Dünyada senin gibi canavarların çocuk sahibi olmaya hakkı yok!
Liseden sonra Ayşe, küçük bir Anadolu kasabasından İstanbul’a üniversite okumaya geldi. Bir gün arkadaşlarıyla çıktığı barda Serkan’la tanıştı. İstanbullu, yakışıklı, ailesi bir yıllığına yurtdışına görevli gitmişti. Ayşe ona deliler gibi âşık oldu ve kısa sürede onun evine taşındı.
Aşırı lüks bir hayatları vardı, ailelerinden gelen paralarla geçiniyorlardı. Her gece ya bara gidiyorlar ya da evde partiler veriyorlardı. İlk başta Ayşe bu hayatı sevdi. Ne olduğunu anlamadan borca ve devamsızlığa battı, kış dönemini zayıflarla kapattı. Okuldan atılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Ayşe, aklını başına toplayacağına ve sınavları tekrar vereceğine söz verdi. Gerçekten de kitaplara gömüldü. Serkan’ın arkadaşları geldiğinde banyoya kapanıyordu. Nihayet sınavları verdi. Ama Serkan’ı da bir an önce düzene sokmaya kararlıydı. Son senesiydi, diplomasını alacaktı.
“Boşver Ayşecim, bir kere yaşıyoruz. Gençlik gelip geçici. Yirmili yaşlarda eğlenmezsek ne zaman eğleneceğiz?” diye kaygısızca cevap verdi Serkan.
Annesine nikâhsız bir erkekle yaşadığını söylemekten utanıyordu. Telefonda evi aradığında, evlendiğini, nikâh kıydırdıklarını, düğününü Serkan’ın ailesi yurtdışından dönünce yapacaklarını söylüyordu.
Bir gün derste birden kötü hissetti. Başı dönüyor, midesi bulanıyordu. Adet takvimini hatırlayamadı ve dehşetle hamile olduğunu fark etti. Test de şüphesini doğruladı.
Henüz erken haftalardaydı ve Serkan onu kürtaja ikna etmeye çalıştı. İlk kez ciddi bir kavga ettiler, öyle ki Serkan evi terk etti ve iki gün ortada görünmedi. Ayşe perişan olmuştu, ağlayarak onu bekledi. Sonunda Serkan döndü, ama yalnız değildi. Kolunda sarhoş bir sarışın vardı, ayakta zor duruyordu. Ayşe, endişe ve bekleyişten bitkin düşmüştü, dayanamayıp Serkan’a bağırdı, yanındaki kızı kovmaya çalıştı.
“O gitmeyecek. Beğenmiyorsan, sen defol buradan, histerik!” diye bağırdı Serkan ve tokat attı.
Ayşe pardösüsünü kapıp evden fırladı. Yürüyerek yurda kadar gitti. Şişmiş yanağı, akan rimeli ve gözyaşlarıyla kapıyı çaldı. Nöbetçi kadın acıdı, içeri aldı.
Ertesi gün Serkan geldi, özür diledi, bir daha asla el kaldırmayacağına söz verdi, geri dönmesi için yalvardı. Ayşe inandı. Çocuğu için.
Zor bela birinci sınıfı bitirdi. Annesinin yanına gitmeye korkuyordu. Ne diyecekti? Ama İstanbul’da kalmak da korkutucuydu. Serkan’ın ailesi yakında dönecekti, o ise karnı burnunda ve perişan görünüyordu.
Kısa süre sonra aile gerçekten de döndü. Ayşe’nin taşralı olduğunu ve henüz ikinci sınıfa geçtiğini öğrenen baba, sert bir konuşma yaptı. Ayşe’ye para teklif ederek oğlunu rahat bAnnesinin yıllar sonra hasta yatağında son nefesini verirken, Ayşe gözyaşları içinde “Keşke seninle barışabilseydik” diye fısıldadı, çünkü şimdi anlıyordu ki nefret, yalnızca yürekleri kemiren bir yüktü.




