Bir yanılgı mı, yoksa tekrar mı bir aradayız?

“Yoksa yine mi birlikteyiz?” diye mırıldandı Aslı, Sarp’a sımsıkı sarılarak.

“Ne dersin? Yakıştı mı bana?” diye sordu Ayşe, aynanın karşısında dönerek pantolonunu giyiyordu. “Aslı, artık bu kadar üzülme yeter. Bir yerlere git, hava değişimi yap, aklını dağıt, hatta âşık ol!” Ellerini cebine soktu ve bir dizini hafifçe büktü. “Hayır, kesinlikle beğendim. Sakıncası yoksa bunları alacağım. Teşekkürler.” Hemen Aslı’nın yanına koştu, koltuğa oturdu, onu kucakladı ve yanağından öptü.

Aslı derin bir nefes aldı, koltuktan kalkıp aynanın karşısına geçti.

“Haklısın, berbat görünüyorum. Zayıflamışım, solgunum. Ayrılığa ben sebep oldum, şimdi ise pişmanım. İkna ettin. Yarın izin dilekçemi yazacağım. Hayır, önce en yakın tarihe bilet alacağım, sonra izin dilekçesini yazarım.” Aslı, o akşam ilk defa gülümsedi.

“Aferin, işte böyle,” diye onayladı Ayşe.

Gülümsemesi Aslı’yı bambaşka birine çevirmişti. Sadece dudakları değil, gözleri de gülüyordu. Gözleri küçük çizgilere dönüşüyor, içinde neşe kıvılcımları parlıyordu. “Şu gülüşün şeytan tüyü,” derdi Ayşe. Ama son zamanlarda Aslı pek gülmüyordu.

Sarp, Aslı’ya bu gülüşü yüzünden âşık olmuştu. Ayşe ile birlikte ofisin önündeki parkta bankta oturmuş, dondurma yiyorlardı. Bir şeylere gülüyorlardı. Bir adam yanlarından geçti, bir an durup onlara baktı, sonra dönüp uzun uzun arkalarından bakakaldı. Kızlar daha da yüksek sesle, bulaşıcı bir kahkaha attılar.

İki gün sonra Aslı ile Ayşe yine aynı bankta dondurma yiyorlardı. Adam bu kez kararlı adımlarla yanlarına geldi. Aslı’nın karşısında durdu ve selam verdi.

“Sen kimsin?” diye sordu lafını esirgemeyen Ayşe ve ikisi yine kahkaha attılar.

“Ben Sarp. Her gün buraya geldim, sizi tekrar görmek için. İki gün önce bu bankta oturuyordunuz… Gülüşünüz…” Gözlerini Aslı’dan ayırmıyordu.

Aslı, adamın ciddi olduğunu, ondan hoşlandığını ve sert bir cevap almaktan korktuğunu anladı. Gülümsedi, Sarp şaşkınlık ve sevinçle ağzını açınca da neşeyle güldü. Alaycı değil, mutluydu, çünkü daha önce kimse ona böyle bakmamıştı. Gözlerinden şen şımarık kıvılcımlar saçılıyordu. Bunları sonradan Sarp anlatacaktı, neden daha gösterişli ve çekici olan Ayşe’ye değil de Aslı’ya âşık olduğunu.

Sarp, ona hissettikleriyle, ilgisiyle, sevgisiyle Aslı’yı kendine bağlamıştı. Birlikte yaşamaya başladılar ve iki yıl geçirdiler. Sonra… Ya evlenme vakti gelmişti ya da ayrılma. İlişkileri fazla sıradanlaşmıştı.

Sarp suskunlaşmıştı, Aslı’nın gülüşü artık ona büyüleyici gelmiyordu. Aslı, onun sevgisinin bittiğini düşündü, beklemek yerine ayrılmayı kendisi teklif etti.

İtiraz etti ama pek de direnmedi, sonra eşyalarını toplayıp gitti. İki hafta sonra Aslı hatasını anladı. Sarpsız daha da kötüydü. Bir ay içinde yalnızlıktan duvarlara tırmanıyordu, iki ay sonra da onsuz yaşayamayacağını fark etti.

İşte o sırada Ayşe geldi, erkek arkadaşının onu konsere davet ettiğini söyledi. Süper bir bluz almıştı, ama ona uygun pantolonu yoktu. Aslı da kendi pantolonlarını vermeyi teklif etti. Sarp’tan sonra çektiği acılardan dolayı bol geliyorlardı artık.

“O zaman geri dönmesini sağla, başka biriyle bir şeyler yapmadan önce,” dedi Ayşe.

“Hayır. O zaman ona bağımlı olduğumu, onun sevgisine muhtaç olduğumu düşünecek. Sanki ona boyun eğiyormuşum gibi,” diye düşünceli bir cevap verdi Aslı.

“Sevdiğin erkeğe boyun eğmek kötü mü?”

“Ya tekrar bir araya gelirsek ve yine sıkıntı, soğukluk hissedersem?”

“Çok fazla düşünüyorsun. Hadi laptopunu aç da bilet bakalım,” dedi Ayşe.

Biletler beklenmedik şekilde bulundu, uygun fiyata, istedikleri yere ve tam zamanında—iki hafta sonra.

Aslı, patronunu izin dilekçesini imzalamaya ikna etti, şehirden bir süre uzaklaşmazsa çıldıracağını söyleyerek. Güneye tek başına gitmek biraz korkutucuydu. Daha önce hep ailesiyle, Sarp’la, Ayşe ve erkek arkadaşıyla gitmişti, hiç tek başına seyahat etmemişti.

“Sen akıllı, olgun bir kızsın, yine de dikkatli ol,” diye tembihledi Ayşe, tren vagonunun kapısında.

Uçakla gitmeyi reddetmişti. Uçak sadece Antalya’ya gidiyordu. Orada hem pahalıydı hem de gürültülü, oysa Aslı’nın huzur istiyordu. En iyisi trenle gitmekti. Yataklı vagonda uzanıp pencereden geçen manzarayı izlemek ya da tekerleklerin sesine uyuyakalmak, denizi hayal etmek. Tozlu vagondan inip eşsiz güney havasını ciğerlerine çekmek, hemen denize atlamak…

Artık uzun ve ciddi ilişkiler istemiyordu. Aşk çoğu zaman acı, hayal kırıklığı ve bir süre sonra bitecek korkusu getiriyordu. Yeniden başlamak gerekecekti…

“Otuzuna yaklaşıyorsun. Önünde sonsuz zamanın olduğu günler geride kaldı. İlişkilerin değiştiğini, insanlar gibi mükemmel olamayacaklarını anlamanın vakti geldi.Aslı, Sarp’ın kollarında huzur bulduğunu fark etti ve sonunda anladı ki, gerçek mutluluk aşkın karmaşasında değil, sadık bir kalbin yanında saklıydı.

Rate article
Lifequest
Bir yanılgı mı, yoksa tekrar mı bir aradayız?