Eski Fotoğrafın Sırrı
Kerem ve Aylin aynı sınıfta okuyorlardı. Kız, herhangi bir kızdı, özel bir yanı yok gibiydi. Fakat belki aşık olma vakti gelmişti, belki de Aylin’de bir şeyler değişmişti; bir gün Kerem ona öyle bir baktı ki, sanki onu ilk kez görüyormuş gibiydi. Etrafındaki dünya bir anda tepetaklak oldu, âşık genç adamın gözünde her şey farklı bir renge büründü.
Derslerden sonra üniversitenin girişinde Aylin’i beklerdi. O ise farkında bile olmadan hızla yanından geçip gider, uzun boylu bir genç adamın yanına gider, beraber uzaklaşırlardı. Kerem ise çiftin ardından bakakalır, gözden kaybolana kadar öylece kalakalırdı. İçindeki hayal kırıklığı ve öfkeyi bastırmaya çalışırdı.
Peki ne bekliyordu ki? Onun farkına varana kadar Aylin’in bekleyeceğini mi sanmıştı? Aylin gibi bir kızın erkek arkadaşının olmaması tuhaf olurdu zaten.
Bir gün Aylin, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı bir halde derse geldi. Tüm gün sessiz ve dalgındı. Kerem yine üniversitenin önünde onu bekledi. Bu sefer kimse karşılamamıştı onu. Cesaretini toplayıp yanına gitti.
“Eve mi gidiyorsun?” diye sordu.
“Hayır, büyükanneme. Şimdilik onun yanında kalıyorum. Hastalandı.”
Aylin, büyükannesinin tansiyonunun yükseldiğini ve eklem ağrıları çektiğini anlattı. Baharda hep kötüleşirdi, hatta dışarı bile çıkamazdı.
Kerem, yanında yürürken onu zar zor dinliyor, yedinci kat gökyüzündeymiş gibi hissediyordu. Kalbi mutluluktan deli gibi çarpıyor, aklında ise tek bir isim yankılanıyordu: Aylin, Aylin, Aylin…
Büyükannesi, üniversiteden sadece üç durak ötede yaşıyordu.
“İçeri buyur edemeyeceğim, büyükannem iyi değil,” diyerek özür diledi Aylin evlerinin önünde.
Ertesi gün Kerem yine yanına gidip büyükannesinin nasıl olduğunu sordu.
“İyi, ama annem dün akşam yeni kocasıyla geldi. Büyükannem çok telaşlandı, tansiyonu öyle yükseldi ki ambulans çağırmak zorunda kaldık. Keşke hiç gelmeseydi,” dedi Aylin.
Kerem içinden, “Demek ki üvey babasıyla arası iyi değil. Belki de büyükannesinin yanına taşınmasının asıl sebebi bu,” diye düşündü ama sormadı.
Yaz sınavları yaklaşırken Aylin’in büyükannesi vefat etti. Kerem hep yanındaydı, onu teselli ediyordu. Cenazeden sonra Aylin, büyükannesinin evinde yaşamaya devam etti.
“Büyükannenin hayaletinden korkmuyor musun?” diye şaka yollu sordu bir gün Kerem, onu eve bırakırken.
“Hayır, karakteri pek melek gibi değildi belki, ama bana karşı hep iyiydi en azından.”
Bir gün Kerem cesaretini toplayıp aklını kurcalayan soruyu sordu: “Üniversitenin önünde seni bekleyen adam nereye kayboldu?” Aylin’in yüz ifadesi değişti, buruştu. “Annemle evlendi,” diye cevap verdi.
“İnanabiliyor musun, şimdi üvey babam oldu,” dedi ve başını öne eğip yüzünü sakladı.
İlk sınavdan sonra Aylin, Kerem’i evine davet etti. Ağır, eski mobilyalarla dolu, soluk koyu renk duvar kaplı bu alışılmadık daireyi beğendi Kerem. Masanın üzerinde eski bir fotoğraf albümü duruyordu.
“Bakabilir miyim?” diye sordu, albümü işaret ederek.
“Tabii. Büyükannemin mezar taşına konacak fotoğrafını seçiyordum…” Aylin, Kerem’in yanına oturdu ve o da aile fotoğraflarını incelemeye başladı, kısa açıklamalar yaparak.
“Bu benim küçüklüğüm. Bu da annemle babam gençken. Daha ben doğmamışım.”
“Ailen boşanmış mı?” diye sordu Kerem, Aylin’in annesinin yeni evlendiğini hatırlayarak.
“Evet, babam annemin öfkeli karakterine dayanamamış. Boşandıklarında çok küçüktüm. Şimdi başka bir ailesi var, onunla konuşmuyoruz.”
“Bu kim?” diye sordu Kerem, asık suratlı, dudaklarını büzmüş yaşlı bir kadının fotoğrafını işaret ederek. Sert, geçimsiz karakteri bakışlarından bile belliydi.
“Büyükannem, olduğu gibi. Son zamanlarda hep böyleydi.” Aylin albümün sayfasını çevirdi.
“Bu da büyükannem gençken. Güzel, değil mi?” diyerek başka bir fotoğrafı gösterdi.
Fotoğrafta, rengârenk bir elbise giymiş güzel, gülümseyen bir genç kızın siyah gözleri Kerem’e bakıyordu. Aynı insan olduğuna inanamadı ama yorum yapmadı.
Aylin yine sayfayı çevirdi.
“Bekle, geri dön,” diye rica etti Kerem. “Bu da senin büyükannen mi?” diye sordu, bu kez genç kızın kolunda bir genç adamla çekilmiş başka bir fotoğrafı göstererek. “Onun yanındaki kim?”
“Bilmiyorum. Belki bir akraba ya da arkadaşı. Büyükannem albüme hiç bakmazdı, sorma fırsatım olmadı.”
“Aylin, bir şey mi oldu?” diye sordu, Kerem’in fotoğrafa dalmış halini fark ederek.
“Gitmem gerek.” Kerem aniden albümü kapattı, üzerine toz bulutları yükseldi. “Yarın ararım,” dedi kapıdan çıkarken. Bir an durdu, sanki bir şey sormak ya da söylemek istemişti ama vazgeçti.
Aylin’den ayrılınca Kerem eve gitmedi, şehrin diğer ucunda yaşayan dedesinin yanına gitti. Yol boyunca dalgın dalgın camdan dışarı bakıyordu ama gördüğü hiçbir şeyi fark etmiyordu.
“Kerem mi? Beklemiyordum seni. Ne zamandır uğramıyordun. İçeri gelAylin’in gözyaşlarıyla ıslanan albümü eline aldığında, Kerem kendisini artık kaçamayacağı bir gerçekle yüzleşirken buldu.




