—Sen de seveceksin anne, harika bir kız!— diye coşkuyla bağırdı Murat.
—Harikayla yaşamak sıkmaz mı?— diye alaycı bir tonla sordu Ayşe.
Ayşe, mutfakta yemek yaparken kulak kabartmıştı. Kocası hayattayken, onun işten dönüşüne yetişecek şekilde yemekleri hazırlardı. Kocası sekiz yıl önce vefat etmişti. Şimdi aynı şekilde, oğlunu bekliyordu işten dönüşünde.
Kapı kilidi tıkırdadı ve koridordan Murat’ın sesi duyuldu:
—Anne, geldim.
—Duyuyorum,— dedi Ayşe, gülümsedi.
—Bugün ne var? Köfte, kızarmış patates mi?— Murat annesine sarıldı ve omzundan tencereye bakıp burnunu çekti. En sevdiği yeşil soğanlı kızarmış patatesin kokusunu içine çekti.
Ayşe ocağı kapattı, tencerenin kapağını kapattı.
—Neşeli görünüyorsun. Ne oldu?— Oğlunun ses tonundan ruh halini anlayabiliyordu.
Murat geri çekildi.
—Anne, evleniyorum.
—Çok geç kalmadın. Peki Sibel neden bize uğramıyor?— diye sordu Ayşe, yüzünü oğluna döndü, onun asık suratına baktı.
—Senem’le evleniyorum.
Ve Ayşe sırtında bir ürperti hissetti. Oğlu çoktan büyümüştü. Ona sarılmaları, şefkat göstermeleri artık sadece özel anlarda oluyordu.
—Ümit verici bir isim. Peki Sibel?
—Sibel cumartesi günü evleniyor. Bunu konuşmak istemiyorum anne. Hadi yemeğe başlayalım.
—Sibel’in düğününün iştahını kesmemiş olması güzel. Ellerini yıka.
Ayşe oğlunun önüne patates dolu bir tabak koydu, karşısına oturdu, çenesini eline dayadı ve onun yemesini izledi.
—Bu Senem kim peki?
—O iyi bir kız. Kendin göreceksin. Onunla tanışmanı istiyorum. Cumartesi mesela?— Murat yemeği bıraktı, annesine baktı. —Senem’i seveceksin eminim. O harika biri!— diye heyecanla ekledi.
Sibel için de benzer şeyler söylemişti. Sibel’in daha zengin birini seçtiğini, Sibel’in annesinden öğrenmişti Ayşe. Aynı okulda okumuşlardı, arkadaştılar, çocuklarının evlenmesini umuyorlardı. Tesadüfen markette karşılaşmışlardı ve arkadaşı kızının tercihi için özür dilemişti.
—Harika çok olmaz. Harikayla yaşamak sıkmaz mı?— diye alaycı bir şekilde sordu Ayşe.
—Anne, komik değil.
—Ben de gülmüyorum. Anlat şunu bana. Nesi bu kadar harika?
—Neden bu kelimeye takıldın?— Murat duraksadı. —Öğretmen, okulda Türkçe ve edebiyat derslerine giriyor, ama henüz bir yıllık tecrübesi var. Ciddi, çok okuyan biri. Onunla iyi anlaşıyoruz.
—Ailesi ne iş yapıyor?
—Babası mühendis, annesi ev hanımı.
—Peki nereli?..— Ayşe cümlesini tamamlamadı, oğlunun devam etmesini bekledi.
—Ne fark eder nereli olduğu?— diye öfkelendi Murat.
—Haklısın. Demek yerli değil. Burada mı yaşayacaksınız?
—İstersen kiralık bir ev çıkarırız.— Murat annesinin gözlerinin içine baktı.
—Hayır, kesinlikle hayır. Memnun olurum. Tek başıma ne yapacağım? Torun beklerim. Anlaşamazsak, o zaman kiralık eve çıkarsınız.
—Senem çocuk konusunda acele etmek istemiyor, işinde tecrübe kazanmak istiyor.
—Senem istemiyor, Senem karar verdi…— diye taklit etti Ayşe. —Tamam, cumartesi öğle yemeğine harikanı davet et.— Ayşe masadan kalktı, boş tabağı lavaboya koydu.
—Sen dünyanın en iyi annesisin,— Murat da ayağa kalktı.
—Umarım evlenince bunu unutmazsın.
Ayşe bulaşıkları yıkarken düşünüyordu. *”Öğretmenmiş. Bütün akşamlarını ödev kontrol etmekle, ders hazırlamakla geçirecek, hafta sonları sınıfla gezilere gidecek…”* iç çekti. *”Ne çabuk büyüdü Murat, evleniyor bile. Keşke babası göreydi.”*
Cumartesi sabah erkenden Ayşe mutfakta türlü türlü yemekler hazırlıyordu. Murat aynanın karşısında uzun süre vakit geçirdi, gömleğini ve kravatını seçti. Sonra Senem’i karşılamak için çıktı.
Ayşe bu harika öğretmeni hayal etmeye çalışıyordu ama aklına sadece bir dönem dizilerde oynayan klasik bir öğretmen karakteri geliyordu.
Senem, ince yapılı, uzun düz saçlı, iri gözlü bir kızdı. Güzel denemezdi, sokakta görsen dikkatini çekmezdi. Az yiyordu, her yemeği ölçülü bir şekilde beğendiğini söylüyordu. Şarabı da sadece yudumladı. Ona bakarak Murat da içmiyordu.
—Çekinme Senem,— diye cesaretlendirdi Ayşe.
*”Heyecandan tutulmuş, benden çekiniyor. Damat adayının annesiyle ilk kez tanışıyor,”* diye düşündü Ayşe. *”Oğlum onda ne buldu acaba? Yoksa Sibel’e inat mı evleniyor? Ah, Sibel. Sibel…”*
İki ay sonra mütevazı bir düğün yapıldı. Senem’in ailesi de geldi. Annesi de zayıf, çekingen, sessiz biriydi. Babası şakalar yapıyor, gençken bir dizideki karaktere aşık olduğu için kızına bu ismi verdiğini anlatıyordu.
—Aslında o karakteri canlandıran oyuncunun ismini koyabilirdiniz,— diye atıldı Ayşe.
—Ben de öyle söylemiştim ama dinlemedi, kızımızın adını Senem koydu,— diye ürkek bir sesle ekledi Senem’in annesi, kocasına baktı, gözlerini yere indirdi ve bir daha konuşmadı.
—Peki size de öldürülen bir kralAyşe, torununu kucağına aldığında anladı ki bazen hayat en beklenmedik dönüşlerle en güzel hikâyeleri yazıyor.




