“İkinci Şans”
“Leyla, eve mi gidiyorsun?” diye sordu arkadaşı Aylin, tırnaklarını masaya tıkırdatarak.
“Hayır, biraz daha kalacağım. Kocam gelip beni alacak,” dedi Leyla hiç utanmadan yalan söyleyerek.
“Peki, sen bilirsin. Yarın görüşürüz.” Aylin kalçalarını sallayarak ofisten çıktı.
Çalışanlar birer birer ayrılıyordu. Koridorda aceleci adımlar ve topuk sesleri yankılanıyordu. Leyla telefonunu eline aldı, düşünceye daldı. “Yine bira içip televizoryn karşısında yatıyordur şimdi,” diye geçirdi içinden.
Derin bir iç çekti ve arama tuşuna bastı. Üç uzun çevirmeden sonra televizyonun sesi duyuldu, ardından Murat’ın uykulu sesi:
“Buyur?”
“Murat, dışarıda yağınur yağıyor, ben de süet çizmelerle geldim. Beni alır mısın?”
“Leylacığım, kusura bakma, arayacağını bilemezdim, bira içtim. Taksi çağır istersen,” dedi kocası.
“Her zamanki gibi. Senden başka bir şey bekler miyim zaten? Bana evlenme teklif ederken beni ellerin kadehinde taşıyacağını söylemiştin.”
“Leylacığım, maç var ya…” Telefondan taraftar sesleri yükselince Leyla konuşmayı kapattı.
Onu ofisin önünde beklediği günler çok geride kalmıştı. O zamanlar arabası yoktu ama yine de her gün onu almayı başarırdı. Leyla iç çekti, bilgisayarını kapattı, üstünü giyindi ve ofisten çıktı.
Sessiz koridorda göz boyayan topuklarının sesi yankılandı. Herkes çoktan gitmişti. Girişte güvenlik masasında müdür yardımcısı Emre Bey telefonla konuşuyordu. Uzun boylu, bakımlı, siyah paltosuyla sıradan bir ofis görevlisinden çok Hollywood yıldızına benziyordu. Kadınlar arasında evlenmeyişinin sırrını çözmüş olanlar da vardı.
Leyla ona her zaman “Galiba bir sorunu var, bu kadar yakışıklı bir adam nasıl hâlâ bekâr?” diye söylenirdi.
“Manken sevgilisi var. Adını unuttum şimdi, dergi kapaklarındanLeyla bir an durup Emre Bey’e baktı, sonra gülümsedi ve “Hayat bazen bize ikinci şansları en ummadığımız anlarda sunuyor,” diye düşünerek evine doğru yürüdü.




