tolga sadece ayakkabılarını çıkardı, iki adım atıp Defne’nin yatağına oturdu. Elini ucuz örtü üzerinde gezdirdi, sanki onu okşuyormuş gibi.

Nazlı döndü, vazoyu masaya koydu, bir adım geri çekilip çiçeklere baktı.

“Çok güzel. Bunlar ne çiçeği?”

“Fulya,” dedi Tolga. “Ben gideyim.” Yataktan kalktı.

“Defne’yle bir yere mi gidecektiniz?” diye aceleyle sordu Nazlı. Gitmesini istemiyordu.

“Evet. Bir konser bileti buldum.”

“Öyle mi? O zaman beni de götür. Biletler boşa gitmesin.”

Tolga duraksadı.

“Yarın sınavın var.”

“Ne olmuş?” diye savurdu Nazlı. “Bütün gün çalıştım, biraz dinlenmeliyim.”

Tolga düşündü. Defne gitmişti, biletler boşa gidecekti. Defne’yle yeni başlamışlardı, ciddi bir şey yoktu. Konsere onun oda arkadaşıyla gitmek ihanet sayılmazdı, değil mi?

“Tamam, hadi gidelim,” dedi.

“Yaşasın!” Nazlı sevinçle zıplayıp ellerini çırptı. “Bekle, ben giyineyim, sen dışarı çık.”

“Ah, evet.” Tolga hızla ayakkabılarını giyip kapıdan çıktı.

Beş dakika sonra Nazlı odayı terk etti. Tolga, onun kirpiklerini ve dudaklarını boyadığını, saçlarını topladığını fark etti. Nasıl bu kadar çabuk hazırlanmıştı?

“Hadi gidelim, yoksa geç kalacağız,” diyerek onu acele ettirdi.

Konserde Nazlı coşkuyla dans ediyor, ellerini havaya kaldırıp kalabalıkla birlikte bağırıyordu. Ara sıra Tolga’ya bakıyordu. O da onun enerjisine kapılmış, rahatlamıştı.

Sonra yürüyerek döndüler, konseri hararetle tartıştılar.

“En çok şarkının bu kısmını sevdim,” diyerek Nazlı melodiyi mırıldandı.

“Aynen. Bir de şu kısım…” Tolga da eşlik etti, İngilizce kelimeleri söylemeye çalıştı.

Yurda vardıklarında kapı kilitliydi. Nazlı kapıyı çekti.

Her odaya döndüğünde, Defne’nin yatağının üzerinde unutulmuş küçük bir not gördü: “Her şey yoluna girecek, endişelenme,” ve bu sözlerin arkasında yılların sessiz anılarının asla tamamen solmayacağını anladı.

Rate article
Lifequest
Çiçeklerden Oluşan Bahar