Ergenlik Dönemi

**Geçiş Dönemi**

Ebru, yorgun ve bitkin bir şekilde evine doğru yürüyordu. Bir elinde çantası, diğerinde yoldan aldığı alışveriş poşeti vardı. Bacakları tutmuyordu, yere çöküp kalmak istiyordu. Ama evde Can’ı bekliyordu. Oğlu. Hayatındaki tek anlam. O olmasa, bu boş ve yorucu hayata çoktan son verirdi.

Bazı insanlar gümüş kaşıkla doğar, her şey kolayca yoluna girer. Ebru gibiler ise sanki sırf acı çekmek için doğmuştu. Lise ikide, bir arkadaşının doğum gününde, kendisinden iki yaş büyük bir erkekle tanışmıştı. O zamanlar ona özgür, güçlü, kurallara aldırmayan biri gibi gelmişti. Aşık olmuş, kendini kaybetmişti.

Ebru güzel değildi belki, ama gençliğin verdiği tazelikle sevimli ve çekiciydi. Koyu kahverengi gözleri, düz kestane saçları, ince dudakları ve zarif vücudu vardı.

Ocak ayında annesi zatürree yüzünden hastaneye yatmış, ev Ebru ve sevgilisine kalmıştı. İşte o zaman, tecrübesiz bir kızın başına gelebilecek her şey olmuştu. Onun yalvarışlarına, aşk sözlerine kanmıştı.

Hamile olduğunu anladığında koşarak sevgilisinin yanına gitti.

“Benim ne suçum var? Ne babalığı be! Kendine başka aptar bul,” demişti ve hayatından, tıpkı geldiği gibi aniden çıkıp gitmişti.

Ne yapardı şimdi? Kiminle konuşabilirdi? Zaman geçiyor, Ebru ise annesine açılamıyordu.

Bahar geldi, ince kıyafetler giyilecek vakitti. Ebru aynanın karşısında pantolonunu beline geçirmeye çalışıyordu. Bluzu da göğsüne dar geliyordu.

“Biraz kilo almışsın galiba,” dedi annesi arkadan. Ebru irkildi. “Dur bir bakayım!” Annesi onu çevirdi, ellerini ağzına götürdü ve çığlık attı.

“Kimden? Kaç aylık? Niye sakladın benden?”

Annesi bağırıyor, aşağılıyor, elinde havluyla ağlayan Ebru’nun peşinden koşuyordu. Sonra koltukta sarılıp birlikte ağladılar. Kürtaj için çok geçti.

Ebru liseyi bitirdi, üniversiteye gitmedi. Eylül sonunda, sorumsuz sevgilisinin yüz hatlarını taşıyan sevimli bir oğlan doğurdu.

Oğlu büyüdükçe, annesi bir arkadaşı vasıtasıyla Ebru’yu belediyenin temizlik işlerine yerleştirdi. Ebru işini sevmiyordu. Gelenler hep şikayet ediyor, bir şeyler talep ediyor, tehditler savuruyordu. Akşamları da ek iş olarak ofisleri siliyor, kir pas içindeki koridorları temizliyordu. Can büyüyordu, giydirmek, kreş parası ödemek gerekiyordu.

Can sessiz, sakin bir çocuktu, annesine ve büyükannesine fazla yük olmuyordu. Ebru kendine hiçbir şey almıyor, ama oğlunu sevgiden, ilgiden, oyuncaktan mahrum etmiyordu.

Can ilkokula başladığında annesi ağır hastalandı ve sekiz ay sonra vefat etti. Ebru bir yandan da bitişikteki ofiste temizlik yapmaya başladı. Yerleri silmek kolaydı belki, ama camları silmek, tadilattan kalan tozu temizlemek… Eve adeta sürünerek geliyordu.

Sonra Can’ın ergenliği bastırdı. Huysuz, içine kapanık birine dönüştü. Okul hakkında sorulara kafa tutuyor, sert çıkışlar yapıyordu. Ebru, oğlunun peşini bırakmaması gerektiğini biliyordu. Uyuşturucuya bile bulaşabilirdi. Ama eve geç geliyor, yalnızca basit bir akşam yemeği hazırlayacak ve “Okul nasıl geçti?” diye soracak gücü kalıyordu.

