Ece uyandı ve etrafı dinledi. Evdeki sessizlikten Cem’in evde olmadığını anladı. Kalktı, gerindi ve mutfağa geçti. Masada bir not vardı: “Kusura bakma, dün söylemeyi unuttum. Öğlene kadar işte olacağım.”
Ece gülümsemedi, notu buruşturup çöpe attı. Cem’in başka biriyle olduğundan uzun zamandır şüpheleniyordu. Sürekli evde yoktu, uzun zamandır derin sohbetler yapmıyorlardı, hatta konuşmaları bile nadirdi. Kızı evlenmiş ve eşiyle birlikte askeriyeye yerleşmişti. Artık sadece görünürde bir aileydiler.
Odadan telefon çaldı. Leyla.
“Ne yapıyorsun?” diye sordu liseden beri en yakın arkadaşı.
“Hiç, yeni kalktım.”
“Bak hava mükemmel, bahar, güneş açmış. Alışverişe çıkalım mı? Canım renkli ve güzel bir şeyler istiyor. Umurumda değil sakın planın falan vardır?”
“Yok. Cem işte.”
“Pazar günü mü? Tamam, hazırlan, uygun kıyafetlerini giy, bir saat sonra seni alıyorum.” Leyla telefonu kapattı.
Ece su ısıtıcısını ocağa koydu ve banyoya geçti. Leyla’yla alışverişe çıkmayı seviyordu. Gözü keskindi. Onlarca ürün arasından tam olarak ihtiyacınız olanı bulma yeteneği vardı. Ece’nin gözü döner, ne seçeceğini bilemezdi ama Leyla, sihirbaz gibi, tam doğru beden, kesim ve kalitede bir elbiseyi çıkarıverirdi.
Ona öğretmişti: Mağazalara şık giyinerek gitmeliydin, satıcılar seni köylü değil, varlıklı bir kadın olarak görsün diye. Böylece en iyi ürünleri gösterirlerdi. İşin garibi, işe yarıyordu. Hiçbir zaman alışverişten eli boş dönmezlerdi.
Ece makyajını tazeledi, giyindi, aynada kendine baktı ve memnun oldu. Alışveriş ruh halini mükemmel düzeltirdi. Şimdi tam da buna ihtiyacı vardı.
On dakika sonra Leyla aradı, kapıda olduğunu söyledi.
“Selam. Özel bir şey bakacak mısın?” diye sordu Ece, arkadaşının “Renault”suna otururken.
“Hayır. Yeni koleksiyon gelmiş olabilir, geçen senekileri indirime sokmuşlardır. Bahar geldi işte. Hissediyor musun?” dedi Leyla neşeyle.
“Cem beni öldürür. Tatil için para biriktiriyorduk…”
“Öldürmez. Etiketleri kes, fişleri at, harcadığının yarısını söyle.”
“Hah, iki kat fazla harcarım böyle.”
“Bir numaram var, kocanın gözünü boyamak için.”
“Ne?” diye merakla sordu Ece.
“Sonra anlatırım.”
Leyla iri yapılı bir kadındı. Şişman değil, iri – geniş göğüsleri, kalın kalçaları ve ince beli vardı. Etkileyici koyu gözleri, dolgun dudakları ve omuzlarına kadar uzanan koyu renk saçlarıyla erkekler ona dönerdi.
Ece tam tersiydi. Kısa boylu, narin, bukleli kumral saçlı ve yeşil gözlü. Arkadan bakınca genç bir kız sanılırdı. Leyla’nın yanında hep küçük ve özgüvensiz hissederdi.
Leyla mağazaya girince satıcılar ona yaranmak için koşuşturur, en iyi ürünleri gösterirlerdi. O da onlara kraliçe edasıyla gülümserdi. Ece öyle yapamazdı. Satıcılarla konuşurken ezilir, yardımı reddeder ve hemen çıkmak isterdi.
İki saat sonra, markalı poşetlerle dolu, bir mağazadan çıktılar.
“Yeter, kocam bununla bile başımı yer,” diye yalvardı Ece.
“Hadi,” dedi Leyla, onu iç çamaşırı bölümüne çekerek.
“Hayır, hayır! Bunu alırsam Cem bir hafta benimle konuşmaz,” diye inledi Ece.
“Şu dantelli olanlara bak! Vişne rengi takımı al. Saçlarına çok yakışır.” Leyla ellerinde göz alıcı bir sütyen tutuyordu. “Buna bir sabahlık da alabilirsin… Yok, bu fazla olur.”
“Bu güzelliği giysinin altında kim görecek? Hem çok pahalı. Hayır, almayacağım, beni kandırma,” diye direndi Ece.
“Ah, sana öğretiyorum da… Böyle iç çamaşırını giysi altında mı giyilir? Gece giyilir ki kocan değerini anlasın. Senin vücudun böyle şeyler giymek için yaratılmış. Öyle bir manzara karşısında ne kavga kalır ne tartışma. Alıyoruz,” dedi Leyla ve kasaya yürüdü.
“Artık ayaklarım kırılıyor. Yeter. Gidip bir yerde oturalım. Sabah sadece kahve içebildim,” diye önerdi Ece. “Biliyor musun, sanırım Cem beni aldatıyor.”
“Pazar günü işe gitti diye mi böyle düşünüyorsun?” diye kuşkuyla sordu Leyla, kafeye doğru yürürken.
“Uzun zamandır şüpheleniyorum…”
“İşte kafe, hadi girelim,” diyerek Ece’yi kesti Leyla.
Pencerenin yanındaki masaya yerleştiler. Garsonu beklerken Ece etrafına bakındı, müşterileri inceledi. İki masa ötede, arkası ona dönük, Cem’e benzeyen bir adam oturuyordu. Aynı saç kesimi, beyaz kazak. Ona Yılbaşında hediye etmişti bu kazağı. Ama işe giderken böyle şık bir kazağı giymezdi ki? Bir de buraya nasıl gelmişti? Ofisi şehrin öbür ucundaydı.
Ece yanıldığını düşündü ama gözü sürekli o adama kayıyordu. Sanki hissetmiş gibi, adam başını çevirdi. Ece profili görünce şüphesi kalmadı. Bu Cem’di.
Bir anda, yakalanmış küçük bir kız gibi irkildi. Ama Cem onu göremezdi, bu yüzden sakinleşti.
“Hayalet mi gördün?” diye sordu Leyla.
“Sus. Şurada Cem oturuyor. Bizi görmeden gidelim,” diye fısıldadı Ece.
“Ne yani? Neden korkuyorsEce gülümsedi, kızına sarıldı ve yeni hayatına adım atarken arkasında bıraktığı acıların artık onu tanımlamadığını hissetti.




