“Ol, bütün bunlara gerek yok. Ben evliyim ve eşimi seviyorum,” diye hazır cevabını verdi.
Mehmet’le Aylin yirmi iki yıldır birlikteydi. Aşkın ateşi sönmüş, ilişkileri sakin ve huzurlu bir bağlılığa dönüşmüştü. Kızları tıp fakültesinin ikinci sınıfındaydı, aynı anne babası gibi doktor olmaya karar vermişti. Zaten küçüklüğünden beri evde hep tıp konuşuluyor, ilaçlardan, hastalardan bahsediliyordu. Çocukken bile insan vücudunu gösteren tıp kitaplarını karıştırmayı severdi.
Mehmet’le Aylin, hastane stajlarında tanışmışlardı. İlk defa ona, Aylin’e laf atan bir hastayı muayene ederken yardım etmişti. İki yıl sonra, mezuniyet sınavlarından hemen önce evlenmişlerdi.
Okul bittikten sonra aynı hastanede işe başladılar. Aylin kardiyoloji bölümüne, Mehmet ise ortopedi cerrahı oldu. O gün nadir bir şekilde ikisinin de nöbeti aynı saatte bitmiş, birlikte eve gitmişlerdi.
“Markete uğrayalım mı? Evde salatalık yok,” dedi Aylin.
“Bırak salatayı da, bir gün onsuz idare ederiz. Yoruldum, zor bir ameliyattan çıktım,” diye karşılık verdi Mehmet, trafikte arabayı ustalıkla sürerken.
“Peki, ama yarın yine almak zorundayız. Beni marketin önünde bırak, sen eve git,” diye önerdi Aylin.
“Hah, sonra koca poşetleri taşırsın, ben de suçlu hissederim. Beraber girelim,” dedi Mehmet ve marketin önündeki park yerine girdi.
Mehmet arabayı sürerken, Aylin tezgâhtan alışveriş yapıyordu.
“Haklıymışım,” diye başını salladı Mehmet, kasada sıra beklerken ağzına kadar dolu sepeti göstererek.
“Bari bir hafta markete gitmeyiz,” diye göz kırptı Aylin, muzip bir ifadeyle. “Ekmek unutmuşum!” dedi ve koşarak gitti.
Mehmet iç geçirdi, ürünleri bantın üzerine yerleştirmeye başladı. Yer dar olduğu için bir kutu makarna, önündeki başka müşterinin ürünlerinin üstüne düştü.
Öndeki kadın ona ters ters baktı. Mehmet özür diledi, makarnayı eline alıp ne yapacağını bilemedi, öylece tuttu.
Kadın ona döndü ve gözlerini ayırmadan bakmaya başladı. Hemen hemen boyu boyuna, ela gözlü, dudak köşeleri üzgün bir şekilde aşağı inik. Rengi açılmış saçlarının dipleri karanlık, kabaca toplanmıştı. Kahverengi pardösüsü cılız omuzlarında gevşekçe sallanıyordu.
Mehmet barışçıl bir gülümsemeyle başını çevirdi, Aylin’i aradı gözleriyle. “Nereye kayboldu bu kadın? Ekmek dışında bir şeyler daha alırsa hiç şaşırmam.” Tekrar kadına baktı. “Neden bana bakıyor? Hastam mıydı? Hatırlamıyorum.”
“Mehmet sen misin?” diye sordu kadın aniden, gözlerinde bir sevinç ışığı beliriverdi.
“Tanışıyor muyuz? Hastam mıydınız? Kusura bakmayın, hatırlayamadım…” diye mırıldandı Mehmet.
“Demek doktor oldun, hayal ettiğin gibi?” dedi kadın. “Ben Sema. Sema Yılmaz.” Bir an önce parlayan gözleri yeniden söndü.
Mehmet daha dikkatli baktı. Evet, ismini söyleyince yüzünde bir şeyler canlandı… Sema…
“Yılmaz mı?!” Okulun arkasındaki stadyum, önünde koşan kız ansızın gözlerinin önüne geldi. Uzun siyah saçları rüzgârda dalgalanıyordu. O ise ona bakarken nefesi kesiliyor, bir türlü yetişemiyordu…
“Çok mu değişmişim?” dedi kadın, Sema Yılmaz olduğunu söyleyen ama ona hiç benzemeyen bu insan, hayal kırıklığıyla. “Sen ise iyice olgunlaşmışsın, eskisinden bile yakışıklı olmuşsun.”
Aylin yanlarına geldi, merakla ikisine baktı. Mehmet o kadar şaşırmıştı ki, Aylin’in ekmek dışında aldığı şeylere bile bakmadı. Bu, ona hiç benzemiyordu. Aylin getirdiği paketleri nereye koyacağını düşünüyordu, bant tamamen doluydu. Tam o sırada kasiyer düğmeye bastı, bant ilerlemeye başladı.
Mehmet ilk kendine gelen oldu.
“Bu benim eski sınıf arkadaşım, Sema Yılmaz. Bu da eşim Aylin,” diye tanıştırdı.
Aylin Semaya merakla bakarken, o kabaca arkasını döndü, kasaya yöneldi. Kasiyer tam onun ürünlerini geçiyordu. Sema ödemesini yaptı, poşetlerini aldı, kapıya doğru yürüdü ama çıkmadı, orada durdu.
“Beni bekliyor olmasın? İşte bu eksikti. Doktor olduğumu öğrenince sağlık sorunlarını anlatacak,” diye düşündü Mehmet. İnsanlar ne iş yaptıklarını öğrenince hemen soru yağmuruna tutardı.
“Mehmet, kart sende mi?” diye düşüncelerinden çekip aldı Aylin.
Mehmet terminale kartını okuttu, ağır poşetleri aldı, çıkışa yöneldi. Sema nezaketle kapıyı ona açtı. “Ne garip bir durum. Neden böyle yapıyor?” diye geçirdi içinden, rahatsız hissetti.
Üçü birden marketin önündeki merdivenlerde durdu.
“Nerede oturuyorsun?” diye sordu Sema, Aylin’i hiç sayarak. “Ailenin evinde mi?”
“Hayır, yan binada. Onları sık sık görmek için yakın bir ev aldık. Sen?” diye karşılık verdi.
“Ben…” diyerek elini belirsiz bir yöne salladı. Konuşma tıkanmıştı. “Seni gördüğüme sevindim. Gidebilir miyim?” Mehmet’in iznini bekler gibi ona baktı.
Ama o ses etmedi. Sema arkasını döndü, uzaklaştı.
“O sana âşık mıydı?” diye sordu Aylin, arabaya binerMehmet o gece yatağında dönüp durdu, eski günlerin anıları zihnini meşgul ederken, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Sema’nın hayatından tamamen çıkıp gittiğini hissetti.