Son zamanlarda Can’ın yüzünde çizikler, kollarında morluklar görüyordu. “Bedend**Geçiş Dönemi**

Ebru, yorgun ve bitkin bir şekilde evine doğru yürüyordu. Bir elinde çantası, diğerinde yoldan aldığı alışveriş poşeti vardı. Bacakları tutmuyordu, yere çöküp kalmak istiyordu. Ama evde Can’ı bekliyordu. Oğlu. Hayatındaki tek anlam. O olmasa, bu boş ve yorucu hayata çoktan son verirdi.

Bazı insanlar gümüş kaşıkla doğar, her şey kolayca yoluna girer. Ebru gibiler ise sanki sırf acı çekmek için doğmuştu. Lise ikide, bir arkadaşının doğum gününde, kendisinden iki yaş büyük bir erkekle tanışmıştı. O zamanlar ona özgür, güçlü, kurallara aldırmayan biri gibi gelmişti. Aşık olmuş, kendini kaybetmişti.

Ebru güzel değildi belki, ama gençliğin verdiği tazelikle sevimli ve çekiciydi. Koyu kahverengi gözleri, düz kestane saçları, ince dudakları ve zarif vücudu vardı.

Ocak ayında annesi zatürree yüzünden hastaneye yatmış, ev Ebru ve sevgilisine kalmıştı. İşte o zaman, tecrübesiz bir kızın başına gelebilecek her şey olmuştu. Onun yalvarışlarına, aşk sözlerine kanmıştı.

Hamile olduğunu anladığında koşarak sevgilisinin yanına gitti.

“Benim ne suçum var? Ne babalığı be! Kendine başka aptar bul,” demişti ve hayatından, tıpkı geldiği gibi aniden çıkıp gitmişti.

Ne yapardı şimdi? Kiminle konuşabilirdi? Zaman geçiyor, Ebru ise annesine açılamıyordu.

Bahar geldi, ince kıyafetler giyilecek vakitti. Ebru aynanın karşısında pantolonunu beline geçirmeye çalışıyordu. Bluzu da göğsüne dar geliyordu.

“Biraz kilo almışsın galiba,” dedi annesi arkadan. Ebru irkildi. “Dur bir bakayım!” Annesi onu çevirdi, ellerini ağzına götürdü ve çığlık attı.

“Kimden? Kaç aylık? Niye sakladın benden?”

Annesi bağırıyor, aşağılıyor, elinde havluyla ağlayan Ebru’nun peşinden koşuyordu. Sonra koltukta sarılıp birlikte ağladılar. Kürtaj için çok geçti.

Ebru liseyi bitirdi, üniversiteye gitmedi. Eylül sonunda, sorumsuz sevgilisinin yüz hatlarını taşıyan sevimli bir oğlan doğurdu.

Oğlu büyüdükçe, annesi bir arkadaşı vasıtasıyla Ebru’yu belediyenin temizlik işlerine yerleştirdi. Ebru işini sevmiyordu. Gelenler hep şikayet ediyor, bir şeyler talep ediyor, tehditler savuruyordu. Akşamları da ek iş olarak ofisleri siliyor, kir pas içindeki koridorları temizliyordu. Can büyüyordu, giydirmek, kreş parası ödemek gerekiyordu.

Can sessiz, sakin bir çocuktu, annesine ve büyükannesine fazla yük olmuyordu. Ebru kendine hiçbir şey almıyor, ama oğlunu sevgiden, ilgiden, oyuncaktan mahrum etmiyordu.

Can ilkokula başladığında annesi ağır hastalandı ve sekiz ay sonra vefat etti. Ebru bir yandan da bitişikteki ofiste temizlik yapmaya başladı. Yerleri silmek kolaydı belki, ama camları silmek, tadilattan kalan tozu temizlemek… Eve adeta sürünerek geliyordu.

Sonra Can’ın ergenliği bastırdı. Huysuz, içine kapanık birine dönüştü. Okul hakkında sorulara kafa tutuyor, sert çıkışlar yapıyordu. Ebru, oğlunun peşini bırakmaması gerektiğini biliyordu. Uyuşturucuya bile bulaşabilirdi. Ama eve geç geliyor, yalnızca basit bir akşam yemeği hazırlayacak ve “Okul nasıl geçti?” diye soracak gücü kalıyordu.

Son zamanlarda Can’ın yüzünde çizikler, kollarında morluklar görüyordu. “BedendBir gün, Can’ın yüzünde yeni bir morlukla eve geldiğini görünce Ebru dayanamayıp gözyaşlarına boğuldu ve “Artık yeter, sana daha fazla zarar gelmesine izin veremem,” diyerek onu sıkıca kucakladı.

Rate article
Lifequest
Ergenlik Dönemi