Güvenen Koca ve Zehirli Şişe

Güvenilir Koca ve Zehirli Şişe

“Geldik anne,” dedi Levent, arabadan inip annesine kapıyı açarak.

Fatma çıktı ve evlerinin pencerelerine baktı. Derin bir iç çekti.

“Ne oldu anne, yine mi kötü hissediyorsun?”

“Hayır oğlum,” dedi, oğlunun gözlerine bakarak. Gözlerinde gerçek bir endişe vardı. “Bu evde ömrüm geçti. Önce ailemle, sonra eşimle. Seni de buraya getirdik hastaneden. Ne şirin bebektin öyle.” Durakladı. “Hatırlıyor musun, tadilattan sonra perdeleri birlikte seçmiştik? Şimdi ise…” Tekrar pencerelere baktı.

Kaç saat mutfak penceresinden eşi Nihat’ı bekledi, bahçeye çıkacağı anı kolladı. Onu görür görmez yemeğin soğumadığından emin olurdu, çaydanlığın altında hep gaz yanardı. Nihat kaynar çayı, mutlaka kesme şekerle içerdi. Şekerli ve gofretli çayı sevmezdi. Köy kökenleri belliydi.

“Hadi anne,” dedi oğlu, eline dokunarak onu dalgınlığından uyandırdı. “Ebru bekliyordur herhalde.”

“Ebru…” diye mırıldandı Fatma. “Bir kez bile yanıma gelmedi. Ölümü mü bekliyordu?”

“Yeter anne,” diye sertçe kesti Levent.

Şehrin göbeğindeki eski apartmanın ikinci katına çıktılar. Levent, vidaların izlerini taşıyan ağır kapıyı açtı. Bir zamanlar üzerinde babasının ismi yazılıydı: “Prof. Dr. Selim Arslan.”

Gelinleri odadan bir bakış attı, burun kıvırdı ve kayboldu.

“Buyur anne, çay yapayım, limonlu, senin sevdiğin gibi,” dedi Levent.

Fatma, eskiden Levent’in, daha da önce kendi gençlik odasının olduğu küçük odaya geçti. Yıpranmış kanepeye ağırca oturdu, başını yasladı ve gözlerini kapattı.

“Şimdi ne olacak?” diye düşündü.

***

Fatma geç evlenmişti. Profesör babası onun kendi yolundan gitmesini istiyordu; bilimle uğraşmasını, projelerini sürdürmesini. Pek çok kişi ona kur yapmıştı. “Acele etme kızım. Oğlanların çoğu seni değil, babanın adını istiyor,” derdi annesi.

Ama otuzuna geldiğinde, acemi bir doktora öğrencisine âşık oldu. Babası Nihat’ı çok sever, ona büyük gelecek biçerdi. Belki ondan razı geldi evliliklerine. Bir yıl sonra baba emekli oldu, kürsüyü damadına bıraktı. Kendisi de eşiyle köye, tabiatın kucağına yerleşti, evi gençlere bıraktı.

Nihat’la iyi geçiniyorlardı, yalnız çocukları olmuyordu. Fatma artık ümidini kesmişken, mucize gerçekleşti. İkisi de ne kadar sevinmişti! Oğlu doğunca, bilim işlerini unutmak zorunda kaldı. Nihat da onun evde oturmasını, çocuk büyütmesini istedi.

Kendisi bütün gün kürsüde çalışıyordu. Makale yazıyor, kitap çıkarıyordu. Kıskananlar eksik olmadı. Levent, dedesinin adını taşıyordu, yedinci sınıfa giderken Nihat kalp krizinden öldü. İftiralara dayanamadı. “Şanslı bir fırsatçı,” “Profesör kızıyla evlenip yükselen sahte bilim adamı” diyenlere yenik düştü.

Fatma oğluyla baş başa kaldı. Kürsüye dönmedi, o kadarcık bilgisiyle ne yapabilirdi ki? Her şeyi unutmuştu. Ebeveynlerinden kalan köydeki evi sattı. Geçimleri için yeterliydi. Sonra Levent üniversiteyi bitirdi, işe girdi.

Oğlu bir gün Ebru’yu eve getirdiğinde, işin ciddi olduğunu anladı. Evlenmemeleri için ne dese boştu. Oğlu kızın güzelliğine tutulmuştu. Anne yüreği, bu kızdan hoşlanmadı. “Nerelisin? Ailen kim?” diye sordu. Ebru lafı dolandırdı. Âşık oğlu ise “Rahatsız etme,” diye çıkıştı.

Düğünde Ebru’nun ailesinden kimsenin gelmemesi Fatma’nın tüylerini diken diken etti.

“Annesiyle üvey babasıyla arası bozuk, öz babası da hasta,” dedi Levent, gelinine arka çıktı.

Fatma geri adım attı. Oğlu mutluysa, ona yetiyordu. Katlanacak, sevecek, yeter ki Levent’in yüzü gülsün.

Aile büyüdükçe Fatma daha çok yemek yapıyordu ama Ebru burun kıvırıyor, “Börek yemiyorum, formuma dikkat ediyorum,” diyordu. Neredeyse hiçbir şey yemiyordu.

“O zaman kimin için pişiriyorum ben?” diye çıkıştı Fatma.

“Anne, üstüne gitme. Canı ne isterse onu yesin,” diye karısını savundu Levent, ama kendisi de sık sık dışarıda yemek yiyordu.

Ebru bir yerde çalışıyor gibiydi. Sabah çıkıyor, öğlene doğru veya biraz geç dönüyordu. Marka mağaza poşetleri, yeni saç modeli…

Eskiden oğluyla uzun sohbetler eder, planlar yapardı. Şimdi ise Ebru’yla odalarına çekiliyor, annesiyle fazla vakit geçirmiyordu.

“Şükret, evi paylaşmayı istemiyorlar,” diye avuttu arkadaşı Fatma’yı.

Fatma’nın kalbi sıkıFatma o gün, Levent’e ve hamile gelini Veroşka’ya bakarken, artık geçmişin zehrinden kurtulduğunu, yeni bir hayata uyandığını hissetti.

Rate article
Lifequest
Güvenen Koca ve Zehirli Şişe