Anne, sen bir canavarsın! Senin gibi biri çocuk sahibi olmamalı!

“Sen bir canavarsın, anne! Senin gibi insanlar çocuk sahibi olmamalı!”

Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye başlamıştı. Bir gün arkadaşlarıyla bir bara gitmiş, orada Can’la tanışmıştı. İstanbullu, yakışıklı, ailesi bir yıllığına yurtdışına gitmişti. Ayşe ona delicesine aşık oldu ve kısa sürede onun evine taşındı.

Para konusunda sıkıntıları yoktu, Can’ın ailesi düzenli harçlık gönderiyordu. Her gece ya bara gidiyorlar ya da evde partiler veriyorlardı. Başta Ayşe bu hayatı sevmişti. Farkına varmadan borçlar birikti, dersleri aksadı, sınavları zor geçti. Okuldan atılma tehlikesiyle karşılaştı.

Kendine çeki düzen vermeye, sınavları tekrar vermeye söz verdi. Gerçekten de kitapların başına geçti. Can’ın arkadaşları geldiğinde banyoya kapanıyordu. Sonunda sınavları geçti. Ama Can’ın da artık biraz ciddiye alması gerektiğini düşündü. Son sınıftaydı, mezuniyet yakındı.

“Boş ver, Ayşecim. Hayat bir kere yaşanır. Gençlik elden gidiyor. Yirmili yaşlar eğlenmek için değil mi?” diye gülüyordu Can.

Annesine, evlilik olmadan bir erkekle yaşadığını söylemeye utanıyordu. Telefonla konuşurken evlendiklerini, nikah kıydıklarını, düğünü Can’ın ailesi döndükten sonra yapacaklarını söyledi.

Bir gün derste midesi bulanmaya başladı. Başı dönüyor, halsiz hissediyordu. Adet günlerini karıştırdığını fark etti ve korkuyla hamile olduğunu anladı. Test de doğruladı.

Henüz erken dönemdi, Can kürtaj yaptırması için ısrar etti. İlk kez büyük bir kavga ettiler. Öyle ki Can iki gün eve gelmedi. Ayşe deliye dönmüş, ağlıyordu. Sonunda Can döndü, ama yalnız değildi. Sarhoş bir kız omzuna yüklenmiş, zar zor ayakta duruyordu. Ayşe bitkin düşmüştü, dayanamayıp bağırdı, kızı kovmaya çalıştı.

“O gitmeyecek! Beğenmiyorsan sen git, manyak!” diye bağırdı Can ve tokat attı.

Ayşe montunu kapıp dışarı fırladı. Yurda kadar yürüdü. Şişmiş yanağı, dağılmış rimeli ve gözyaşlarıyla kapıyı çaldı. Nöbetçi kadın acıdı, içeri aldı.

Ertesi gün Can özür dilemeye geldi. Bir daha asla el kaldırmayacağına dair söz verdi, geri dönmesi için yalvardı. Ayşe inandı. Çocuğu için.

Zor da olsa birinci sınıfı bitirdi. Eve gitmeye korkuyordu. Annesine ne diyecekti? Ama İstanbul’da kalmak da korkutuyordu. Can’ın ailesi yakında dönecekti, karnı iyice belli olmuştu.

Kısa süre sonra ailesi gerçekten geldi. Ayşe’nin taşralı olduğunu, ikinci sınıfa yeni geçtiğini öğrenince baba sert bir konuşma yaptı. Ayşe’ye para teklif etti, oğlunu rahat bırakıp gitmesini istedi.

“Akıl veriyorum sana, bu çocuk baba olacak adam mı? Sürekli eğlence peşinde. Belki de çocuk onun bile değil? İyi para veriyorum. Al, ailene dön. Herkes için daha iyi olur.”

Ayşe bu sözlerden öyle incindi ki yerin dibine girecekti. Can ise hiç sesini çıkarmadı. Parayı almadı, ama sonra pişman oldu. Toplanıp annesinin yanına gitti.

Annesi, kapıda karnı burnunda kızını görünce her şeyi anladı.

“Tek başına mı geldin? Demek evlenmedin öyle mi? İstanbullu çocuk işini bitirip kovdu seni? Hiç para vermedi mi?” diye sordu, içeri bile almadan.

“Anne, nasıl böyle konuşursun? Parası bana gerekmez.”

“O zaman bana niye geldin? Biz zaten zor geçiniyorduk. Şanslı çıktın sandım, İstanbullu biriyle evlenip rahata kavuştun. Koca karınla geri geldin. Dördümüz, hem de bir bebekle nasıl yaşarız burAnne, gözündeki soğuk bakışı hiç değiştirmeden kapıyı kapattı ve Ayşe’nin hayatındaki en zor mücadelesi böyle başladı.

Rate article
Lifequest
Anne, sen bir canavarsın! Senin gibi biri çocuk sahibi olmamalı!