Yaşlı Kadını Otobüsten İndiren Şoförün Cevapsız Kalan Hikayesi

Otobüs şoförü, bilet parasını ödemeyen seksen yaşındaki bir kadını otobüsten attı. Kadın sadece birkaç kelimeyle cevap verdi.

Akşamın soğuğu, eski otobüsün her yarığından sızıyor, ıslak ve gri sokaklarda ağır ağır ilerliyordu. Dışarıda kar yavaş yavaş yağıyor, çatıları ve ağaçları ağır bir beyaz örtüyle kaplıyordu. İçeride ise, sadece toplu taşıma araçlarında bulunan o dizel kokusu ve yorgunluk havası vardı. Şoför Mehmet, yıllardır aynı güzergâhta gidip geliyor, aynı yolcuları görüyor ve her günün bir öncekinin aynısı olduğunu hissediyordu.

O akşam otobüs neredeyse boştu. Kulaklıklı bir genç kız, pencereden dışarıyı izliyor; eski püskü takım elbiseli bir adam gazetesini okuyordu. Alışveriş torbalarıyla bir kadın ve arka kapıya yakın, beyaz saçlı, kambur duran, daha iyi günler görmüş bir paltoya sarılmış bir nine vardı. Elinde bez bir alışveriş çantasını sıkıca tutuyordu; artık sadece yaşlıların kullandığı türden bir çantaydı.

Mehmet onu pazarın oradaki duraktan bindiğinde görmüştü. Yavaş adımlarla, gözleri yerde. Bileti yoktu. Bunu hemen anlamıştı, çünkü kimlerin ödediğini, kimlerin ödememezlikten ettiğini biliyordu. Ama bu sefer, ninenin demire sarılışı, sanki otobüs onu ayakta tutan tek şeymiş gibi duruşu, ona her zamankinden daha fazla dokunmuştu.

“Teyze, biletin yok. Lütfen otobüsten in,” dedi sert bir sesle, ama istediğinden daha keskin çıkmıştı sesi.

Nine cevap vermedi. Sadece çantasını daha sıkı kavradı ve yere baktı, sanki duymamış ya da anlamak istemiyormuş gibi. Mehmet’in içinde bir öfke kabardı. Artık insanların bedavaya binebileceklerini sanıp onu taşımak zorundaymış gibi davranmalarından bıkmıştı.

“İneceksin dedim ya!” diye tekrar bağırarak vurguladı. “Burası huzurevi değil!”

Otobüste bir sessizlik oldu. Kulaklıklı kız pencereden başını çevirdi. Gazete okuyan adam kaşlarını çattı. Kimse bir şey demedi, kimse kıpırdamadı. Herkes kendi işine bakıyormuş gibi yaptı.

Nine yavaşça kapıya doğru yürümeye başladı. Her adım ona iki kat zor geliyordu. Son basamağa geldiğinde durdu ve şoföre baktı. Yorgun ama kararlı gözleri Mehmet’in gözlerine dikilmişti.

“Bir zamanlar senin gibi insanlar doğurdum. Sevgiyle. Şimdi oturmama bile izin vermiyorlar,” diye fısıldadı. Zar zor duyuluyordu ama sözleriyle otobüsün içini bir onur kaplamıştı.

Sonra indi ve kar onu hemen sarmaladı. Yavaş adımlarla, akşam sisinde kayboldu.

Otobüs birkaç saniye bekledi. Mehmet herkesin ona baktığını hissetti, kimse konuşmasa da. Gazete okuyan adam ilk ayağa kalktı ve sessizce indi. Genç kız arkasından gitti, gözyaşlarını siliyordu. Tek tek, kalan yolcular da kalkıp indiler, biletlerini koltuklarda bırakarak, artık önemli değilmiş gibi.

Birkaç dakika içinde otobüs boşalmıştı. Sadece Mehmet vardı, direksiyon başında, o sözlerin yankısı kafasında çınlıyordu. “Senin gibi insanlar doğurdum. Sevgiyle.” Uzun bir süre hareket edemedi. Dışarıda kar hâlâ yağıyordu.

O gece Mehmet uyuyamadı. Yatakta dönüp durdu, ninenin gözlerini hatırladı, yorgun sesini, içinde yakan utanç duygusunu. Neden ona öyle konuşmuştu? Neden onu indirmişti? Otursa ne olurdu, bir kere de olsa gideceği yere kadar götürseydi? Kendi annesini, teyzelerini, çocukken ona bakan yaşlı kadınları düşündü. Başkalarının ninelerine böyle mi davranıyordu şimdi?

Günler geçti ama içindeki huzursuzluk gitmedi. Her yaşlı yolcu gördüğünde göğsüne bir ağrı saplanıyordu. Daha fazla dikkat etmeye başladı, duraklarda biraz daha fazla bekliyor, onlara binmelerinde yardım ediyordu. Bazen, gözüne kestirdiği ihtiyaç sahiplerinin biletlerini kendi cebinden ödüyordu. Ama o eski paltolu nineyi bir daha göremedi.

Bir hafta sonra, vardiyası bitince Mehmet eski pazarın yakınındaki durakta tanıdık bir figür gördü: küçük, kambur, aynı bez çantayla. Kalbi hızla çarptı. Otobüsü durdurdu ve koşarak indi.

“Teyzeciğim…” dedi titrek bir sesle. “Özür dilerim. O gün… çok kötü davrandım. Hakkım yoktu.”

Nine ona baktı ve bir an Mehmet reddedileceğinden korktu. Ama nine sadece gülümsedi, yumuşak, kin olmayan bir gülümsemeyle.

“Hayat, evlat, hepimize bir şeyler öğretir. Önemli olan dinlemek. Sen… dinledin.”

Mehmet’in bacakları boşaldı. Nineyi otobüse bindirip ön koltuğa oturttu. Yol boyunca termosundan sıcak çay ikram etti, sessizce yol aldılar. Sıcak bir sessizlikti bu, farklı. Sanki otobüs, yıllar sonra ilk kez, ikisi için de güvenli bir yerdi.

O günden sonra Mehmet cebinde hep birkaç bozuk para ve fazladan bilet taşımaya başladı. Belki bir nine, bir dede, parası olmayan bir çocuk binmek isterdi diye. Bazen sadece bir gülümseme ya da güzel bir söz yeterli oluyordu. Zamanla yolcular değişimi fark etti. Otobüsteki hava daha hafif, daha insancıl oldu.

Bahar ansızın geliverdi. Kar eridi, duraklarda kardelen demetleri satan nineler belirdi. Mehmet onları tanımaya, isimleriyle selamlamaya, binip inmelerine yardım etmeye başladı. Artık sadece bir şoför değil, bir dost, evlatlık bir torundu.

ABir yaz günü, Mehmet emekli olduğunda, otobüs durağında kendisini bekleyen yolcular ona bir veda çayı ikram ettiler ve artık sıranın onlarda olduğunu söyleyerek teşekkürlerini sundular.

Rate article
Lifequest
Yaşlı Kadını Otobüsten İndiren Şoförün Cevapsız Kalan Hikayesi