Milyonere Evlilik Yolculuğu

Şehirde neredeyse sıcakların son izleri vardı, kaldırımlarda kumlar eriyen buzların arasına karışmıştı. Mezarlıkta ise kar hâlâ duruyordu, tabii yağmurlarla biraz çökmüş hâliyle. Ayşe, mezar taşları arasındaki karlı yollarda uzun süre dolaştıktan sonra nihayet anne babasının mezarını buldu. Birlikte yatıyorlardı, babası trafik kazasında öldüğünde Ayşe henüz lise ikinci sınıftaydı.

Mezarın etrafındaki demir parmaklık iki kişilikti. Annesi üç yıl önce vefat etmişti. Ayşe, mezar taşına öyle bir fotoğraf seçmişti ki annesiyle babası aynı yaşta görünsünler, tıpkı babası hayattayken hatırladığı gibi.

Ayşe emekli olmuştu, Ankara’daki evini oğlunun ailesine bırakmış, iki gün önce memleketine dönmüştü. Dairesini topladı, bugün de mezarlığa geldi.

“Affet beni anneciğim, o zaman seni bırakıp kaçmıştım Ankara’ya. Başka türlü yapamazdım. Anladığın için teşekkür ederim, beni durdurmadın.” Mezar taşının üzerindeki karı silkeledi.

Bir süre daha durdu, sonra anne babasına veda edip geldiği yoldan mezarlığın çıkışına doğru yürüdü.

“Ayşe!” diye bir ses duydu. Durdu, arkasına baktı.

“Bana mı?” Bilmediği, yaşlı bir adamı süzdü.

“Beni tanımadın mı? Benim, Serkan Demir.” Adam gülümsedi, o an Ayşe onu hatırladı.

“Tanıyamadım. Değişmişsin,” dedi ve o da gülümsedi.

“Ben seni hemen tanıdım, görmediğim hâlde…” duraksadı, içinden hesapladı. “Otuz yıl olmuş.”

“Otuz iki yıl,” düzeltme yaptı Ayşe.

“Hiç değişmemişsin. Anne babana mı geldin?” Mezarlara doğru başını eğdi.

“Evet. Ya sen?”

“Büşra’ya.” Serkan gözlerini kaçırdı.

“Büşra öldü mü? Ne zaman oldu?” Ayşe şaşırdı.

Büşra’ya karşı kin beslemiyordu. Kırgınlığı çoktan geçmişti. Sadece bir üzüntü ve acıma hissetti.

“Altı ay önce. Çok acı çekti. Kanser. Tamamen yalnız kaldım,” dedi Serkan hüzünle.

Ayşe ona yan gözle baktı. Ağlıyor gibi geldi. Hayır, sadece derin bir nefes almıştı. Yüzü sakindi, düşünceliydi.

“Çocuğumuz olmadı. İşte böyle. Ya sen? Tek başına mı geldin, yoksa eşinle mi?” diye sordu Serkan.

“Yalnızım. Emekli oldum, Ankara’daki evi oğluma bıraktım, kendim döndüm,” dedi Ayşe, kasten eşinden bahsetmedi.

Mezarlığın kapısına geldiler.

“Ben seni meşgul ettim, sen de bir yere gidiyordun…” dedi Ayşe.

“Büşra’nın mezarından geliyordum. Annemi başka zaman ziyaret ederim. Yoksa sen yine kaybolursun, kaçarsın,” diye alay etti Serkan.

“Ne yazık, gitti, şimdi sıradaki otobüsü bekleyeceğim,” diye iç çekti Ayşe, durağa yaklaşan otobüsü görünce.

“Ben arabayla geldim, seni bırakayım, hadi.” Serkan etraftaki park etmiş arabalardan birini gösterdi.

Onunla gitmek, konuşmak pek istemiyordu ama mezarlığın yanında otobüs beklemek de can sıkıcıydı. Ayşe soğuk arabaya bindi. Serkan kontağı çevirdi, kaloriferi açtı. Mezarlığın duvarını, gelecekte yeni mezarlara ev sahipliği yapacak karlı boş araziyi, ahşap evleri geçtiler. Ayşe her zaman şaşırmıştı, insanlar nasıl büyük bir şehir mezarlığının yanında yaşayabiliyordu?

“O kadar yıl geçti, ama hâlâ aramızda ne olduğunu anlamadım. Sen gittiğinde yerimde duramadım. En önemlisi, neden?” dedi Serkan, sessizliği bozarak.

Ayşe şaşkınlıkla ona baktı.

“Büşra hamile olduğunu söyledi. Sonradan yalan söylediğini öğrendim, zaten çocuğu olmazdı. Ama önce inandım, evlendim. Sonra… artık geri dönüş yoktu. Büşra, biliyor musun, nişanlınla kaçtığını duyunca nasıl çıldırmıştı? Sizden intikam almak için Ankara’ya gitti. Neden kaçtın Ayşe?”

“Hâlâ anlamadın mı? O zaman benim için kiminle, nereye gittiğimin bir önemi yoktu, sadece buradan uzaklaşmak istiyordum.”

“Nasıl yani?” Serkan başını Ayşe’ye çevirdi, araba yolda hafifçe kaydı.

Ve Ayşe, ne kendini ne de Serkan’ı düşünmeden, anlatmaya başladı.

***

Doğru söylerler, dostluklarda çoğu zaman biri diğerini kullanır. Ayşe ile Büşra’nın ilişkisi de tam böyleydi. Ayşe okula dönem ortasında gelmişti. Tüm derslerden tam not alan bir öğrenci olarak yeni sınıf arkadaşlarının antipatisini çekiyordu.

Sınıfın en güzel kızı Büşra, Ayşe’yi korumasına aldı. Teneffüslerde birlikte koridorlarda dolaşıyor, eve birlikte gidiyorlardı. Ayşe, Büşra’ya derslerinde yardım ediyor, sınavlarda kopya veriyordu.

Büşra sayesinde sınıfta kendini kabul ettirdi. Büşra’nın peşinde, komik ve kulakları biraz büyük olan Serkan Demir koşardı. O ise onu küçümser, açık açık alaya alırdı.

“Neden böyle yapıyorsun? O gayet iyi bir çocuk. Bir de görürsün, büyüyünce yakışıklı bir adam olacak,” diye Serkan’ı savunurdu Ayşe.

“Olduğu zaman görürüz,” diye kayıtsız cevaplardı Büşra.

Tabii, gelecekle ilgili planlarını da paylaşırlardı.

“Hayatımı bu kasabada geçirmeye niyetim yok. Ankara’ya gideceğimSerkan’ın gözleri buğulandı ve son kez ona baktı, “Seni kaybettiğim gün hayatımın en büyük hatasını yaptım,” dedi, arabayı uzaklaştırırken Ayşe’nin gölgesi yavaşça sokağın köşesinde kayboldu.

Rate article
Lifequest
Milyonere Evlilik Yolculuğu