Kapıdan çıktığında park yerine doğru yönelen Mehmet, birden arabasını dün servise bıraktığını hatırladı. İlk başta canı sıkıldı ama sonra iyi oldu diye düşündü. Tıklım tıklım otobüste saatlerce sıkışıp kalmaktansa yürümek daha iyiydi. Tek endişesi, hızla kararan gökyüzüydü. Şehri yutacakmış gibi üzerlerine gelen kara bulutlar, sağanak yağmur ve şimşeklerin habercisiydi.
Mehmet yürürken sık sık gökyüzüne bakıyordu. Uzaklardan gök gürültüsü sesleri geliyordu. Bu civarda bir kafe olduğunu biliyordu, her gün önünden geçerdi ama hiç uğramamıştı. Adımlarını hızlandırdı.
Tam kafenin önüne geldiğinde, iri yağmur damlaları başına ve omuzlarına düşmeye başladı. Kapıya atladığı an, öyle bir gürültü koptu ki yer sarsıldı. Dışarıda, gökyüzünden boşalan yağmurla her yer simsiyah kesilmişti.
Kafe içi aydınlık ve sakindi. Mehmet etrafına bakındı, birkaç boş masa gördü. Tam oturacakken, kapı tekrar açıldı ve içeri iki genç kız girdi. Hemen en yakındaki masaya yerleşti. Kapı sürekli açılıyor, insanlar yağmurdan kaçıyordu. Kafe giderek kalabalıklaştı, herkes bu ani fırtınayı konuşuyordu.
Uzun boylu, ciddi bir garson yanına geldi. Menüyü önüne bıraktı ve gitmek üzereydi ki Mehet onu durdurdu.
“Köfte, sade salata ve bir Türk kahvesi,” diye kısa keserek siparişini verdi.
Garson bir şeyler karaladı, menüyü alıp diğer masalara koştu. İşleri birden yoğunlaşmıştı. Dışarıda ise yağmur bütün şiddetiyle devam ediyordu.
Barmen müziğin sesini açtı, yağmurun gürültüsünü bastırmak için. Mehet siparişini beklerken, içinden bir kez daha şükretti. Kafeye zamanında yetiştiği, eve gitmek zorunda olmadığı, eşi Ayşe’ye bir bahane uydurmak zorunda kalmadığı için rahattı.
Sekiz yıl önce hareketli, güzel Ayşe ile evlenmişti. Düğün öncesi ve ilk aylar harikaydı. Sonra Ayşe birden değişti. Arkadaşı bir iş adamıyla evliydi ve Ayşe ona özeniyordu. Sürekli kürklerden, pırlantalardan, estetik ameliyatlardan bahsediyordu.
“Ayşe, sen zaten güzelsin, buna ne gerek var?”
“O zaman daha da güzel olurum,” diye kesip atıyordu. Bir gün burnu, ertesi gün dudağı beğenmiyordu. Memeleri küçük diye yakınıyordu.
Mehmet onu vücuduna gereksiz müdahaleler yapmaması için ikna etmeye çalışıyordu. Silikonun onu güzelleştireceğine inanmıyordu.
“Sen öyle diyorsun çünkü paran yok,” diye kızgınca söylenirdi Ayşe.
Çocuk konusunu açtığında ise duymak bile istemezdi.
“Şişmanlarım, beni artık sevmezsin. Yeterince para kazanınca konuşuruz çocuk işini,” diye kesin bir cevap vermişti bir gün.
Mehmet tartışmıyordu, seviyordu karısını. Üniversiteden arkadaşı uzun zamandır onu yanına çağırıyor, işlerine güvenilir bir ortak arıyordu. “Altın dağlar vaat ediyorum,” diyordu. Mehmet de şansını denedi, ona katıldı. İlk zamanlar her şey yolundaydı. Hatta babasından kalan eski arabayı değiştirip daha iyi bir ikinci el almıştı.
Sonra her şey bir anda çöktü. Vergi dairesi denetim yaptı, banka hesapları bloke edildi. İş durma noktasına geldi, rakipler baskı yapıp şirketi satmaya zorladı. Mehmet elinde hiçbir şey kalmadı.
Ayşe ona başarısız diyordu. Sürekli eleştiriler, kavgalar, Mehmet’in içindeki sevgi ateşini söndürdü. Eski işine geri döndü, sadece alışkanlıktan yaşıyordu ama Ayşe’den ayrılacak cesareti bulamıyordu.
***
Mehmet’in masasına yan masadan bir çift oturdu. Onlara bakarken, kendisiyle Ayşe’nin de bir zamanlar böyle delicesine aşk dolu ve mutlu olduğunu düşündü. Peki ne olmuştu da böyle dağılmışlardı?
Düşüncelerinden onu barmenin başındaki kavga sesi kopardı. İki genç kız, sarhoş bir adamdan kurtulmaya çalışıyordu. Bu tür mekânlara sürekli gelen tiplerden değillerdi. Yağmurdan kaçan iki üniversiteli kızdı sadece. Adam küstahça kızlardan birini kaptığı gibi kapıya doğru sürüklemeye başladı. Arkadaşı müdahale etmek istedi ama adam onu itti. Kız bar tezgâhına çarpıp neredeyse düşecekti. Kimse yardım etmeye yanaşmadı.
Mehmet masadan kalkıp adamın önünü kesti.
“Ne var lan? Yol ver!” dedi adam ve yumruğunu Mehmet’in yüzüne savurdu.
Mehmet savuşturdu ve karşılık verdi. Adam kızı bıraktı, Mehmet’in üzerine atıldı. Kısa bir kavga sonrası, Mehmet onu yere sermeyi başardı. Birisi polisi aradığını bağırdı.
“Hadi çıkalım buradan!” diye fısıldadı kız, Mehmet’in kolundan çekiştirdi.
Darbelerden başı zonkluyordu, dudağından kanın tuzlu tadını hissediyordu. Durumu kötüydü ama tartışmadı, sessizce kızın peşinden sokağa çıktı. Yağmur hafiflemişti. Köşeyi döndüler.
“Buralarda bir eczane var, gidelim,” dedi kız.
Eczanede oksijenli su alıp yaralarını temizleMehmet o günden sonra hayatına yeni bir sayfa açtı, karanlık geçmişini geride bırakıp Kader ve küçük oğluyla birlikte sıcak bir yuvada mutlu bir hayat kurdu.




