Günlüğümün Sayfaları

Günlük

Babamın ölümünden sonra Elif ve eşi köydeki evi satmaya karar verdiler. Elif hamileydi, daha büyük bir daire almak için paraya ihtiyaçları vardı.

Sıcak bir eylül sabahıydı. Elif, köye bakıp tanıyamadı. Bir yıl içinde yüksek çitler dikilmiş, eski viranelerin yerine renkli çatılı yeni evler yapılmıştı. Sadece onların evi aynı kalmıştı.

Alper arabayı evin önünde durdurdu. Elif arabadan çıktı ve gerindi. Hava öyle sessiz ve temizdi ki başı döndü. Kapıyı açıp içeri girdi. Ev sanki küçülmüş, daralmış gibi görünüyordu.

Tam bir yıldır içinde kimse yaşamamıştı. Annesinin ölümünden sonra babası buraya yalnız gelirdi. Bahçe büyüktü ama bir şey ekmez, ormana ya da balığa giderdi. Geçen yıl da buraya gelmek için can atıyordu, hastalığına rağmen. “Burada nefes almak daha kolay, hava iyileştiriyor,” derdi.

Mayıs ayının başında onu buraya getirmişlerdi. Evin içinde babasının ne kadar çöktüğünü fark etmişti. Artık burada yalnız yaşayamazdı. Onu ikna edip şehre geri götürmüştü. Bir ay sonra yatağa düştü ve eylül sonunda hayatını kaybetti.

Elif ve Alper tam bir şehirliydi, sık sık köye gelemezlerdi. Şehre uzaktı, tatillerini de deniz kenarında geçirmeye alışmışlardı. Sürekli bakım olmadan ev yıkılmaya başlayabilirdi. Şimdiden metruk görünüyordu. Bu yüzden hâlâ sağlam ve bakımlıyken satmaya karar verdiler. Yaşlandıkça sessizliği ve köy havasını özlerlerse, şehre daha yakın bir ev alırlardı.

Elif’in gözleri doldu. Ev, büyükannesi ve büyükbabasından miras kalmıştı. Önce annesi, sonra arka arkaya büyükannesi ve büyükbabası vefat etmişti. Geçen yıl da babasını kaybetmişti.

Elif, duvardaki genç bir kızın portresine bakarken Alper içeri girdi, yanına yaklaştı ve onu arkadan sarıldı.

“Böyle bir fotoğrafını hiç görmemiştim. Kaç yaşındaydın burada?” diye sordu, resme bakarken.

“O ben değilim, annem. Galiba on altı ya da on yedi yaşındaydı, daha lisedeydi.”

“Ona çok benziyorsun. Sen sandım.” Elif’in yüzüne baktı. “Kovayı ver, su almaya gideyim. Sen de çay demlersin.”

Elif burnunu çekti ve mutfağa yürüdü. Çinko kovayı alıp döndü.

“Ters duruyordu ama yine de yıkarsan iyi olur. Çeşme iki ev ötede,” dedi, kovayı uzatırken.

“Biliyorum.” Alper kovayı alıp dışarı çıktı, boş kovayla gıcırdatarak uzaklaştı.

Elif mutfağa döndü, elektrikli ocağı çevirdi ama yanmadı. “Sigortalar çıkarılmış,” diye hatırladı. Sigortalar odada sayacın altındaki raftaydı. Onları yerine taktı, eliyle dokundu—metal disk ısınıyordu.

Etrafına baktı. Buradan hiçbir şey almayacaktı, belki sadece annesinin fotoğrafını. Komşulara uğrayıp eşyaları isteyen olursa verebilirdi.

Çayını içtikten sonra yakındaki komşu kadına uğradı. Evlerinin arasında yüksek bir çit yoktu.

“Satıyor musunuz evi?” diye sordu komşu teyze.

“Evet,” diye başını salladı Elif.

“Gelip bakarım, ama kendi eşyalarım yetiyor. Başkalarına da söyleyeyim mi?”

“Tabii,” dedi Elif, sevinerek.

Eve döndüğünde Alper yakacak bir şeyler arıyordu. Sobayı yakmaları gerekiyordu, ev rutubetliydi. Alper sobayla uğraşırken Elif tavan arasına çıkmak için gıcırdayan merdivene tırmandı.

“Ben mi gelsem?” diye sordu Alper, masadaki kağıtlardan başını kaldırarak.

“Hayır, ben hallederim.”

Eskiden tavan arasına çıkmaktan korkardı. Geceleri kafasının üstünde birilerinin ayak seslerini duyardı. Birisi tavan arasında yürüyordu. Babası, “Kedilerdir ya da ev gündüz ısınıp soğuyunca çıtırdıyor,” derdi. Ama Elif yine de başını yorganla kapatıp öyle uyurdu.

Güneş, küçük bir pencereden tavan arasına sızıyordu. Toz parçacıkları ışık huzmesinde dans ediyor, canlıymış gibi kıpırdıyordu.

“Korkulacak hiçbir şey yok,” dedi Elif yüksek sesle.

Sesiyle köşelerdeki gölgeler büzüştü. Tavandan sarkan büyük örümcek ağlarına dokunmamaya çalıştı. Büyükannesi yağmurlu havalarda çamaşırlarını bu iplerde kuruturdu. Elif kutulardan birini açtı. İçinde Noel süsleri vardı. “Vay canına,” diye şaşırdı, “büyükannem ve büyükbabam Noel ağacı mı süslerdi?” Hiç kışın gelmemişti buraya.

Diğer kutuda oyuncaklar vardı. Elif onları hiç hatırlamıyordu. Köşede bir eğirici tezgahı duruyordu. İşe yarar bir şey yoktu. Elif tavan arasının kenarına gitti, etrafına baktı. Gözü, çatının altındaki bir tahtanın altından çıkan bir defter ya da kitap köşesine takıldı.

Geri döndü, köşeyi çekti ve sararmış, rutubetten birbirine yapışmış yaprakları olan bir defter çıkardı. Tarih atılmış notlar gördü. Anladı ki bu bir günlüktü. Annesinin günlüğü.

Başkalarının günlüklerini okumak doğru değildi. Annesi yıllar önce ölmüştü ama sararmış yapraklara yazdığı düşünceleri kalmıştı. Öte yandan, günlükler niye yazılırdı ki? Bir gün birileri okusun diye. Peki anneannesi neden bu kadar yükseğe saklamıştı?

Elif ters çevrilmiş eski birElif günlüğü tekrar yerine koydu, tavan arasından inerken artık geçmişin ağırlığından kurtulmuş gibi hissetti.

Rate article
Lifequest
Günlüğümün Sayfaları