“Ama annemi yanımıza almayı sen önerdin. Ben zorlamadım,” dedi Kerem Aylin’e.
Aylin, üniversiteden mezun olduktan sonra Kerem’in de çalıştığı kuruma girdi. Kerem, utangaç ve sevimli bu kızı hemen fark etti. İş yerini gezdirirken eski çalışan gibi rahat davrandı, iş çıkışında arabasıyla bekledi. Böylece görüşmeye başladılar. Altı ay sonra da evlendiler.
Kerem yeni bir daire almıştı, ancak tadilat için para kalmamıştı. Aylin’in ailesi yardım etti. İkisi de büyük bir heyecanla yuvayı kurmaya koyuldular: mağazaları gezdiler, duvar kağıtlarını seçtiler, akşamları kendileri yapıştırdılar. Bazen arkadaşlarını çağırıp yardım istediler. İşler neşeyle ve hızla ilerliyordu. Aylin mobilyaları, evi şenlendirecek küçük detayları seçiyordu. Tadilatı bitirdiklerinde büyük bir kutlama yaptılar. Artık mutlu bir hayat bekliyordu onları.
“Harika değil mi? Çocukları biraz erteleyelim. Tatil yapalım, dinlenelim, sonra…” diyordu Kerem.
Haziran ayının güneşli günlerinde, havada kavak pamukları uçuşuyordu. Tatil sezonu gelmişti. Akşamları nereye gideceklerini konuşuyorlar, otel bakıyorlardı. Ama beklenmedik bir şey oldu ve tatil hayalleri suya düştü.
Bir sabah Aylin mutfakta kirpiklerini boyarken, Kerem ocakta kaynayan kahveyi bekliyordu ki telefon çaldı.
“Aylin, kahve hazır,” dedi Kerem ve telefonu açtı.
Aylin sıcak kahveyi doldurup dudaklarına götürdü.
“Ne?!” diye bağırdı Kerem telefona.
Aylin’in eli titredi, kahve döküldü, dudakları yandı.
“Ne oldu?” diye sordu Aylin, eşinin değişen ifadesini görünce.
“Annem hastanede. Komşu aradı. Ben gidiyorum, sen işe kendin gidebilir misin?”
“Tabii.” Aylin masadaki kahve lekesine baktı.
“Sonra temizlersin. Servis seni beklemez,” dedi Kerem, Aylin de koşarak işe gitti.
Durduğu yere giderken Kerem arabayla yanından geçti, korna çaldı. Aylin el salladı, yanan dudaklarını yaladı.
Üç saat sonra Kerem ofise geldiğinde, “Annen ne oldu?” diye sordu.
“Kötü. Felç geçirmiş. Sağ tarafı tutmuyor. Konuşamıyor. Doktor iyileşme şansının düşük olduğunu söyledi. Tek başına yaşayamaz.”
“O zaman bizimle gelsin. Ne diye düşünüyoruz ki? Her gün onun evine mi gideceksin? Yedireceğiz, altını değiştireceğiz… Yolu da çekmeye gerek kalmaz.”
Kerem kabul etti. Sanki bu teklifi bekliyormuş gibiydi.
Üç hafta sonra Kerem’in annesi Neriman Hanım’ı hastaneden eve getirdiler. Aylin ve Kerem yatak odalarını ona verdiler.
“Tatilimizi bölüşsek, sırayla baksak olmaz mı? Onu yalnız bırakamayız,” diye fısıldadı Aylin mutfakta.
“Aylin, sen kadınsın, daha rahat bakarsın. Yarın evde kal, ben işte uzaktan çalışmanı ayarlarım. Tüm paramızı eve yatırdık. Bakıcı tutamayız. İlaçlar, masaj… giderler var,” dedi Kerem. Aylin yine boyun eğilmişti.
Kendini bir kafeste gibi hissediyordu. Neriman Hanım’a yemek yediriyor, altını değiştiriyor, her an onun çağrısıyla koşuyordu. Alışverişe çıkıp yemek yapması gerekiyordu. Kerem işten geldiğinde Aylin ayakta duramıyordu.
Yorgunluk, Kerem’e olan kırgınlık birikiyordu. O, annesinin yanına sadece “merhaba” demek için giriyordu. Aylin işte hatalar yapmaya başladı, patron belgeleri geri çeviriyordu. Sonra bir gün Kerem’in onun yerine başkasını aldırdığını öğrendi…
“Sağlam elinizle kaşığı tutamaz mısınız? Biraz yardım etsenize!” diye bağırdı bir gün Neriman Hanım’a.
“Benim adıma nasıl karar verirsin?” diye çıkıştı Kerem’e.
“Baş edemiyorsun.”
“Yardım edebilirdin bari. Çıldıracağım artık…” Masaya oturup başını tuttu. “Bu koku beni mahvediyor. Ne kadar değiştirsem de sinmiş.”
“Ama annemi yanımıza almayı sen istedin. Ben zorlamadım,” dedi Kerem.
Aylin nefesi kesilmişti. Demek bu yükü kendi omuzlarına kendisi yüklemişti.
Bir gece Kerem iş çıkışı içkili geldi. Aylin uyumamış, onu bekliyordu. Yine kavga ettiler. Her gün aynı şey… Aylin dayanamadı. Dolabı açıp elbiselerini çıkarmaya başladı.
“Yeter! Senin annen, sen baksana. Ben gidiyorum…”
Tam o sırada yatak odasından bir inilti geldi.
“Ne oldu şimdi?” diye bağırarak Aylin odaya daldı.
Neriman Hanım’ın gözlerinde yaşlar vardı. Islak bir çizgi şakağından kulaklarına kadar iniyordu. Aylin mendille sildi. Neriman Hanım, eliyle Aylin’in geceliğini tuttu, inledi:
“Gitme… gitme…”
Aylin yatağın kenarına çöktü, çaresizlikten ağladı. Neriman Hanım onun saçını okşuyordu.
“Özür dilerim… Yorgunum…”
Dışarı fırladı, kapıda Kerem’e çarptı. Öfkeyle baktı.
Ertesi gün Kerem gelmeden evden çıktı. Bir mola vermeliydi. Arkadaşının yanına gitti. Şarap içip konuştular, ikisi de ağladı.
“Peki ya onun ölümünü hızlandırsak?” diye fısıldadı arkadaşı.
“Ne diyorsun sen? Benim annem olsaydı?” diye çıkıştı Aylin.
Bu fikirler aklına gelse de korkuyordu.
Bir ay sonra Neriman Hanım gece vakti öldü. Doktor “dilinin soluk borusunu tıkadığını” söyledi ama Aylin kendini yine de suçladı.
Aylin, yeni hayatına adım atarken, geçmişin ağır yükünden kurtulduğunu hissetti ve dalgaların sahile vurduğu o son kumsalda, yüreğindeki huzuru buldu.




