Küçük bir sahnede, davetliler başlarında altmış beş yaşındaki Emir’le dans ediyorlardı. “Aman Tanrım, ne erkek…” diye mırıldandı kadınlar, sahne alan solistin arkasından.
Leyla ve eşi, şarap, bol yemek ve eğlencenin yorgunluğuyla harap olmuş masanın başında oturuyorlardı. Masanın diğer ucunda iki iş arkadaşı bir şeyler tartışıyor, üçüncüsü ise başını kollarının arasına düşürmüş, şekerleme yapıyordu.
Leyla eşine yaklaştı ve kulağına fısıldadı:
“Eve gidelim mi? Herkes sarhoş oldu, kimse fark etmez çıkışımızı. Bu gürültüden başım patlıyor.” İnandırıcı olmak için parmak uçlarını şakaklarına bastırdı.
Emir göz ucuyla salona baktı.
“Haklısın, burada yapacak bir şey kalmadı, hadi gidelim,” dedi.
Fark edilmeden restorandan çıktılar.
“Off, ne güzel!” Leyla gece havasını ciğerlerine doldurdu.
“Taksi mi?” diye sordu Emir.
“Hayır, biraz yürüyelim, hava alalım.” Leyla eşinin koluna girdi, karanlık sokaklarda ağır adımlarla ilerlediler.
“Topuklularla yorulmayacak mısın?” diye sordu Emir.
“O zaman beni kucağında taşırsın. Yirmi yıl önceki gibi hatırlıyor musun? Yeni ayakkabılarımı giymiştim ve ayaklarımı vurmuştu. Sinemadan yürüyorduk çünkü henüz arabamız yoktu, toplu taşıma da bitmişti. Beni eve kadar kucağında taşımıştın.” Leyla derin bir nefes aldı.
Emir dirseğiyle onun kolunu sıktı, hatırladığını belli ederek.
“Ah, ne genç ve âşıktık o zaman. Yirmi yıl bir gün gibi geçiverdi. Dün gibi, daha yeni evlenmiştik, Aslı’ya hamileydim, çok mutluyduk…” Leyla yeniden iç çekti.
“Yakında terfi alacağım, bu yeni fırsatlar ve iyi bir maaş demek. Aslı da bize yakında bir torun verecek. Sonbaharda da benim yıldönümümü kutlayacağız. Sağlığımız yerinde. Bunlar mutlu olmak için sebep değil mi?” diye sordu Emir.
Leyla cevap verme fırsatı bulamadan eve vardılar.
Leyla önce duşa girdi, makyajını temizledi. Henüz ıslak saçlarıyla, geniş havlusuna sarılı bir halde banyodan çıktı. Emir, onu Derya’yla kıyasladı, sevgilisinin pürüzsüz tenini, diri genç bedenini, büyüleyici gözlerini, dolgun saçlarını hatırladı. “Yıllar kadınlara neler yapıyor. Acaba Derya da yirmi yıl sonra Leyla gibi mi olacak? Hayır, ona böyle bir şey olmayacak, çünkü ben ondan her zaman yirmi yaş büyük olacağım. Şimdi yanımda olsaydı…”
Genç ve tutkulu sevgilisini düşünmek arzusunu körükledi, buz gibi bir duşun altına girip soğumak zorunda kaldı.
Sabah, dolaptan ütülü gömleğini çıkardı, hafifçe yumuşatıcı kokan kumaşı elinde hissetti. Kravatını askıdan aldı. Leyla her zaman gömleklerinin hepsine uygun kravatları seçer, askıya asardı. Mutfaktan taze demlenmiş kahvenin kokusu yayılıyordu.
“Bugün yazlığa gitmek istiyorum. Sanırım elmalar dökülmüştür, toplarım, komposto yaparım, elmalı kek pişiririm,” dedi Leyla, önüne bir fincan kahve koyarken.
“Neden? Cumartesi birlikte arabayla giderdik,” diye mırıldandı Emir, tostunu yerken.
“Cumartesiye daha üç gün var. Elmalar çürüyecek. Bir de her şey yolunda mı diye bakarım.”
“Peki, sen bilirsin.” Emir kahvesini bitirdi, boş fincanı masaya bıraktı.
“Bu gece yazlıkta kalacağım. Gece yola çıkmak istemiyorum, otobüse de yetişemem. Akşam yemeğini buzdolabına koydum,” dedi Leyla, mutfaktan çıkan Emir’in arkasından.
Dondu, ona döndü.
“Cidden yazlıkta mı kalacaksın?”
“Evet, bu seni neden şaşırttı? Yoksa benim için planların mı var?” Leyla hüzünlü bir gülümsemeyle baktı.
“Yok. Dikkatli ol orada.” Emir antreye yürüdü.
Kısa süre sonra kapının sesi duyuldu.
Emir arabasına bindi, kontağı çevirdi. Yola çıkmadan önce Derya’yı aradı.
“Merhaba. Uyandırmadım mı? Güneşim, sana müjde vereyim. Leyla bugün yazlığa gidecek, gece orada kalacak. Yani bizim bütün bir gecemiz var,” diye mırıldandı telefona.
“Anladım canım,” diye şakıdı Derya’nın sesi, ardından sesli bir öpücük duyuldu.
“Benim akıllı kızımsın. Seni akşam bekliyorum. Şimdiden özledim.” Emir telefonu ceketinin cebine attı, radyoyu açarak yola koyuldu.
Her şey mükemmel gidiyordu. Keyfi yerine gelmişti. “Artık Leyla’yla konuşmanın, her şeyi anlatıp noktaları koymanın zamanı geldi. Derya sürekli ‘Ne zaman birlikte olacağız?’ diye sorup duruyor.”
İşten sonra markete uğradı, pahalı bir şarap ve meyve aldı. Eve yaklaşırken pencerelere baktı, ışıklar kapalıydı, demek ki Leyla gitmişti. Üçüncü kata ikişer basamak atlayarak çıktı. Kalbi hızla çarpıyor, nefesi kesiliyordu. “Yıllar bana da acımamış. Spora gitmeliyim,” diye düşündü, kapıyı açarken.
Antrede hızla üzerini değiştirdi, ağır poşetle mutfağa yöneldi, kapının eşiğinde dondu. Pencerenin önünde, sırtı dönük, bir kadın duruyordu. Silueti camın önünde belirgindi.
“Sen… gitmedin mi?” diye kekeledi Emir, sesinin hayal kırıklığını ele vermemesine çalışarak. “Derya’ya haber vermeliyim,Emir, Leyla’nın gözlerinde bir ömür boyu sürecek bir yalnızlık gördü ve o an anladı ki, kaybettiği şey sadece bir eş değil, kendisiydi.




