Anne, Sen Bir Canavarsın! Senin Gibi Biri Çocuk Sahibi Olmamalı!

**1 Ocak 2024, Salı**

“Canavar gibi bir annesin! Senin gibi insanlar çocuk sahibi olmamalı…”

Bugün hayatımın en ağır günlerinden birini yaşadım. Annemle aramdaki bağ, bir daha asla tamir edilemeyecek şekilde koptu. Ama her şey nasıl başladı, hatırlamak bile istemiyorum…

Ben Elif, küçük bir kasabadan İstanbul’a üniversite okumaya gelmiştim. İyi bir öğrenciydim, ta ki arkadaşlarımla çıktığım bir gece kulübünde Deniz’le tanışana kadar. Deniz, yakışıklı, şehirli bir adamdı. Ailesi bir yıllığına yurtdışına gitmişti, koca evde yalnızdı. Ona deliler gibi âşık oldum ve kısa sürede onunla yaşamaya başladım.

Ailesinin gönderdiği harçlıklarla lüks bir hayat sürdük. Her gece partiler, eğlenceler… Başta hoşuma gidiyordu ama farkına varmadan borçlandım, dersleri aksattım. Kış döneminde sınavları zor geçirdim ve okuldan atılma tehlikesiyle karşılaştım.

Deniz’e artık durmamız gerektiğini söyledim. Derslere asıldım, sınavları geçtim ama Deniz hâlâ sorumsuzdu.

“Elif, bir kere yaşıyoruz! Gençlik geçiyor, yirmili yaşlar eğlenmek içindir,” diyordu umursamazca.

Anneme evli değiliz diyemiyordum. Telefonla konuşurken Deniz’le evlendiğimizi, düğünü ailesi dönünce yapacağımızı söyledim.

Bir gün ders sırasında fenalaştım, başım dönüyordu. Adet günlerimi kontrol ettim ve hamile olduğumu anladım. Test de bunu doğruladı.

Deniz kürtaj olmam için ısrar etti. İlk defa şiddetli kavga ettik, evi terk etti. İki gün sonra döndüğünde sarhoş bir kızla gelmişti. Öfkeden gözüm döndü, bağırdım.

“Bu kız gitmeyecek. Beğenmiyorsan sen defol!” dedi ve yüzüme tokat attı.

Şok olmuştum. Hemen montumu alıp yurda gittim. Ertesi gün özür diledi, bir daha asla vurmayacağına dair yemin etti. Ona inandım… Bebeğim için.

Birinci sınıfı zar zor bitirdim. Deniz’in ailesi döndüğünde beni görünce yüzleri asıldı. Babası açıkça konuştu: “Oğlumu rahat bırak. 10.000 lira veriyorum, al git kasabana.”

Para istemedim. Toplanıp annemin yanına döndüm. Kapıda karşılaştığımız anda suratı değişti.

“Yalnız mı geldin? Demek evlenmedin. Bu İstanbullu seni kullandı mı? Para vermedi mi?” diye çıkıştı.

“Anne, nasıl böyle konuşursun? Onun parasını istemem!”

“O zaman niye bana geldin? Burası dar zaten. Ben de hayatımı yaşamak istiyorum. Bir erkek arkadaşım var, senden genç. Onun önünde utanıyorum.”

“Anne, nereye gideyim? Doğum yaklaşıyor,” diye gözyaşlarımı tutamadım.

“Kocana dön! Babanı bulsun. Benim evim doldu.”

Hiç acımamıştı. Çantasını aldı, dışarı çıktı. Parkta ağlarken liseden arkadaşım Sibel çıktı karşıma.

“Elif, ne oldu?” diye sordu.

Her şeyi anlattım. Beni evine götürdü. Ailesi yazlıktaydı.

Birkaç gün sonra hastanede çalıştığı yerden harika bir haberle geldi: “Felçli bir teyze var, ona bakacak biri lazım. Gitmeli miyiz?”

Korktum ama Sibel ısrar etti. Teyzenin kızı soğuk ve ilgisizdi.

“Kendi evinde kalırsın, yemek veririm. Ama para yok,” dedi.

Kabul ettim. Zamanla teyze (Ayşe Hanım) ve bebeğim (Zeynep) birbirine alıştı. Ayşe Hanım öldüğünde kızı evi boşaltmamı istedi ama vasiyetinde evi bana bıraktığını öğrendik.

Derken yıllar sonra annem çıktı geldi: “Ameliyat oldum, evi sattım,” dedi. Ama bir gün telefon konuşmasını duydum:

“Kızım dışarıda… Evet, aşkım, para biriktiriyorum. Bu yaşta böyle rol yapmak zor…”

Rate article
Lifequest
Anne, Sen Bir Canavarsın! Senin Gibi Biri Çocuk Sahibi Olmamalı!