İstiyorsan çocuğu al, bende bir önemi yok. Onu görmek istemiyorum, ama karşılığında para ver, dedi.

“Al çocuğu senin olsun, bana acıyıp da vermiyorum. Gözüm görmesin onu. Ama karşılığında bana para ver,” dedi Vicdan.

Meryem’in uzunca bir yüzü, hafif çıkık, ela gözleri, iri dişleri ve ağır bir çenesi vardı. Ama saçları gür, koyu renkli ve dalgalıydı. Eğer toplasa, kabarık bir topuz olurdu, ama o zaman yüzündeki kusurlar daha belirginleşirdi. Bu yüzden Meryem hep saçlarını açık gezdi.

Vücudu da pek hoş değildi, sanki beceriksiz bir usta yoğurmuş gibiydi. Ama kıyafetlerle kapatılabilirdi, yüz ise…

Bazen sokakta arkadan bir erkek sesi duyardı:

“Hey kızım, tanışalım mı?”

Meryem dönünce, “Yanlış kişiyle konuştum,” diye mırıldanır, özür diler ve kaçardı.

“Bu çirkinin böyle saçları ne yapsın?” diye kıskanç sınıf arkadaşları iç çekerdi.
Meryem de seve seve onları sıradan, soluk saçlarla değiştirirdi, yeter ki yüzü biraz olsun güzelleşsin.

Arkadaşı yoktu. Ama bir erkek hoşuna gidiyordu. Yan sırada oturur, bazen ödevlerini kopya etmek ya da sınavda ipucu istemek için ona bakardı. Meryem çok iyi bir öğrenciydi.

Bir gün bu erkek onu sinemaya davet etti. Meryem yedinci kat gökteydi. Filmden sonra eve doğru yürürken konuşuyorlardı. Erkek sık sık arkasına bakıyordu.

“Kimi gözlüyorsun? Benimle görüldüğün için mi korkuyorsun?” diye direkt sordu Meryem.
Erkek kızardı, utandı.

Evlerinin önünde beceriksizce onu öptü. Tam o sırada köşeden arkadaşlarının kahkahaları yükseldi. Meryem hemen anladı. Çocuklar iddiaya girmişti: Arkadaşları bu çirkin kızı öpebilecek miydi?

“Bunun karşılığında sana ne vaat ettiler?” diye haykırdı Meryem yüzüne ve koşarak evine kapandı.
Bir daha ona bakmadı, ödevini de vermedi.

“Üzülme, senin de nasibini alacaksın. Ben evlendim, sen de evlenirsin,” diye teselli ederdi onu, tıpkı kendisi gibi güzel olmayan annesi.

Meryem okulu birincilikle bitirdi ve üniversitede ekonomi okumaya başladı. Kolayca mezun oldu, üstelik takdirnameyle. Ama güzel sınıf arkadaşlarını kıskanıyordu. Onlar eğleniyor, evleniyor, hatta okul sırasında çocuk yapıyorlardı.

Mezun olduktan sonra, ünlü bir avukat olan babası, geniş çevresi sayesinde onu köklü bir şirkette işe yerleştirdi.

İş arkadaşları eve, kocalarına ve sürekli hasta olan çocuklarına koştururken, Meryem işi bitirmek için gece yarılarına kadar kalırdı. Onun gidecek bir yeri yoktu. İş arkadaşları bu yüzden seviyordu onu, patronu takdir ediyordu. Her işi hatasız ve zamanında yapardı.

Bir gün, bir arkadaşı ona tatil önerdi:

“Genel müdürümüz de aynı sorunu yaşamıştı,” dedi alçak sesle. “Adam yakışıklıydı ama çocuk olmuyordu. Karısı çocuk istiyordu ama boşanmak istemiyordu. Doktorlar, deniz kenarında dinlenmelerini öğütlemişler. Antalya’ya gittiler. Orada garson bir gençle ilişkiye girdi, tabii önce kan grubunu sordu. Anlıyor musun demek istediğimi?”

“Bunu nereden biliyorsun?” diye fısıldadı Meryem.

“Önemli değil. Önemli olan herkesin mutlu olması. Sen de git, dinlen, belki bir şeyler olur.”

Meryem pek inanmadı ama tatile çıktı. Bir akşam sahilde yakışıklı bir adamla tanıştı. Tam aradığı gibiydi: uzun boylu, geniş omuzlu, yakışıklı. Meryem ayağını burkmuş gibi yaptı. Adam kibarca koluna girdi, bir kafeye götürdü, akşam yemeği yediler.

Meryem dolambaçlı yollara sapmadı, ne istediğini açıkça söyledi. Adam kaçmadı, gülmedi, sadece dikkatle baktı. Anlamıştı.

Meryem bronzlaşmış, dinlenmiş ve mutlu bir şekilde döndü. Hamile olduğunu henüz bilmiyordu. İki hafta sonra anladı. Dokuz ay sonra güzel bir kız çocuğu dünyaya getirdi.

Doğumu yaptıran doktor, onun gibi kadınları anlıyor, yargılamıyordu. Kimse gelmedi Meryem’i görmeye, kutlamadı. Doktor, taburcu olurken mama, bebek bezi ve kartını verdi. “Ara, ne zaman istersen,” dedi. Kızına Vicdan adını verdi.

Onu şımarttı, bütün sevgisini verdi. Vicdan güzel ama şımarık bir kız oldu, hiçbir şeyi eksik olmadı. Annesinden sadece güzel saçları vardı, gerisi babasına benziyordu.

Erkekler peşindeydi. Okulu kötüydü. Lisede bir rockçıya aşık oldu. Motoruyla geceleri sokaklarda dolaşıyordu. Meryem ne kadar uğraştıysa da, kızını evlenme hayalleri dinliyordu. En azından okulu bitirdi.

Bir gün Meryem işten döndüğünde, kızının bıraktığı bir not buldu. Rockçı sevgilisiyle İstanbul’a gittiğini, evlenmek üzere olduklarını yazmıştı.

Polise mi gidecekti? Şikayet mi edecekti? Vicdan reşitti. Meryem ağladı, işe gömüldü.

Bir buçuk yıl sonra doktor arkadaşından bir telefon aldı. Vicdan doğum yapmış, bebeği reddetmişti.

“Gel, henüz hastaneden ayrılmadı. Onu ikna etmelisin,” dedi doktor.

Meryem koşarak hastaneye gitti. Kızını görünce içi cız etti. Serseri bir kedi kadar kötü görünüyordu. Vicdan annesini görünce pek sevinmedi ama teklifi dinledi.

“Al senin olsun, görmek istemiyorum. Ama karşılığında para ver,” dedi.

Meryem bütün birikimini verdi. Torununu alırken çiçeklerle karşıladı. Ama Vicdan çocukla hiç ilVicdan bir daha hiç dönmedi, ama Meryem torunuyla birlikte huzur dolu bir hayat kurdu.

Rate article
Lifequest
İstiyorsan çocuğu al, bende bir önemi yok. Onu görmek istemiyorum, ama karşılığında para ver, dedi.