**Benimle Dans Et**
Emre, Ayşe’ye ilk görüşte vurulmuştu. Zarif, sarışın bir kız, iri ela gözleriyle ofise geldiği günden beri gözü hep ondaydı.
Diğer kadın çalışanlarsa bir anda ikiye bölünmüştü. Kimi, saçlarının boyama olduğunu iddia ediyor, “Bu göz rengiyle doğal sarışın mı olurmuş?” diyordu. Diğerleri ise gözlerinde lens olduğundan emindi. Zaman geçti, Ayşe’nin saç rengi değişmedi. Bazen iş yaparken gözlük takıyordu ama lens takan birinin gözlüğe ne ihtiyacı vardı ki?
Ofis çapkını Cem de Ayşe’yi fark etmişti ama Emre’nin aksine, hemen harekete geçti. Öğle aralarında kafeye davet etti, masasına kahve getirdi. Bir de araba ile eve bırakma teklif edince, Emre’nin kalbi kıskançlıktan paramparça oldu.
Emre mi, Cem’le yarışacak? Cem, karizmasıyla kadınların gözdesiydi. Öyle tatlı sözler söylerdi ki, kızlar kendinden geçerdi. Şakalarıyla, anlatış tarzıyla herkesi kahkahaya boğardı. Tabii, birini elde ettikten sonra hemen sıkılır, başkasına yönelirdi. Bu sefer de Ayşe’yle ilgilenip, Metin Bey’in sekreteri Sibel’i gözden çıkarmıştı. Sibel, tuvalette ağlayıp intikam planları kuruyordu.
Emre ise iri yarı, kırmızı yanaklı, hantal bir adamdı. Kare çerçeveli gözlükleri, bol kıyafetleriyle tam bir “bilgisayar delisi” izlenimi veriyordu. Soyadı da pek uygundu: Korkmaz. Tıpkı ünlü roman kahramanı gibi utangaç ve naif bakışlıydı. Ama bilgisayarlara gelince, bir numaraydı.
“Emre, yardım et!”
“Bilgisayarım çöktü!”
“Emre, bu videoyu düzenler misin?”
Emre, klavyenin başına geçer, parmakları ışık hızında hareket ederdi. Kısa sürede her şey hallolur, sunum hazırlanır, video montajı tamamlanırdı.
“Emre, çok sağ ol!” diyen Elif ya da Zeynep, yanağına bir öpücük kondurunca, Emre kıpkırmızı olur, sıkılırdı.
“Korkmaz, sen dâhisin! Ben bununla akşama kadar uğraşırdım. Sana bir kahve borcum var,” diyen erkekler de sonra unutur giderdi.
Emre kahve içmezdi. Bu yüzden kızların teşekkürleri daha çok hoşuna gidiyordu.
Aslında adı Emrah’tı ama bir gün birisi “Emre” deyince, ismi öyle kaldı.
“Takma kafana, yakışıyor sana,” derdi Cem, omzuna vurup gülerken. Emre, bu sözün iltifat mı yoksa dalga mı geçme olduğunu bir türlü anlayamazdı.
Annesi onu tek başına büyütmüştü.
Bir gün, bir iş arkadaşı Ayşe’yi evine davet etti. Orada genç bir adamla tanıştı. Diğer kadınların hepsi evliydi. Ayşe’yi eve bırakma görevi ona düştü. Ayşe boş durur mu? “Bir kahve içer misin?” dedi. Sonrasını kimseye anlatmadı. Adam neredeyse onun yarı yaşındaydı. Niye hayatını mahvetsin ki? Oğlu doğunca, dedesinin adını verdi: Emrah.
Emre, sessiz sakin, zeki bir çocuktu. Okulda bilgisayara merak sardı. Diğer çocuklar oyun oynarken, o sistemin nasıl çalıştığını çözmeye çabalıyordu.
Üniversitede yazılım mühendisliği okudu, iyi para kazanmaya başladı. Annesi gurur duyuyordu: “İçki içmiyor, kavga etmiyor, evde oturup çalışıyor.”
Annesi emekli olunca, tüm zamanını ona ayırdı. Bol bol yemek yapıyor, börekler açıyordu. Emre de yedikçe kilo aldı. Spor yapmıyor, ekran başında saatler geçiriyordu.
Annesi, ona iyi bir eş bulma hayali kuruyordu. Tanıdıklarının kızlarını ayarlamaya çalıştı. Ama Emre’nin kafası başka yerdeydi. Ta ki Ayşe’yi görünceye kadar. Uykuları kaçtı, iştahı kesildi. Sosyal medyadan fotoğraflarını indirip saatlerce bakıyordu.
Bir sabah erkenden işe gidip, Ayşe’nin bilgisayarını bozdu.
“Yardım et!” diye koşup geldi Ayşe.
Emre, önemli bir şeyler yapıyormuş gibi uzun süre uğraştı, sonunda düzeltti.
“İstediğin bir şey var mı?” dedi Ayşe, minnettarlıkla.
“İstediğim?” Emre ona anlamlı bir bakış attı.
Ayşe fazla ileri gittiğini anladı.
“Tabii… Makul bir şey olursa. Sinemaya gidelim mi? Ya da akşam yemeği?”
“Bütün filmleri izledim, vizyona girmeyenleri bile. Yakında yılbaşı partisi var. Benimle dans eder misin?”
“Seninle mi? Dans edebilir misin ki?” şaşkınlıkla sordu Ayşe. Sonra, “Tamam, söz,” dedi, daha az emin.
Partide, içkiler içilip, yemekler yenip müzik başlayınca, Emre Ayşe’ye yaklaştı. Ama daha ağzını açamadan, Cem araya girdi, Ayşe’yi alıp dans pistine sürükledi. Emre, Ayşe’nin sözünü unutup Cem’le dans etmesini izledi, sonra sessizce çekip gitti.
Ertesi gün Ayşe yanına gelip özür diledi.
“Neden erken çıktın? Seninle dans edecektim.”
Emre gözlüklerini düzeltti.
“Ben çirkinim. Cem gibi kadınların ilgisini çekemem. Senin farklı olduğunu sanmıştım.”
“Emre, sen iyi, akıllı bir adamsın,” diye atıldı Ayşe. “Ama biraz kilo versen, belki lens taksan, daha şık giyinsen… Kadınlar da erkekler gibi önce dış görünüşe bakar. Ben çirkin olsam, bana bakEmre o gece dans kursuna gittiğinde, Lale’yi ağlarken buldu ve o an anladı ki gerçekten sevdiği kadın, onu olduğu gibi kabul eden ve dans etmeyi öğreten bu güzel ruhlu öğretmendi.




