Kediler, Erkekler ve Laleler Üzerine…

Kediler, Erkekler ve Laleler…

“Yağmur yağıyor, görüyor musunuz?” diye heyecanla pencereye koşan Aylin.

“İlkbahar işte, şaşılacak ne var?” diye cevap verdi mantıklı Sevil.

“Doğru, bugün bir Mart. Kış öyle uzun sürdü ki… Tek sevindiğimiz Yılbaşı oldu.”

“Ama Mart öyledir işte, kar da yağar, don da vurur,” diye karıştı kırk beş yaşındaki, tecrübeli Nevval.

“Sabah arabaya giderken düştüm. Uyluğum mosmor oldu, hâlâ ağrıyor. Göstereyim mi?” diyerek pencereye döndü Aylin.

“Hayııır!” diye hep bir ağızdan çıktı kadınlar.

“Ama bizim Elif’i bahar hiç sevindirmiyor. Bak, nasıl çalışıyor. Tam bir robot.”

“Aylin, bırak onu,” diye atıldı Nevval.

“Tamam, tamam. Ne olacak, dünyanın sonu değil ya. Beni üç kere terk ettiler, hâlâ hayattayım.”

Nevval’in yargılayıcı bakışını gören Aylin, pencereden uzaklaştı.

“Yok, cidden. Adam terk etti. Ölmedi, kaybolmadı, mutlu mesut yaşıyor, ona sevinmek lazım,” diye diretmedi Aylin.

Elif masasından kalktı, odadan çıktı. Aylar geçmişti ama onu unutamamıştı, kabullenememişti.

Önce okula odaklanmış, erkeklere fırsat tanımamıştı. “Vakit bol,” diye düşünürdü. Ama zaman hızla geçti, arkadaşları evlendi, boşandı, yeniden evlendi; Elif ise bir türlü ciddi bir ilişkiye giremedi.

Tolga’yla tanışınca, “İşte, gerçek aşk,” diye düşündü. Ona öyle tutuldu ki onsuz bir hayat düşünemedi. Evlenme teklifi edince mutluluktan uçtu. Yeni yıldan hemen önce düğün yapmak için nikâh işlemlerini başlattılar ki fotoğraflarda süslenmiş ağaç pırıl pırıl dursun. Bütün kız arkadaşlarını çağıracaktı. Hatta gelinliğini bile seçmişti.

Aralık başında Tolga bir anda ortadan kayboldu. Bir hafta boyunca hiçbir cevap vermedi. Döndüğünde ise suçlu ve mahcup görünüyordu. Elif hemen anladı, bir şeyler ters gitmişti. Tolga zorla da olsa itiraf etti:

İki buçuk yıl önce, Elif’le tanışmadan önce, bir iş seyahatinde kısa bir ilişki yaşamıştı. Belki sözler de vermişti, hatırlamıyordu artık. Sonra Elif’le tanıştı, diğerini unuttu. Ama geçenlerde o kadın aramış, bir buçuk yaşında bir oğlu olduğunu söylemişti.

“Benim gibi bir bakışı var,” dedi Tolga, parmaklarını saçlarına daldırarak. “Görür görmez içim altüst oldu. Onu hâlâ sevdiğim için değil… Ama çocuk her şeyi değiştiriyor. Affet beni, her şey benim suçum. Bilmiyordum…”

Elif ilk başta Tolga’yı tutmaya çalışmadı. Aşkın her şeyi yeneceğine inandı. Sonra düşündü: Sorun sadece çocuk değildi. Erkek çocukla bağlı kalmazdı. Demek ki aslında o kadına olan hisleri bitmemişti.

İki mutlu yıl geçirmişlerdi, hayaller kurmuşlardı. Ama geçmişi geri gelmiş, onu talep etmişti. Elif kabullenemeyeceğini anladı. Tolga onu seçse bile… Ne kadar sürerdi? Bir kez ortaya çıkan geçmiş, ara sıra hayatlarına girer, ilgi, hediye, çocuk için para isterdi…

Elif, Tolga’yı bıraktı. Ama şimdi ne yapacaktı? Hayalleri yıkılmıştı, enkazın üstüne mutluluğu inşa edemezdi. Bundan sonra erkeklere nasıl güvenecekti? Hepsini yalancı ve ihanet eden olarak görüyordu.

Gündüz kendini işe veriyordu, ama geceleri yaralı kalbini hatıralar kemiriyordu.

Ne kadar eşitlik için mücadele etseler de, erkek sevgisi ve çocuk olmadan mutsuzdular. Kariyer, ailenin yerini tutmuyordu. Hayatın anlamı, yeryüzünde bir iz bırakmaktı. Hem de öyle bir iz ki, baba ve eşle birlikte yetiştirilecek bir iz… Ama Tolga’nın zaten bir izi varmış, hem de bir buçuk yaşında. Elif fazlalıktı…

Neden bu kadar şanssızdı? Otuz iki yaşındaydı, evlenmemişti, düzgün bir aile hayatı yaşamamıştı.

Aylin ikinci evliliğini yapmıştı. Nevval’in çocukları üniversitedeydi. Şişman Sevil bile bir yıl önce evlenmişti. Sadece Elif hâlâ yalnızdı.

Arkadaşları eşlerinin dostlarıyla tanıştırmaya çalıştı. Ama hiçbiri tutmadı. Biri iyiydi ama kalbi atmadı, diğeri kısa bir macera arıyordu, üçüncüsü hâlâ evliydi…

Önünde bir de o bahar bayramı vardı. Neden herkes çiçek ve hediye telaşına düşüyordu ki? Çiçek her zaman verilebilirdi, takvimdeki bir tarihe göre değil. İyi ki o gün izindi, sokakta gururla lale demetleri taşıyan erkekleri görmeyecekti.

Evde eşini bekleyen kadın, mutfakta didinip durur, sofrayı kurar, sonra süslenir, masaya oturur ve solmaya başlayan lalelere bakar… Kocası, votkayla eti götürürken bir gözü televizyondadır. Oğlu ise yemeğe dokunmadan odasına kapanır, sosyal medyada kaybolur…

Yine de Elif böyle bir mutluluğu kıskanıyordu. Keşke onun hayatı da böyle olsaydı. Aile masada, senede bir gün lale demeti…

Lavabonun üstündeki aynaya baktı. Çirkin değildi, her şey yerindeydi. Peki neden mutlu olamıyordu? Herkes onda bir kusur arıyordu: “Çok seçici, çok titiz.” Sadece gözü kapalı aşk zamanı geçmişti artık. Otuz iki yaşında sıfırdan başlamak istemiyordu. Üstelik otuzundan sonra erkekler artık çElif, Tolga’nın ardından hayatının biteceğini sanmıştı, ancak şimdi pencereden sızan güneş ışığında Koko’nun mırıltısını dinlerken, belki de yeni bir başlangıcın eşiğinde olduğunu fark etti.

Rate article
Lifequest
Kediler, Erkekler ve Laleler Üzerine…