Merhaba. O zamanlar seninle bir türlü sinemaya gidemedik,” dedi, aklına ilk geleni söyleyerek, önceden hazırladığı sözleri unutmuştu.
Cemre ve Deniz, sahil kenarında oturmuş, üniversiteye gireceklerini, mezun olup bir ev alacaklarını hayal ediyorlardı.
“Yeni bir araba alacağım, en iyisinden. Ve her şey yoluna girecek,” dedi Deniz, elindeki taşı suya fırlattı.
“Tatillerimizi deniz kenarında ya da yurtdışında geçireceğiz,” diye ekledi Cemre neşeyle, Deniz’in attığı taşın suda oluşturduğu halkaları izleyerek. “Ama önce üniversiteyi kazanmalıyız. Ders çalışmaktan bıktım artık,” dedi iç çekerek.
“Kazanacağız.” Deniz, Cemre’yi omzundan tutup kendine çekti.
Onların kadar kimsenin birbirini sevmediğini düşünüyorlardı ve hiçbir şeyin onları ayıramayacağına inanıyorlardı.
“Eve gidelim, annem merak etmiştir. Üstelik hava da soğudu.” Cemre banktan kalktı ve ayağındaki yeni ayakkabıların acısıyla “Ah!” dedi. Ayakkabılarını çıkarıp sahilin serin taşlarında yalınayak yürüdü.
“Yarın sinemaya gidelim mi? Bir film var, çok güzelmiş…” diye teklif etti Deniz.
Hiçbir şey ve her şey hakkında konuşarak yürüdüler.
“Yarın görüşürüz,” dedi Cemre evinin önünde, parmak uçlarına basarak Deniz’in yanağına hızlıca bir öpücük kondurdu ve koşarak apartmana girdi.
“O zaman biletleri alayım mı?” diye bağırdı peşinden.
Cemre cevap vermedi, sadece kapıda gülümsedi.
Şehir hâlâ uykudaydı, ama kısa haziran gecesi bitmiş, şafak sökerken gökyüzündeki yıldızlar kayboluyordu. Mezun olan eski lise öğrencileri için yetişkinliğin ilk günü başlıyordu.
Deniz sessizce eve girdi, annesini uyandırmamaya çalışarak soyundu ve hemen, yarınından emin, mutlu bir insanın uykusuna daldı. Öğleden sonra Cemre’nin evinin önünde bekliyordu. Cemre pencereden baktı ve bir süre sonra apartmandan çıkageldi.
“Biletleri aldım,” dedi Deniz, Cemre’ye sinema biletlerini göstererek.
“Üzgünüm Deniz, gelemeyeceğim. Annemin kız kardeşi geldi. Almanya’ya taşınıyor ve Moskova’daki evini bize bıraktı. Yarın onunla gitmemiz gerekiyor… Ben Moskova’ya taşınıyorum.”
“Ne zaman döneceksin?” diye sordu Deniz, henüz Cemre’nin ne dediğini tam olarak anlayamamıştı.
“Bilmiyorum. Üniversiteye orada gireceğim.”
“Ya ben? Ya biz?.. Birlikte hayal kurmuştuk…” Deniz kulaklarına inanamıyordu.
“Deniz, hayatta böyle fırsatlar bir kere çıkar. Üstelik aya gitmiyorum, beni ziyaret edebilirsin. Moskova’da bir üniversiteye sen de girmeye çalışsana?” Cemre’nin gözleri parladı. “Gerçekten, benimle gelir misin?”
“Orada nerede yaşayacağım? Ailen ne der? Benim bana ev bırakan zengin bir halim yok, param da yok. Anneme ne diyeceğim? O tek başına…”
“Bir çaresini buluruz,” dedi Cemre kaygısızca.
“Ne zaman gidiyorsun?” diye düşük bir sesle sordu Deniz.
“Yarın sabah. Eşyalarımı toplamam lazım. Her şey çok ani oldu… Deniz, ailem beni burada bırakmayacak, boşuna direnme. Beni seviyorsan, bir yolunu bulursun.”
“Ya sen beni seviyorsan…” Deniz cümlesini tamamlamadı, elini sallayıp arkasını döndü ve hızla uzaklaştı.
Cemre ona bağırdı, ama o dönüp bakmadı. Ara ara koşmaya başladı. Ancak Cemre çok geride kaldığında, ayaklarını sürüyerek yavaşça yürümeye başladı. İçi acıyla dolmuştu. “Cemre gidecek, yeni arkadaşlar edinecek, beni unutacak… Ben kimim ki? Sıradan bir şehir çocuğu…” diye düşündü kendini yiyerek.
“Gitsin öyleyse. Yaşarım. Her şeyi başaracağım… Pişman olacaksın…” diye mırıldandı kendi kendine.
Eve gidip yatağına kapandı, iki gün öylece kaldı. Annesi ambulans çağırmayı bile düşündü, hastalandığını sandı.
“Deniz, sınavlara hazırlanmaya başlasan iyi olur. Böyle yatarsan kazanamazsın, askere alırlar. O zaman Cemre kesin dönmez, seni başarısız biri olarak görür.”
Annesinin sözleri onu kendine getirdi. Kitapların başına oturmaya zorladı kendini, ama gözünün önünde hep Cemre vardı. Molalarda bahçedeki barda çalışıyor, onu düşünecek gücü kendinde bırakmamaya çalışıyordu. Birlikte kurdukları hayalleri tek başına gerçekleştirmeye kararlıydı. Sonra Moskova’ya gidip ona gösterecekti… Ama önce üniversiteyi kazanmalıydı.
Ve kazandı, annesi çok sevindi. Her gün Cemre’den bir mektup bekledi. Kendisi yazmak isterdi, ama adresini bilmiyordu. Çocuk gibi küsmüş, ağlayıp sızlamış, uğurlamaya bile gitmemişti… Şimdi gitse bile milyonluk şehirde onu nasıl bulacaktı? Komşular da bir şey bilmiyordu.
Tüm öğrencilik yılları boyunca bir gün Cemre’nin geleceği ya da yazacağı umuduyla yaşadı. Son sınıfta büyük firmalar iş teklifleri yapmaya başladı. Deniz de Moskova yakınlarındaki yeni bir fabrikaya başvurdu. Belki Cemre’ye yakın olur, hatta onu görürdü.
Annesi kabul etti, yolcu etti. Altı ay sonra bir ev verildi ona. Bir yıl sonra da muhasebede çalışan, kahkahaları bol, ela gözlü Selin’le evlendi. Bir kızları oldu, adını Aylin koydular.
“Bu ismi beğenmedim, eski moda,” dediDeniz bir gün sahilde yürürken, yıllar önce Cemre’yle oturdukları bankta genç bir çiftin aynı hayalleri kurduğunu gördü ve gülümseyerek geçip gitti.




