Her Şeyin Nedeni Bir Palto
Ece bilgisayar başında oturuyordu ama gözleri monitöre değil, pencereye takılmıştı. Son sıcak eylül günleri… Ama aklında daha da başka bir şey vardı: birdenbire gelen ikramiyesini neye harcayacağı?
“Alper’e yeni spor ayakkabı lazım… Çocuk büyüyor, üstündekiler bir çırpıda küçülüyor. Bir de mont alınmalı ama bahara kadar ona da dar gelir. Belki de parayı bir kenara koyup nihayet gelecek yaz denize gitsek…” Tam düşüncelere dalmışken odaya Selin girdi ve Ece’nin hayallerini böldü.
“Nasıl, beğendin mi? Yeni paltomu aldım! Yakışıyor değil mi? Çok pahalı ama değdi.” Kollarını açarak yeniliğini sergiledi. “Hadi söyle!”
“Yeni botlar da mı? Süet mi?” diye sordu ofis arkadaşı Aslı. “Bir kez yağmurda bizim yollara çıksan, bir bakmışsın paramparça olmuş.”
“Belki ben de yeni bir palto almalıyım? Gerçekten… Dört yıldır aynı paltoyu giyiyorum. Ama annem… Anlamaz, bütün gün söylenir durur. Neredeyse kırk yaşındayım, hâlâ annemin ne diyeceğinden korkuyorum. Hayatımda bir kez olsun kendime hediye alabilirim. Hem bu, aile bütçesini sarsmayacak. Bu parayı ben kazandım, istediğim gibi harcarım. Selin benden sadece dört yaş küçük ama aramızda on yıl varmış gibi. Tabii onun on yaşında bir oğlu ve onu hâlâ küçük bir çocuk gibi gören bir annesi yok,” diye düşündü Ece, Selin’in şık paltosuna bakarken.
Bu sırada kızlar bir şeyler tartışıyordu.
“Bırak, kıskanıyorsun işte. Yağmurda eski lastik çizmelerimi giyerim. Ne kadar sıkıcısınız! Gidip muhasebedeki kızlara da göstereyim,” dedi Selin alınmış bir şekilde ve kapıya yöneldi.
“Selin, bekle!” diye seslendi Ece. “Nereden aldın onu?”
“Hoşuna mı gitti?” Selin Ece’nin masasına geri döndü. “Al bakalım.” Cebinden mağazanın indirim kartını çıkardı. “Adres de burada, üstelik güzel bir indirim var.”
“Yok, öylesine sordum,” dedi Ece mahcup bir şekilde, gözünü karttan ayırmadan.
“Bırak şimdi, bir kez yaşıyoruz. Tamam, gidip başkalarına da hava atayım,” dedi Selin ve kartı masada bırakarak odadan çıktı.
“Ece, ne düşünüyorsun?” diye sordu Aslı, monitörünün arkasından başını uzatarak.
“Uzun zamandır yeni bir palto almak istiyordum. İkramiye de geldi, belki alsam?”
Aslı omuzlarını silkti.
“Pahalı ve pratik değil. Selin’i işe erkek arkadaşı arabayla getiriyor. Sen bu paltoyla dolmuşta saatlerce sıkışıp gideceksin. Bir de annen… Ece, bak, seni hem paltonla hem kendinle gömer.”
İkisi sessizce gülüştüler.
“Senin kolay konuşuyorsun, kocan var. Neredeyse her mevsim yeni kıyafet alıyorsun. Ben ise hep başkalarından artan parayla bir şeyler almaya çalışıyorum. Önce ev için birikim, sonra market, bir de Alper’e yetişemiyorsun, mantar gibi büyüyor. Geriye kalanla da kendime bir şeyler alabilirsem şanslıyım. İndirimli bir şey bulabilirsem sevinçten havalara uçuyorum,” dedi Ece iç çekerek.
“Hey, yine dalıp gittin? Öyleyse düşünme, iş çıkışı mağazaya git,” dedi mantıklı Aslı. “Doğru, biraz abla gibi giyiniyorsun. Affet. Selin havalı geçinen biri ama erkekler ona balık yemeğe gelir gibi düşüyor. Sen ise güzelsin, altın gibisin. Bir de üstünü başını toparlasan erkekler kapında kuyruk olur. Haklısın, insanlar giydikleriyle karşılanır. Erkekler gözleriyle sever. Anneni de dinleme, kendine bir hediye yap,” dedi Aslı gülümseyerek ve monitörün arkasına saklandı.
***
Ece geç evlenmişti. Eski bir matematik öğretmeni olan o katı annesiyle şaşırtıcı bir şekilde evlenebilmişti bile. Ece hayatı boyunca onu hayal kırıklığına uğratmaktan korkmuş, hep takdir alan bir öğrenci olmuştu.
Annesini de anlamak mümkündü. Ece’yi tek başına büyütmüştü. Ece daha beş yaşına bile basmamışken, annesi babasından boşanmıştı. Babası ağır içkiye başlamış, para sürekli yetmez olmuş, zor ve mütevazı bir hayat sürdürmüşlerdi. Babasından nafaka değil, gözyaşı almışlardı. Beş yıl sonra ise adam kayıplara karışmıştı. Annesi babasını aramış, sonuçta bir insandı. Ama ondan geriye hiçbir iz kalmamış, sanki hiç var olmamış gibiydi. Belki de hayatta bile değildi. Nafakayla birlikte buharlaşıp gitmişti.
Ece üniversiteden şeref derecesiyle mezun oldu, işe girdi, ama özel hayatı bir türlü düzelmedi. Erkekler ondan hoşlanıyordu ama annesi onları beğenmiyordu. Biri fazla yakışıklıydı, kadın ilgisiyle şımarıktı. Böyle birine gözünü dört açmalıydın, bir ömür başkasına kaptırmaktan korkmalıydın. Diğeri boşanmıştı, evsizdi. Gelip onların evine yerleşecek, nüfusuna geçecek, ya sonra boşanırsa? Ev paylaşım mı olacaktı?
Arkadaşları ikinci evliliklerini yapmış, çocukları okula başlamıştı, Ece’nin ise düzgün bir ilişkisi bile olmamıştı. Sonunda annesinin hoşuna giden biriyle tanıştı. Beğendi mi, beğenmedi mi bilinmez ama annesi bu kez kızına engel olmamıştı. Zaman akıp gidiyordu, böyle giderse kızı evde kalacaktı. Hayırlısı neydi? Torunları da görmek istiyordu, emeklilik yaklaşıyordu.
Evlendikten sonra EEce o gün işten çıkınca paltosunu giyip dışarı adımını attı, gökyüzünde güneş pırıl pırıl parlıyordu ve artık korkmadan gülümseyebiliyordu.




