Bunlara gerek yok, ben evliyim ve eşimi seviyorum” dedi hazır bir cümleyle.

“Hayır, bunların hiçbirine gerek yok. Ben evliyim ve eşimi seviyorum,” dedi önceden hazırladığı cümleyi.

Ahmet ile Lale, yirmi iki yıldır birlikteydi. Aşkın ateşi sönmüş, yerini sakin ve huzurlu bir bağlılığa bırakmıştı. Kızları tıp fakültesinde ikinci sınıftaydı, aynı anne babasının izinden gitmişti. Zaten çocukluğundan beri evde hep tıp konuşmaları, ilaçlar, hastaların şikayetleri duyulurdu. Küçükken bile insan vücudunu gösteren tıbbi atlasları incelemeyi severdi.

Ahmet ile Lale, klinik stajlarında birbirlerini fark etmişti. İlk kez, genç bir hastayı muayene ederken, Lale’ye yardım etmişti. O hasta, küstahça Lale’ye yanaşmaya çalışan bir adamdı. İki yıl sonra, tam devlet sınavları öncesinde evlenmişlerdi.

Okul bittikten sonra aynı hastanede işe girdiler. Lale kardiyoloji bölümüne, Ahmet ise ortopedi cerrahı oldu. Bugün nadir görülen bir gündü; ikisinin de vardiyası aynı saatte bitmiş ve birlikte eve dönüyorlardı.

“Markete uğrayalım mı? Evde salata yapılacak sebze yok,” dedi Lale.

“Bırakalım şimdi sebzeyi de salatayı da. Bir gün idare ederiz. Yoruldum. Zor bir ameliyattan çıktım,” dedi Ahmet, arabayı kalabalık şehir sokaklarında ustalıkla kullanırken.

“Peki, ama yarın yine almak zorunda kalacağız. Beni markette bırak, sen eve git,” diye önerdi Lale.

“Olur da koca torbaları yalnız taşımaya kalkarsan, kendimi suçlu hissederim. Birlikte girelim,” dedi Ahmet ve marketin önündeki otoparka yanaştı.

Ahmet arabayı sürerken, Lale alışveriş arabasını dolduruyordu.

“Haklıymışım,” dedi Ahmet, kasada sıra beklerken tıka basa dolu arabaya bakarak.

“Bari bir hafta markete gitmeyiz,” diye gülümsedi Lale, göz kırparak. “Ay, ekmeği unuttum!” dedi ve koşarak uzaklaştı.

Ahmet iç çekti ve ürünleri bant üzerine yerleştirmeye başladı. Yer dardı, bir makarna kutusu önündeki başka bir müşterinin eşyalarının üzerine düştü.

Önünde duran kadın ona kızgın bir bakış fırlattı. Ahmet özür dileyerek kutuyu aldı ve nereye koyacağını bilemeyip elinde tuttu.

Kadın ona döndü ve gözlerini dikerek baktı. Neredeyse onun kadar uzun, kestane gözlü, dudak kenarları hüzünle aşağı bakan biriydi. Sararmış saçları, koyu kökleri belli olacak şekilde kabaca toplanmıştı. Kahverengi pardesösü, zayıf omuzlarında gevşekçe sallanıyordu.

Ahmet uzlaşmacı bir gülümsemeyle başını çevirdi ve Lale’yi aramaya başladı. “Nereye kayboldu ki? Ekmek dışında bir şeyler daha almışsa şaşırmam.” Kadına tekrar baktı. “Neden bana bakıyor ki? Hastam mıydı? Hatırlamıyorum.”

“Ahmet sen misin?” dedi kadın aniden ve gözlerinde bir sevinç parıltısı belirdi.

“Tanışıyor muyuz? Bana mı muayene oldunuz? Affedersiniz, hatırlayamadım…” diye mırıldandı Ahmet.

“Demek doktor olmuşsun, hayal ettiğin gibi?” diye sordu kadın. “Ben Ayşe. Ayşe Yılmaz.” Yeni parlamış olan gözlerindeki neşe aniden söndü.

Ahmet daha dikkatli baktı. Evet, ismini söylediğinde yüzünde bir şeyler tanıdık gelmişti… Ayşe… Ayşe…

“Yılmaz mı?” Nihayet hafızasında okulun arkasındaki stadyum canlandı, önünde koşan bir kız. Siyah saçları rüzgârda dalgalanıyordu. Ahmet ise onun görüntüsü karşısında nefes nefese kalmış ve bir türlü yetişememişti…

“Çok mu değişmişim?” diye buruk bir sesle sordu Ayşe, ama artık o eski Ayşe’ye hiç benzemiyordu. “Sen ise olgunlaşmışsın, eskisinden daha yakışıklı olmuşsun.”

Lale geldi ve ikisini merakla süzdü. Ahmet o kadar şaşkına dönmüştü ki Lale’nin ekmek dışında aldığı şeyleri bile fark etmedi. Bu, onun karakterine hiç uymuyordu. Lale, getirdiği paketleri nereye koyacağını düşünüyordu. Bant tamamen doluydu. Tam o sırada kasiyer düğmeye bastı ve bant hareket etmeye başladı.

Ahmet ilk kendine gelen oldu.

“Bu eski sınıf arkadaşım, Ayşe Yılmaz. Bu da eşim Lale,” diye tanıştırdı.

Lale Ayşe’ye merakla bakarken, Ayşe saygısızca kasaya döndü. Kasiyer tam onun ürünlerini geçiriyordu. Ayşe ödemesini yaptı, poşetini aldı ve kapıya yöneldi, ama çıkmadı, orada durdu.

“Beni bekliyor yoksa? İşte buna tükürürüm. Doktor olduğumu öğrenince sağlık sorunlarını dökmek için fırsat kolluyor.” İnsanlar, onun ve eşinin doktor olduğunu öğrendiklerinde hemen sorulara boğarlardı.

“Ahmet, kart sen de mi?” diye düşüncelerinden sıyrılmasını sağladı Lale.

Ahmet pos cihazına kartını okuttu, dolu poşetleri aldı ve çıkışa doğru yürüdü. Ayşe nezaketle önündeki kapıyı açtı. “Ne garip bir durum. Neden böyle yapıyor?” diye geçirdi içinden Ahmet, rahatsız hissederek.

Üçü birden marketin önündeki merdivenlere çıktı.

“Nerede oturuyorsun?” diye sordu Ayşe, Lale’yi görmezden gelerek. “Ailenin evinde mi?”

“Hayır, yan binada. Özellikle yakın aldık ki sık sık uğrayalım. Ya sen?” diye sordu Ahmet.

“Ben mi…” diyerek elini belirsiz bir yöne savurdu. Konuşma tıkanmıştı. “Seni görmek güzeldi. Gidebilir miyim?” Ahmet’in onayını bekliyormAhmet, Ayşe’nin arkasından bakarken içini derin bir hüzün kapladı, ama ailesini her şeyden çok sevdiğini bir kez daha hatırlayarak eve doğru yürüdü.

Rate article
Lifequest
Bunlara gerek yok, ben evliyim ve eşimi seviyorum” dedi hazır bir cümleyle.