Sadece Mutlu Olmak İstedim

Yastığımın nemli tarafını çevirip tekrar uzandım. Biraz serinlemişti ama yine de uyuyamadım. Pencereden gelen araba sesleri ve düşüncelerim rahatsız ediyordu. “Bu saatte nereye gidiyor acaba? Eve mi, yoksa kaçıyor mu?” diye düşündüm. Lanet sıcak…

İç çekip kalktım. Evin karanlığına alışkındım, ışığı yakmadan mutfağa yürüdüm. Karşıdaki binada yanan iki pencere dikkatimi çekti. “Acaba birini mi bekliyorlar, yoksa vedalar mı ediyorlar?”

Ağaçların genç yaprakları karşıdaki pencereleri gizliyordu. Küçük bir lamba yaktım, su doldurup yudumladım. Serin su bedenime yayılırken ayaklarımın altındaki linoleum soğukluğuyla rahatlatıyordu.

Boş bardağı bırakıp yatağa dönmek istemedim. Küçük odadaki sert kanepeye uzandım, başımı eski bir yastığa koydum. Ve bir anda uykuya daldım…

***

“Acı olsun! Acı olsun!” diye bağırıyordu misafirler, şampanyalarını kaldırarak.

Mehmet elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Yüksek topuklu gelin ayakkabılarıyla neredeyse boyumu geçmiştim, artık ona yukarıdan değil, göz hizasından bakabiliyordum. Gözlerinde hayranlık vardı. Ben de hafifçe öne eğildim, duvakla yüzümü saklayarak.

“Bir, iki, üç…” diye saydılar.

Annem bana hep, “Ailede her şey kadına bağlıdır, evi çekip çevirmek senin görevin,” derdi. Ben de bu rolü üstlendim.

İlk zamanlar her şeyi birlikte yapardık Mehmet’le. Markete gider, yemek yapar, gülüşürdük. Ta ki bir gün öpüşürken ocaktaki patatesleri unutup neredeyse yakana kadar. Birbirimize âşıktık. Sonsuza dek böyle kalacağımızı sanmıştım.

İki yıl sonra kızımız Elif doğdu. Annem ilk zamanlar yardım etti.

“Çok yoruldum,” diye şikâyet ettim Mehmet’e.

“Erkek çalışır, yorulur. Kadının kaderi budur,” dedi annem. “Sen de Elif’le birlikte uyu.”

Uykuyu bölük pörçük almaya alıştım. Bazen parkta pusetle gezerken bile birkaç dakika kestirirdim. Elif iki yaşına gelince kreşe verdim ve işe geri döndüm.

“Beş yıl sonra emekli olunca Elif’i biz alırız, siz de yeni bir bebek yaparsınız,” diyordu annem hayalperest bir tavırla.

Ama işe dönünce ikinci çocuğu düşünmek bile istemedim. Mehmet de ısrar etmedi.

“Erkekler niye aldatır? Çünkü sevgililer hep bakımlıdır, eşler ise evde öyle gezer,” diye öğüt verirdi annem.

Ben de her sabah erkenden kalkar, makyajımı yapar, Mehmet uyanmadan hazır olurdum. Ama bu bile evliliğimizi kurtaramadı.

Elif büyüdü, evden ayrıldı. Bir gün Mehmet’in artık takım elbise yerine kot ve tişört giymeye başladığını fark ettim. Sabah koşularına çıkıyordu.

“Moda böyle,” diyordu.

Bir gün gömleğinde ruj izi gördüm. Direkt sordum. Şaşırdı, itiraf etti ve benim onu bırakmamı istedi.

“Seni tutuyor muyum? Git. Ama geri dönme.”

Eşyalarını topladım, tek bir gözyaşı dökmedim. Mehmet yavaşça giyinirken bana baktı, belki yalvarırım diye bekledi. Ama ben kapıda kollarımı bağlamış durdum. “Boşuna beklersin,” der gibi.

Gitti. Ben de salona uzandım, o sert yastığa gömülüp uluyarak ağladım. Hayat anlamsız geliyordu. Sabaha kadar ağladım. Sonra ilaçları çıkardım. Ama son bir kez arkadaşımı aradım.

O hemen geldi.

“Kendine bir şey yapma! Ölürsen bu ona avantaj sağlar. ‘Kadınlar benim için ölüyor,’ der. Ona bu şansı verme.”

İlaçları içmedim. Zamanla kendime geldim. Tek başıma yaşamanın keyfini çıkarmaya başladım. Uzun uyudum, evde rahat ettim, alışveriş yaptım.

Sonra Elif bir torun verdi bana. Büyükannelik rolünü sevdim. Ona ninniler söyledim, masallar okudum.

Bir gün parkta torunumla otururken yaşlı bir adam yanıma geldi.

“Hava ne güzel, değil mi? Torununuz mu bu?” diye sordu. Konuşmaya başladı, dinledim.

“Karım çocukları benden uzak tutardı. Şimdi torunumla her şeyi yapıyorum. Keşke geri dönebilseydim…” dedi.

Karısı ölmüştü. Birden Mehmet’i düşündüm. Acaba o da mı böyle pişmandı?

Ertesi gün yine karşılaştık. Bu sefer ben anlattım. Bir gün, “Yalnızlık bıktırdı,” dedi. Bana baktı.

Ama ben reddettim. Başka bir parka gittim.

***

Bir sabah kapı çaldı. “Elif erken mi geldi?” diye düşündüm. Ama kapıda Mehmet vardı. Tanıyamadım neredeyse. Yaşlanmış, zayıflamıştı.

“Pelin… Geldim işte,” dedi.

“Ne oldu?” diye sordum.

Gömleği kirliydi. Acıdım ona. Genç karısı onu yıpratmıştı belli ki.

“Pelin, kötüyüm,” dedi.

“Görüyorum.”

“O iyi biri, ama genç. Peşinden koşmaktan yoruldum. Mide ağrılarım var…” diye sızlandı. “Kalabilir miyim?”

“Kal, ama kurallarıma göre,” dedim.

“Hakkını helal et, Pelin. Artık her şeyi yapabilirim. Pürüzsüz bile yaparım,” diye heyecanla konuştu.

Kedilere acırım. Mehmet de bir insandı sonuçta. Torunum harikaydı ama onunla politikadan şikâyet edemezdim.

“Yemek ister misin?” diye sordum, mutfağa yürüdüm.

O gece odada inlediğini duydum. Sabah erken kalktım, çay yaptım. O hâlâ çıkmadı. İçeri girdiMehmet’in sessizce öldüğünü anladığımda, hayatın bana tekrar hatırlattığı gibi, bazen kaybettiklerimiz aslında kazandıklarımızdır.

Rate article
Lifequest
Sadece Mutlu Olmak İstedim