Herkesin kaderi farklıdır. Kimileri genç yaşta hayatlarının tek aşkını bulurken, kimileri de ihanetler ve boşanmalar yaşadıktan, umutlarını yitirdikten sonra karşılaşır o aşkla.
Mehmet de ikinci gruptandı. Üniversitede tanışmıştı gelecekteki eşiyle. Küçük bir Anadolu kasabasından gelen tatlı ve sessiz bir kızdı Aylin. Mehmet’e ilk görüşte aşık olmuştu. O ise sıradan, göze çarpmayan bir erkekti. Aylin uzun süre karşılık vermedi ona.
Ama son sınıfta, birçok öğrencinin okulda eş bulduğu, hatta bazılarının çoluk çocuğa karıştığı bir dönemde, Aylin birden Mehmet’e yanaştı. Mehmet sevinçten uçuyordu ve tabii ki hemen evlenme teklif etti. Aylin de kabul etti.
Mehmet’in annesi, kızın kasabaya dönmek istemediğini anlamıştı. Oğluyla evlenmek, Aylin’e İstanbul’a yakın büyük bir şehirde yerleşme, şehir merkezinde geniş bir daire ve iyi bir iş imkanı sağlıyordu. Ama oğlunun mutluluğunu görünce, susmayı tercih etti.
Mezuniyetten hemen sonra düğün yapıldı. Şehir dışındaki bir restoranda geniş bir öğrenci topluluğu toplandı. Sadece gelinin ailesi gelmedi.
Aylin, babasının hasta olduğunu, yatalak olduğunu, annesinin de onu yalnız bırakamayacağını anlattı. Fazla soru sorulduğunda susuyor, gözleri doluyordu. Mehmet’in ailesi, onu üzmemek için fazla kurcalamadı. Yardım tekliflerini de reddetti.
“Annem babamı her yere götürdü. Kimse yardım edemedi,” dediğinde Aylin’in gözleri kararıyordu.
Mehmet’in ailesi, ona anne-baba olmaya çalıştı. Kısacası, hep birlikte mutlu bir hayat sürdüler. Aylin hemen hamile kaldı. İşe girmeyi reddetti. Zaten para yetiyordu, bir de doğum iznine ayrılacaktı. Belki ikinci çocuk da gelir diye düşündüler. Dokuz ay sonra ilk çocukları oldu. Mehmet’in ailesi ısrar etti, oğlanın adını Aylin’in babasının adı olan Ali koydular.
İkinci çocuk için sekiz yıl beklemek zorunda kaldılar. Bu sürede kendi evlerini aldılar. Doğum zor ve erken oldu. Minicik bir kız bebek dünyaya geldi. Adını da Mehmet’in annesi Ayşe koydular.
Aylin’in anne-babası hiç torunlarını göremedi. Ali doğduktan bir yıl sonra babası öldü. Annesi de onu sekiz ay sonra takip etti.
Ayşe okula başladığında, Aylin işe girmek istedi. Evde oturmaktan sıkılmıştı. Tabii kendi mesleğinde iş bulamazdı, bilgileri unutmuştu, hiç çalışmamıştı zaten.
Mehmet’in ailesi tüm tanıdıklarını seferber etti ve Aylin, büyük bir şirkette direktör asistanı, yani sekreter olarak işe girdi.
Artık spor salonlarında çok zaman geçiriyordu. Şık giyiniyor, makyaj yapıyordu. Artık ev kadını değil, iş kadını görünümündeydi. Arkadaşları Mehmet’e, “Böyle güzel bir kadını eve kapatmışsın, kimseye göstermiyorsun,” diye takılıyorlardı.
Aylin çocukları unuttu. Ali liseyi bitirip üniversiteye hazırlanıyordu, yakında kendi hayatını kuracaktı. Ayşe ise neredeyse tamamen büyükanne ve büyükbabasının yanında kalıyordu. Onlar da torunlarını şımartıyor, annesinin ilgisizliğini telafi ediyorlardı.
Mehmet, eşinden sürekli şikayet ve eleştiri duymaya başladı. “Kendine bakmıyorsun, göbek yapmışsın, spora gitmelisin, karnını eritmelisin,” diyordu. Bir de sürekli patronunu örnek gösteriyordu: “O senden yaşlı ama vücudu otuz yaşındaki adam gibi.”
Mehmet anlamıştı ne olduğunu. Bir gün iş yerine uğramaya karar verdi. Sebep de buldu: Babasının doğum günü yaklaşıyordu, alışılmadık bir hediye almak istiyordu, eşiyle konuşmalıydı. Bunu ailesinin yanında yapamazdı.
Bekleme odasına girdiğinde kimse yoktu. Direktörün odasına çıktı. Kapıyı tıklatıp cevap beklemeden içeri girdi. Odada kimse yoktu ama yandaki küçük bir kapı dikkatini çekti. Yaklaştığında, ne olduğu belli olan iniltiler duydu.
Düşünmeden kapıyı açtı. Bir zamanların utangaç Aylin’i, eteği beline kadar çekilmiş bir şekilde, pantolonunu indirmiş patronunun üzerinde oturuyordu. Onu sırtından bile tanırdı, sonuçta on yedi yıllık eşiydi.
Mehmet donup kaldı, bir süre baktı, sonra kapıyı kapattı ve çıktı. Bu kadar beklenmedik bir şeydi ki, ne yapacağını bilemedi. Neden patrona saldırmadı, neden karısını oradan çekip almadı, neden o kendini beğenmiş surata yumruk atmadı, bilmiyordu.
Aylin eve geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi, kediler gibi gururlu ve mutluydu. Artık her şey netleşmişti. Son zamanlarda neden birlikte olmadıklarının sebebi buydu. Aylin hep yorgunluktan, baş ağrısından bahsediyordu, bahaneleri bitmiyordu. Oysa gerçek sebep, patronuyla olan ilişkisiydi. İşte utanmazlık!
Mehmet karısına her şeyi gördüğünü söyledi. Aylin korktu ama hemen toparlandı.
“Öyleyse daha iyi,” dedi rahatça. “Senden ayrılıyorum.”
“Ya çocuklar?”
“Ali büyüdü, kendi kararlarını alır. Ayşe de kendisi seçsin.”
Ayşe düşünmeden annesinin yeni kocasıyla yaşamak istemediğine karar verdi. Babasıyla da kalmayacaktı. O da yeni bir hayat kurardı, üvey anne gelirdi… Ama büyükanne ve büyükbabası çok şımartıyorduAyşe büyükanne ve büyükbabasının yanında kalmaya karar verdi, Mehmet ise hayatına yalnız devam ederken, geçmişin acılarıyla yüzleşmeyi öğrendi ve bir gün belki yeniden güvenebileceği bir aşk bulacağı umuduyla yaşamaya başladı.




