Çocukluk Yaraları

Elif yemek masasına yulaf lapasını koydu, oğlunun tabağına reçelle gülen bir surat çizdi.

“Erkekler! Kahvaltı hazır!” diye seslendi, demlenmiş çayı fincanlara doldururken.

Kerem masaya oturdu ve tabağına surat astı.

“Yulaf lapası sevmem,” diye mırıldandı.

“Bu da ne demek şimdi? Yulaf çok faydalı. Buz patenine gitmek istiyorsan önce doğru düzgün kahvaltı yapacaksın.” Murat oğlunun karşısına geçti, kaşığını daldırıp ağzına attı.

“Mmm… Çok lezzetli. Annemiz tam bir kahraman. İnan bana, hiç kimse bu kadar güzel yulaf lapası yapamaz.”

Kerem babasına kuşkuyla baktı ama o da kaşığını aldı. Tabağını bitirdiğinde, Elif boş tabağı kaldırdı ve ona çayını uzattı.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu kocasına. “Son günlerde çok dalgınsın. İşte bir sorun mu var?”

“Ben bitirdim. Buz patenine ne zaman gideceğiz?” diye coşkuyla sordu Kerem.

“Git biraz oyna. Bizim annenle konuşmamız lazım.” Murat, oğlunun suratını görünce ekledi, “Biraz sonra. Git şimdi.”

Elif bir an için oğlunun düşüncelerini okuduğunu hissetti. Kerem, ağlamak mı yoksa odasına çekilip endişelenmek mi arasında gidip geliyordu. Gülümsedi ve başını sallayarak buz patenine gideceklerini, ama biraz sonra, diye onayladı.

Kerem sandalyeden kaydı ve suratını asarak mutfaktan çıktı.

“Peki, nedir seni kemiren?” Elif, Kerem’in yerine oturdu.

“Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Kendim de emin değilim,” dedi Murat, çay fincanını masada döndürerek.

“Bir başka kadın mı var? Bizden ayrılmak mı istiyorsun?” diye direkt sordu Elif.

“Elif, ne diyorsun sen? Aklına nasıl böyle bir şey gelir?” Murat öfkeyle karışık bir tepki verdi.

“Başka ne düşünebilirim ki? İşler yolundaysa, seni bu kadar düşündüren ne?” Elif sabrını yitiriyordu. “Dün çöpü atmanı rica etmiştim. Başını salladın ama unuttun. Dalgın dalgın dolanıyorsun. Doğruyu söyle, yalan söyleme,” diye uyardı.

Murat karısına dikkatle baktı.

“Annem geldi,” diye zorlukla itiraf etti.

Elif, bu kelimelerin ona nasıl ağır geldiğini fark etti.

“Rüyanda mı? Öbür dünyadan sana ne dedi ki seni böyle altüst etti?” diye şakayla karışık sordu.

“Hayır, rüyanda değil. Gerçekten. Yaşıyor.” Murat çay fincanını itti. Çay masaya döküldü. Elif hemen fırladı, süngeri kapıp su birikintisini sildi.

“O ölmemiş miydi? Yoksa bana yıllardır yalan mı söylüyorsun?” Süngeri lavaboya fırlattı ve tekrar masaya oturdu.

“Yalan söylemedim. Nasıl anlamıyorsun? O benim için gerçekten ölmüştü,” diye karşılık verdi Murat, karısının anlamamasına sinirlenerek.

“Peki, baştan anlat. Öldü, yaşıyor… Açıkla. Dinliyorum.”

“Ne anlatayım? Sanırım on yaşındaydım. Babam içerdi. Annemle sürekli kavga ederlerdi. Annem güzeldi ve babam onu çok kıskanırdı. Hatta bazen vurduğu bile olurdu. O morlukları kapatırdı ama ben görürdüm.”

“O gün babam çok sarhoş geldi. Annemi suçlamaya başladı, onun yüzünden içtiğini söyledi. Annem önce sessiz kaldı ama bu babamı daha da öfkelendirdi. Ben odama gittim, bağırışmalarını duyuyordum. Sonra bir anda ağır bir şey düştü ve ses kesildi. Biraz bekledim, çıktım. Babam yerdeydi, kolları açık. Başından kan akıyordu. Annem… Onun üzerine eğilmişti, ağzını eliyle kapatmıştı.”

“Beni fark etti ve mutfaktan itti. ‘Baban düştü, hemen ambulans çağıracağım,’ dedi. Ama polis geldi. Annem onlarla gitti, ‘Hala Zehra gelecek, bekle,’ dedi. Babamın ablasıydı. Ben holde oturdum, halam gelene kadar.”

“O babam için ağlıyordu, anneme ‘katil’ diyordu, hapse atılması gerektiğini söylüyordu. Sonra eşyalarımı toplamamı söyledi, onun yanında yaşayacağımı. Ne yapabilirdim?”

“Annem hakkında bana çok kötü şeyler söyledi. İnanmak istemedim, bağırdım, ‘Annem iyidir, babamı sever, başka erkeği yok,’ dedim. Ama kimse dinlemedi. Eniştem Süleyman ise, ‘Kimseye olanları anlatma. Herkes anne babanın kazada öldüğünü sansın,’ dedi. Okulda ‘annen katil’ diye zorbalık göreceğim için.”

“Annem bir daha gelmedi, aramadı, yazmadı. Ben de onu beklemeyi bıraktım. Beni beslediler, giydirdiler ama sevmediler. Babamın ablasının yanında istemediğimi hissettim.”

“Bir gün cüzdanından on lira aldım. Ne için aldığımı hatırlamıyorum. Bana hiç harçlık vermezdi. Fark etti ve bana vurdu. ‘Bir daha çalarsan seni yetimhaneye gönderirim,’ dedi.”

“Büyüyüp onlardan kaçacağım günü bekledim. Nasıl hırsız ya da uyuşturucu bağımlısı olmadım, bilmiyorum. Lise bitince buraya geldim, teknik üniversiteye girdim, seni tanıdım.”

“Anne babamın öldüğü yalanına o kadar alışmıştım ki sana da doğrusunu söyleyemedim. ‘Katilin oğlu’ olduğumu öğrenirsen beni sevmeyeceğinden korktum.”

“Aman Tanrım, ne çok şey yaşamışsın.” Elif kocasının elini avucunun içine aldı. “Onu bir daha hiç görmedin mi? Anneni?”

“Hayır. Üç gün önce iş yerime geldiğinde onu tanımadım ama içimde bir şey hissettim. O olduğunu biliyordum. Önce konuşmakMurat’ın gözleri doldu, “Bugün gidip onu göreceğim, belki artık gerçekten bir anne olabilir,” dedi ve oğlunun buz patenindeki kahkahalarına kulak verirken, yıllardır taşıdığı yükün hafiflediğini hissetti.

Rate article
Lifequest
Çocukluk Yaraları